Per. Kas 26th, 2020

 

Sultan KILIÇ

 

Yeşilyurt’un ilçe meydanından güneye bakınca gözünüze çarpan en heybetli yapı, 1753 yapımı Cami-i Kebir (Merkez cami, Çarşı cami, Büyük cami ya da Mustafa Ağa cami de denir) gözünüze ilk çarpandır. Eskiden tepenin yokuşunda olduğundan meydan düzleştirilince yapının kuzeyi ile güneyinde bayağı bir kot farkı kalmış; hatta doğusu ile batısı arasında bile az da olsa seviye farkı var. Yapılış tarihi 1753; ama Osmanlı değil Selçuklu mimarisi özelliklerine sahip.

 

Sağdaki 16, soldaki 14 mermer basamakla caminin girişindeki sahanlığa çıkılıyor. İki yandaki merdivenlerin arası, sahanlık alanının altındaki boşluk kapatılarak gasil hane (ölü yıkama yeri) haline getirilmiş.

Sahanlıktan ayakkabılığın olduğu son cemaat yerine geçiliyor. Bu bölüme dışarıdan daha çok ışık sızması amaçlanarak kapının iki yanına çok büyük, vitraylı, kantarmalı üç pencere yapılmış. Ayakkabılığın da olduğu bu son cemaat yerinde bir ana, iki de yan kapı bulunuyor. Doğudaki kapının bulunduğu bölüm, camekânla bölünerek imam odasına dönüştürülmüş. Ana kapının ve ana kapının doğusuna son cemaat için yapılmış olan mihrabın üzerinde eski yazıyla yazılmış kitabeler bulunuyor. Yeşilyurt Cami-i Kebir’in ana kapısının üstündeki kitabede şunlar yazmakta:

İlahî sen ivezlerin ver bu hayrat ehline ki hayratın kabul edüp

Cinanı eylegil ihsan keremler eyle hem ya Rab ki ihsan eyleyüp gufran

Gurretü’l ayn ismidir ismi azâb etme eye Süphan ki hayrat etmeye yârânın gücü yetmez ânın

Lâkin, senin lütf-ü kereminden şüru etti eya Mennan

İlâhi, bu hayratın sahibi daim said olsun

Varıp cennet makamına cehennemden baid olsun

Sahibü’l hayrat Şeyhzade el Hac Hüseyin Ağa 1221 (Bu tarih, caminin ikinci kez yapıldığını göstermektedir.)

Ana kapının doğusunda, son cemaat yerinde bulunan mihrabın üzerindeki kitabede ise:

El Hac Muhammed El Hac Osman Hicri 1169 (Miladi 1753)

Fetedallahü Melaiketi ve Hüve Kaimu Musalli fi mihrab

El Hac sahibü’l hayrat Hacı Musdafazade El Hac Abbas Ağa Hicri 1169 (Miladi 1753) Son onarım 1971 yazıyor.

 

Camiyi gezip görmemizde caminin bir buçuk yıllık müezzini Adıyaman Besnili Abdülgani Açar bize rehberlik ediyor.

Ana kapıdan girince de göze çarpan oldukça kalın, heybetli, halkın kantarmalı dediği, yarım ay şeklinde birbirine tepeden bağlanan tonozlu sütunlar oluyor. Malatya’nın Battalgazi ilçesindeki Ulu Camiyi andırıyor iç mimarisiyle. Ana yapının meydanındaki sekiz sütun, tonoz kavisleriyle dış duvarların iç mekâna çıkıntısıyla sütun izlenimi oluşturan bölümlere bağlanarak on altı sütunlu dev bir yapı oluşturuyor.Girişteki sahanlık ve kapalı avlunun haricinde 600 metrekare kapalı alana sahip. 16 ana sütun, 5 peron, 1000 kişilik kapalı alanı olan muhteşem bir yapı.

250 yıllık tarihi Çırmıhtı hamamını da yıkmışlar

 

Yıllar önce büyük caminin kuzeyinde, hemen yanında bulunan küçük yazlık camiyi yıkmışlar meydan açmak için. Karaman köprüsünün doğusunda, caminin çevresindeki tüm zanaatkâr dükkânlarını ve 250 yıllık tarihi hamamı da yıkmışlar. Bu arada birkaç asırdır cami meydanında yaşayan kocaman iki çınar ağacını da kesmişler. Meydanı boşaltmışlar; ama caminin önüne yapılan gasil hane ve doğu köşesine sıkıştırılan şadırvanla o muhteşem mimariyi boğmuşlar. Caminin tuvaletleri ise batısından geçen çayın üzerinde bulunuyor. Tuvaletlerin akarı çaya bırakılıyor olamaz diye tahmin ediyorum.

Cami, güneydeki kayalığa yaslanarak yapılmış. Güney duvarı olarak, yaslandığı kayalıktan yararlanılmış. Zamanla çevresine evler yapılmaya başlamış. Ev yapmak için caminin yaslandığı güneyindeki kayaları oymuşlar. Kocaman bir kaya parçası, şu anda caminin güney duvarının doğu duvarıyla birleştiği yerde durmakta. Dıştan açıkça görülmekte kaya parçası, bir insanın kamburu gibi. Bu görünüm de yapıya oldukça ilginç, değişik bir hava veriyor. Doğallık, bu kadar güzellik katabilir ancak dedirtiyor görenlere.

 

Girişteki kapalı alan olan avludan ana kapıyı geçip geniş alana girdiğinizde batıdaki ikinci sütunun hemen dibine müezzin mahfili yerleştirilmiş. Ana kapının tam karşısına, güney duvarına taş mihrap, mihrabın batı yanına da ahşap minber konmuş. Çırmıhtılı 90 yaşındaki Mahmut Bağdatlı’dan edindiğimiz bilgiye göre, yıllar önce eski ahşap minber, yıprandı gerekçesiyle yakılmış. Yerine oldukça gösterişli, ahşap oymalarla bezeli yeni minber yaptırılmış.

 Mihrabın kuzeydoğu köşesine de vaiz kürsüsü konmuş. Ana kapının üstüne, kuzey duvarına boydan boya asma kat yapılmış. Asma kata kuzeybatı duvarına paralel konan merdivenlerden çıkılıyor. Mihrabın önünde tepedeki kubbeden kocaman bir avize sarkıyor. Caminin sütun tonozlarıyla oluşturulmuş tavandaki kubbelerinden birçok avize sarkıyor, mihrabın önündeki kadar büyük olmasa da.

 Kavisli sütun pervazları; yani alandaki tonozların kemerleri sıvanmadığından silme taşlar, açıkça görülüyor. Caminin tamamının silme taştan yapıldığı sanılırken birkaç yıl önce ilgili kurumların yetkilileri gelerek duvarda inceleme yapmışlar. Ana kapının doğu duvarında on beş santimetre karelik bir bölümün sıvasını kazarak duvarın yapısını açığa çıkarmışlar, yeniden sıvamamışlar. Bu açıklıktan aralarına özel bir harç konarak tuğladan örülen duvarlar açıkça görülüyor. Yapının ana aksamının, sütunların silme taştan, geri kalan kısım olan duvarlarınsa tuğladan örüldüğü görülüyor. Sütun kemerlerinin dışında caminin içi ve dışı sıvanmış çünkü. Sütunlar ve caminin tüm duvarları, tabandan bir metre kadar yüksekliğe kadar ahşapla kaplanmış. Tabansa yeşil üzerine kırmızı şeritleri olan halıyla kaplanmış.

 

Batıda 5, güneyde 3, doğuda 5 olmak üzere 13 penceresi bulunmakta. Çerçeveler plastik doğrama, camlar çift ısı camla sonradan değiştirilerek yapılmış. Aldığımız bilgiye göre dışarıdan bakıldığında tepede tek küçük kubbe görünüyormuş, güneydeki mihrabın bulunduğu bölümün kubbesi, içeriden bakıldığında da diğerlerinden daha yüksek görünüyor. Çatısı yokken tek kubbe olarak, damın üzerinde görünüyormuş. Sonradan dama konan çatının altında kaldığından kubbesi görünmüyor. Çatıdan önce caminin damı toprakla, çamur sıvayla kaplıymış.

 

Ayakkabılığın da bulunduğu son cemaat yerindeki mihrabın doğusundan minareye çıkılıyor. Minarenin orta aksamındaki taşlar bile öyle özenle yontulmuş ki o zamanın teknolojisi düşünülürse ustalık harikası. Basamaklar da kesme mağrip taşından yapılmış, duvarlarda kullanılan taşlar gibi beyaz değil, kara renkte.  Dış duvardan geniş gelerek ortada daralıp sıfırlanan basamaklar, yelpaze gibi görünüyor. Tek kişinin çıkabileceği kadar dar bir merdiven genişliği, oldukça da dik tutulmuş doğal olarak.

 Arada bir dış duvara konan ışıklık pencereleri var. 82 basamakla minarenin şerefesine el feneriyle çıkılıyor. Yerden minarenin yüksekliğinin aletle 26 metre olarak ölçüldüğünü Çırmıhtılı Mahmut Bağdatlı’dan öğreniyoruz. Şerefeden Çırmıhtı’nın her yanı, çevresindeki tepeler dağlar rahatlıkla seyredilebiliyor. Müezzin Abdülgani Açar, Yeşilyurt’un Malatya’dan giriş yolunun batısındaki tepeyi işaret ediyor. Ay yıldız çizilmiş, vericilerin olduğu tepenin üstünde namazgâh var. Bayram namazları oradaki namazgâhta kılınıyor, diyor.

 

Şerefe ve şerefeden yukarı külah kısmı, malzeme olarak da işçilik, olarak da minarenin asıl bölümüne hiç benzemiyor. Minarenin basamaklarında, basamakların birleştiği orta aksamda kullanılan taşlarla, işçilikle; şerefe ve külah arasındaki malzeme ve işçilik arasında dağlar kadar fark var. Külahın birkaç yerinden yüzeye konan tablet şeklindeki taş benzeri malzeme düşmüş. Külah bölümü, metal çemberlerle sarılarak desteklenmiş. Alemin yanında da paratoner yükseliyor. Meğer 1892’de meydana gelen depremde şerefe yıkılmış, bu şerefe sonradan yapılmış.

Caminin içi bakımlı; ama dışı dökülüyor

 

En son 1971'de Vakıflar Bölge Müdürlüğünün onarımından geçmiş cami. Şimdiyse caminin içi bakımlı; ama dışı dökülüyor. Çatı olukları bile yer yer kopmuş; duvarlara su akmış, sıvaları kabartmış.

Isınma sorunu yok caminin. Şubat soğuğunda sıcacık olan caminin daha önceleri sıvı yakıtla ısıtıldığı, şimdiyse elektrikli klimalarla ısınmanın sağlandığı bilgisini alıyoruz. Caminin çevresindeki esnaftan, camiye cuma namazı için gelen Çırmıhtılılardan bilgiler ediniyoruz.

Bir de caminin kuzeyindeki ilçe meydanına çeşme yapılırken çeşmenin yapımına hiçbir şekilde engel olmayan asırlık çınarın kesilmiş olduğu anlatılıyor. İlçenin güzel simgelerinden biriydi, meydana kanat geren anaç bir çınardı, yazık ettiler çınara, diye yazıklanarak anlatıyor halk.

 

Cami ile ilgili efsaneler de anlatılıyor tabi. Birisi, çok sevdiği kıza kavuşamamış. Camiyi yaptırmış, beni de caminin yanına gömün ölürsem, demiş. Caminin çevresine binalar yapılırken kemiklere rastlanmış. Bir diğer efsane de Besni yöresinde posta arabasıyla bir yerden başka yere nakledilen paraları gasp eden eşkıya başı, devletten kaçarak Çırmıhtı’ya gelir. Buraya yerleşir, izini kaybettirir. İtibarını perçinleyerek iyice gizlenmek için bu camiyi yaptırır. Öldüğünde caminin yanına gömülür. Kazıda bulunan kemikler de ona aittir, deniyor çeşitlenen söylentilerde.

 

Bir başka söylentiye göre de caminin yapımında çalışan ustalardan biri, inşaattan düşerek ölür. Ustanın cenazesi, caminin yanına defnedilir.

 

Not: Yazarın izni olmadan yazıları, fotoğrafları herhangi bir şekilde kullanılamaz.

sultankilic44@hotmail.com

 

147

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir