Sal. Eki 27th, 2020

 

 

 

 

Eğitimci Hasan GÜL

 

 

Öğretmenliğimin ilk yıllarından başlayarak hoşlandığım gazete veya gazete kupürlerini saklarım. Bunları zarflar içinde biriktirir, kitaplığımın bir rafında bulundururum.

 

Birkaç gün önce bu zarflardan birisinin içindeki kupürleri karıştırırken bir iki sayfalık yerel gazete nüshasına rastladım. Benimle ilgili bir yazı vardı. Olayı hatırladım. Ne kadar üzülmüş, korkmuş paniğe kapılmıştım. Bazı isimleri, tarihleri unutmuş olabilir miyim diye olayı yeniden hatırlamaya çalıştım. Olayı yazmaya karar verdim.

 

Gümüşhane ilinde ilköğretim müfettişliği görevine başladığımın ilk ayıydı. Yani çiçeği burnunda bir müfettiş idim. 1974-1975 öğretim yılının başlamasına günler kalmıştı. O yıllarda öğretim yılının başlamasına günler kala il, ilçe genelinde ayrı ayrı olmak üzere mesleki toplantılar yapılırdı. Bu toplantılara mülki amirler, okulların yönetici ve öğretmenleri katılırdı.

 

Toplantıların konuşmacıları genellikle ilköğretim müfettişleridir. Konular, genellikle bir önceki öğretim yılında görülen aksaklıklar ve eksikliklerle yeni uygulamalardır. Açılış konuşması genellikle idare amirleri tarafından yapılır. Sözünü edeceğim toplantı, Gümüşhane ili merkez ilçe, ilçeye bağlı kasaba ve köy ilkokulları öğretmen ve yöneticilerinin katıldığı toplantıdır.

 

Toplantıdan birkaç gün önce ilköğretim müfettişleri olarak bir toplantı yaptık. Bu toplantıda ele alınacak konular ve konuşmacılar tespit edildi. Konunun bir tanesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin öğretimidir. Bahsi geçen ders, CHP ve MSP partilerinin koalisyonunun getirdiği bir dersi idi. İlköğretim ders programı içinde yoktu. Milli Eğitim Bakanlığının yayın organı olan Tebliğler Dergisi aracılığı ile okullara ve eğitim kurumlarına duyurulmuştu.

 

Bu konu bana verildi veya ben gönüllü aldım. Ben aldım sanıyorum. Çünkü müfettişlik görevine başlamadan önce bir TÖBDER kongresinde de işlemiştim. Elimde o konuda Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu’nun konuyla ilgili dokümanları da vardı. Böylece iyi hazırlanmıştım.

 

Toplantı, Gümüşhane il merkezindeki Halk Eğitimi Müdürlüğünün toplantı salonunda yapılıyordu. Valimiz merhum Sabahattin Çakmakoğlu, açılış konuşmasını yaptıktan sonra Teftiş Kurulu Başkanı merhum Mustafa Kayaalp bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, konuşmacılardan bir konuda açıklama istenmesi halinde dinleyicilerin, isteklerini yazılı olarak salonda bulunan görevliler aracılığıyla konuşmacılara iletmeleri söylenmişti.

 

Konuşmacı arkadaşlar konuşmalarını yaptılar. Sıra bana gelmişti. İşleyeceğim konu ilgi çekici bir konuydu. Konu, basında ve siyasi partilerde, öğretmen kuruluşlarında günlerce tartışılmıştı. Bu nedenlerle katılımcılar pür dikkat dinliyordu. Sahnedeki bir yazı tahtasında örnek öğretim planları yaptım.

 

Konuşmanın sonuna doğru görevli personel birkaç not getirdi. Bu arada salonun ön sırasında, valinin yanında oturan bir kadın öğretmen, yerinden kalkarak elindeki notu konuşmakta olduğum sahnenin kenarına bıraktı. Hem konuşuyor hem de izliyordum. Yerine oturduğunda göz göze geldiğimizde, eliyle notu işaret etti. Ben de gördüğümü işaret ettim. Daha sonra notu aldım, elimdeki notların altına koydum.

 

Hazırladığım konuşmayı bitirdikten sonra notlara sıra gelmişti. Soruları tek tek cevapladım. Sıra sahnenin kenarına bırakılan nota gelmişti. Not aynen şöyleydi.”Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi konularını kendim tespit edebilir miyim? İsim yerine de yanlış hatırlamıyorsam M.K. harfleri vardı. Bunun mümkün olmadığını, iki siyasi partinin üzerinde anlaştığı, Talim Terbiye Kurulu’nun bu doğrultuda tespit ettiği üniteleri aynen okutmak zorunda olduğumuzu uzun uzun anlattım. Ayrıca ahlak kavramının görece bir kavram olduğunu, bu kavramın toplumdan topluma, kişiden kişiye değişebileceğini uzun uzun anlattım.

 

Konuşmanın sonunda epey de alkış aldım. Toplantı bir çarşamba günü yapılmıştı. Aradan birkaç gün geçmişti. Bir pazar günü bütün memurların geldiği memurlar kulübüne gittiğimde beni gören birkaç arkadaş ”Teorisyen müfettiş geldi.“ diyerek gülüşmüşlerdi. Bir anlam vermedim. Ne demek istediklerini sorduğumda da, Vali Yardımcısı Tacettin Pakelgil bana hitaben ”Okuma masasına git, Demokrat Gümüşhane gazetesini oku.”dedi.

 

Gittim, gazeteyi aldım. Hemen birinci sayfada başyazı olarak “YENİLERDEN TEORİSYEN MÜFETTİŞ” başlığı altında, nasıl temin ettilerse öz geçmişim; solculuğum, TÖBDER’li olduğum, benim ve benim gibi düşünenlerin ahlak anlayışı ile ilgili adeta vermiş veriştirilmiş uzun bir yazı gördüm.

 

Tekrar tekrar okudum. Neredeyse bayılacaktım. Arkadaşların yanına gitmeden kulüpten çıkıyordum ki, valimizin çağırdığını söylediler. Döndüm yanına gittim. Paniğe kapılmamamı, pazartesi günü kendisine uğramamı söyledi. Çıkmadım, yanlarında kaldım. Gruptaki arkadaşların tavsiyelerini dinledim. Bana notu veren kadın öğretmenin Demokrat Gümüşhane gazetesinin sahibinin eşi olduğunu, takma adla yazı yazanın bir öğretmen olduğunu söylediler.

 

O günü ve geceyi nasıl geçirdiğimi bir bilseniz. Pazartesi günü ilk işim Sayın Valimiz Sabahaatin Çakmakoğlu’na gitmek oldu. Tekrar nasihatler etti. Paniğe kapılmamamı söyledi. Gazete sahibiyle görüşeceğini söyledi. Aynı ilde çıkan Kuşakkaya gazetesi sahibi Turan Tuğlu’ya gidip konuyu söylememi, kendisinin beni gönderdiğini söylememi tembih etti.

 

Turan Tuğlu’ya gittim. O yayın organıyla aynı anlayışta olmadıklarını, söylese bile dikkate almayacaklarını söyledi. Sonra dostumuz olan Avukat Murat Öztekin’e gittim. Bu aşamada hukuken yapılacak bir şey olmadığını söyledi. Esasen beni telaşa süren konu ise yazıda ‘devamı gelecek sayıda’ gibi bir ifade vardı. Gelecek sayıda neler yazılacaktı. Gümüşhane küçük bir yer, nerdeyse herkes birbirini tanıyor. Sanıyordum ki sokakta herkes beni işaret ediyor.

 

Tanıdığımız kıdemli, deneyimli öğretmenler de olaya tepkiliydiler. Olayın üzerinden bir hafta kadar zaman geçmişti. Gazipaşa İlkokulu’ndaki bir öğretmenler toplantısında, bugün adını hatırlamadığım, soyadı Odabaş olan değerli bir öğretmen dostum, olaya sebep olan notun sahibi öğretmene hitaben, yapılanın saygısızlık olduğunu, bu işe hemen son verilmesi gerektiğini söylemesi, diğer bazı öğretmenlerin de benzeri şeyler söylemesi üzerine yayın devam etmedi. Böylece yakayı sıyırmış oldum.

 

95

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir