Sal. Eki 27th, 2020

1967 adafının yerli ailelerinden çindemir ailesi anneannem sultan çindemir dayım hasan, Bektaş annem Zeynep yılmaz, teyzem kifaye ç

 

Zeynep Yılmaz’a vedaymış meğer son merhabam

 

Sultan KILIÇ

 

Bir sabah, bir çift terlik, bir çift ayakkabı konur bahçe kapısının önüne…

 Sonra yolculuk başlar, eller üstünde taşınırsın mezarlık toprağına…

 

Sanırım çoğumuzda bu duygu vardır, büyüklerimizin ezelden beri bu dünyada yaşıyor olduğu ve bu dünyayı hiç ama hiç terk etmeyecekleri…

Hayatın haksız düştüğü son boğum olan ölüm gerçeği, o nedenle belki de biz geride kalanları serseme çevirir. Yokluğu içimizde fırtınalar yaratan sevenlerimizin bizi terk etmiş olmasını bir türlü kabullenemeyiz. Yok canım, bu, olsa olsa kötü bir rüyadır. Birazdan bu karabasandan kurtulacağım, uyanacağım diye umutlanırız bir süre.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

MEĞER YATAĞA MAHKÛM OLMUŞ

 

Malatya’nın Samanlı Mahallesinin efsane bahçelerinden geriye kalan bir buçuk sokağının buçuk kısmında yaşardı Zeynep Yılmaz. 13 Şubat 2016 tarihinde bahçe kapısını açık görünce avluya girmiş. Asırlık kerpiç evin dış kapısını da açık bulunca iyice cesaretlenerek seslenmiştim Zeynep abla, diye.

Oğlu Ümit Bey, buyur etti içeri. Annem artık yatalak, dedi. Gözümle görene kadar inanamadım. Penceresi bahçeye ve yola bakan oda, Zeynep ablanın rahatı için hazırlanmış. Yatağının yanındaki masaya Zeynep ablanın ilaçları, peçetesi, kolonyası, telefonu, suyu konmuş. Televizyon karşısında, kumanda yine elinin altında, oyalansın diye.

Ayakucunda tekerlekli sandalyesi. Gerçi sandalye ile dolaşamıyormuş ama banyo yaptırmak üzere tekerlekli sandalyeye oturtup banyoya taşıyormuş onu, oğlu Ümit. Döne döne teşekkür ediyor oğluna. Dualar ediyor. Oğlu Ümit de çiçek gibi bakıyor anasına. Yatalak hastaya yapılabilecek tüm hizmetleri, Zeynep ablanın oğlu Ümit üstlenmiş. Nurhayat ve Nurgül adında iki kızı; Murat adında bir oğlu daha olduğunu öğreniyorum.

Evler ayrı, dertler ayrı der ya halkımız. Zeynep ablanın diğer çocukları, geçim derdiyle Malatya dışında yaşamak zorunda kalmışlar. Arada bir ziyarete geliyorlar, sık sık telefon ediyorlar, diyor. Unutkanlık da başlamış. Nurhayat’ın arkadaşı mısın, Selma niye gelmedi, diyor. Selma Ünsever de çok sevdiği eski komşularının kızı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

SAMANLI’NIN EFSANE BAHÇELERİNDE BİR KUTSAL AĞAÇ

 

Geçen yaz kendilerine geldiğimi hatırlıyor. Sıcak mı sıcak bir ağustos akşamüstüydü. Bugün de Çilesiz ve Samanlı Mahallelerinin bahçelerinin arasında dolaşayım demiştim. Çilesiz’in ve Samanlı’nın efsane bahçelerini kese kese bitirdiler. Bahçelerin yerlerine beton siteler diktiler.

Çilesiz’in ortasından geçen sokağın iki yanında beş on tane kerpiç konak duruyor. Samanlı’nın da Fahri Kayahan Bulvarının doğusundaki bir buçuk sokağında birkaç kerpiç konak ve birkaç kerpiç ev kalmış. Onları da fazla hisseli olduğundan müteahhitler, şimdilik alamamış ve yıkamamışlar.

İşte o sıcak mı sıcak akşamüstü Samanlı bahçelerinin birinde yalp yalp yanıp sönen bir ışık fark ettim. Çalıların arasından baktığımda dallarına rengârenk çapıtların bağlandığı bir ağacın altında, yandaki kerpiç konağın duvarının kenarında mumların yandığını gördüm. Anladım ki burası bir ziyaret, ağaç da kutsal ağaç, mumlar da dilek mumları.

Bu merakımla bahçe içerisindeki kerpiç evin avlusuna girdiğimde Zeynep abla ile oğlu Ümit’le karşılaşmıştım. Tanışmış, biraz sohbet etmiş, bir daha geleceğim konusunda söz vermiştim. Zeynep ablanın anası Sultan Çindemir, Arguvan’ın Karahüyük köyünden Dağlı Fatma (Çamur)’nın akrabasıymış. Zeynep ablanın dayısına Topal Ali derlermiş. Benim de anasının köylüsü olduğumu öğrenmesi, aramızda daha sıcak bir yakınlık oluşturmuştu.

 

bahçede

İlk karşılaşmamızdan ancak altı ay sonra gidebilmiştim ziyaretine. O yaz, sapasağlamken altı ay sonra yatalak bir Zeynep abla ile karşılaşıyordum. Yatağa mahkûmken bile iyileşeceğine inanıyordu. Bacaklarında oluşan morlukların yatak yarasına dönüşmemesi için doktorun önerdiği merhemleri, oğlu Ümit’in sürdüğünü söylüyordu. Oğlum bana çok iyi bakıyor; o olmasa ben çoktan ölürdüm, diyor.

Nüfus cüzdanına göre 1943 doğumlu, 2016’da 73 yaşında olan Zeynep Yılmaz’ın aslında 77 yaşında olduğunu ifade ediyor oğlu. Eskiden çocuklar, doğar doğmaz nüfusa kaydettirilmezmiş, diye açıklıyor.

Bu yaştaki Zeynep ablanın kısa kesilmiş saçlarında çok az beyaz telin oluşu dikkatimi çekiyor. Saçları simsiyah, üstelik boya değil. Oğlu, anasının kulağına işitme cihazını taktıktan sonra, daha rahat anlaşıyoruz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

“ÇALIŞMAKTAN DEĞİL, ÇEKTİĞİM ÇİLELERDEN ÇÖKTÜM”

 

“Bu bahçe içerisindeki kerpiç ev, benim baba evim. Burada doğmuşum. Ömrüm burada, Samanlı’da geçti. Bahçelerde dut silkeledim, pestil ve pekmez yaptım. Ekmek pişirdim. Bulgur kaynattım, değirmene kalktım. Kavurmalar yaptım, tarhana yaptım. Dört çocuk yetiştirdim. Şimdi her şey yalan oldu…

Çok çalıştım, çalışmaktan bu hale düşmedim. Çilem ağırdı, çilem. Kocamdan çektim… On üç yıl filan oldu herhalde kocam öleli.

Düştüm; kalçam kırıldı, belim kırıldı. Şimdi her yanımda platin takılı, platinlerle yaşıyorum. Buna şükür…” diyor.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bahçelerindeki ziyaret ağacından yola çıkarak hangi ziyaretlere gittiğini soruyorum. Anasının çok ihlaslı olduğunu, sağlığı seyahate elverişli olduğu zamanlarda kutsal bilinen yerleri hep ziyaret ettiğini söylüyor oğlu. Zeynep abla da sayıyor: Abdulvahap, Abdal Musa, Hıdır Abdal Sultan, Derviş Muhammed, Şıh Hasan, Hacı Bektaş Veli… Kutsalların adlarını her anışında işaret parmağını yanlamasına dudaklarına değdirerek onları niyaz ediyor.

Ve fedakâr oğlu Ümit Yılmaz, en önemli noktaya değiniyor: “Annemi tanıyan komşular, akrabalar annemin ziyaretine geliyor. Annemin yatalak oluşunu görünce ‘Bu kadar saf, temiz, inançlı bir insan olan Zeynep abla, yataklara düştüyse vay bizim halimize…!” diyorlar. “ diyerek belki farkında olmayarak hayatın bedelinin ağır olacağına işaret ediyor.

Örenli Zeynep, Uzunhasanlı Yusuf Yılmaz ile evlenmiştir. Ömrünce Samanlı Mahallesindeki kerpiç evde yaşamış, dört çocuk büyütmüş, dünyanın kahrını yüksünmeden omuzlamış, çevresince ‘cefakâr bir melekti’ sıfatı uygun görülmüş olan Zeynep Yılmaz, 27 Mart 2016 Pazar günü bu dünyaya veda etmiş. Sultan ve Abdulvahap’ın bebeği, nüfus kayıtlarına göre 73, yakınlarının bilgisine göre 77 yıllık fedakâr, dürüst yaşadığı ömrünü tamamlamış.

yusuf

“YAVRUSUNU BEKLEYEN ANA, TEK GÖZÜ AÇIK GİTMİŞ”

 

Yatağa mahkûmiyetten dolayı vücudunda morluklar olan Zeynep Yılmaz, ziyaretimden kırk gün kadar sonra fenalaşınca oğlu Ümit tarafından ambülansla hastaneye götürülüyor. Hastanede bir hafta tedavi ediliyor. İyice fenalaşınca yoğun bakıma alınıyor. 28 Mart 2016 Pazartesi günü, ömrü noktalanıyor.

Ümit, hep yanındadır. Nurgül, annesinin hastaneye kaldırıldığını haber alınca İstanbul’dan Malatya’ya gelmiştir. Murat da son anda yetişir ama İstanbul’dan Malatya’ya gelmekte olan Nurhayat, annesinin son nefesine kavuşamamıştır. Zeynep Yıldırım, son nefesini verdiğinde gözlerinden biri kapanır; diğeri kapanmaz. Yavrusu yolda olan ananın gözü kapanmaz elbet diye yorum yapar eltisi Döne bibi.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Doğup büyüdüğü, evlendiği, hep çalıştığı, dört çocuğunu yetiştirdiği Malatya Samanlı Mahallesi, Ayhan Sokağındaki 17 numaralı evinden onu, ancak ölüm ayırabilmiştir. 28 Mart 2016 Pazartesi günü Malatya Şehir Mezarlığındaki sonsuza giden hanesine defnedilmiş.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Samanlı Mahallesinin efsane bahçelerinden izler taşıyan buçuk sokağına girdiğimde açık olan ahşap bahçe kapısının önünde bir çift kadın terliği durduğunu görüyorum. Acıların dindi mi Zeynep abla? Acıların dindi mi; diye içimden tekrarlıyorum.  Acıların dindi mi Zeynep abla?

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

 

 

sultankilic44@hotmail.com

 

 

86

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir