Sal. Kas 24th, 2020

 

20150820_506302

 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin Cemevlerini ibadethane olarak kabul etmesini değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Songül Tunçdemir, iktidarın yasal düzenleme yaparak bu karara hemen uyması gerektiğini söyledi.

PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) Malatya Şube Başkanı Songül Tunçdemir, basın açıklamasında:

“Yargıtay, ‘Alevi inancına mensup insanlarının inanç ve ibadet merkezlerinin cemevleri olduğu, Alevilerle birlikte tüm toplum kesimleri tarafından kabul edilmiş bir olgu ve gerçekliktir.’ tespitinden hareketle “Cemevi bir ibadethanedir” kararı aldı. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu yönde aldığı kararı yok sayan siyasi iktidarın, şimdi Yargıtay’ın aldığı bu kararı yasal düzenleme yaparak derhal uygulamaya sokması gerekir.

 

CAMİ DE CEMEVİ DE BÜTÇEDEN PAY ALMASIN

 

Yargıtay’ın “Cemevi ibadethanedir” kararının uygulanması, belediyelerin Cemevleri için resmi yer tahsisinin yasal olarak önünü açacak, Cemevlerinin de diğer ibadethaneler gibi (cami, kilise, havra vb.) elektrik ve su başta olmak üzere kamu olanaklarından yararlanmasını beraberinde getirecektir. Yargıtay’ın verdiği bu karar gecikmiş bir karardır Ancak bir noktanın önemle altını çizmek istiyoruz; Biz Aleviler olarak cemevlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden pay almasını istemiyoruz. Nasıl camilerin pay almasını istemiyorsak bunu da istemiyoruz. Bu kısma katılmamakla birlikte cemevlerinin ibadethane statüsünde olması, önemli ve sevindirici bir karardır.

 

Laikliğin savunulduğu bir noktada devletin dini kurumları tanımlaması, tarif etmesi, bunların elektrik su gibi giderlerini karşılamasını yanlış bulmamıza rağmen, cemevinin en azından diğer ibadethanelerle eşitlenmesinin mevcut sistem içinde olumlu buluyoruz.

 

Mevcut sistem içinde baktığımız zaman bu kazanımdır. Ancak meselenin diğer boyutu, biz laik yaşam biçimini benimseyenler, din-devlet ilişkileri içerisinde devletin dinden elini çekmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Laikliğin savunulduğu bir noktada devletin dini kurumları tanımlaması, tarif etmesi, bunların elektrik su gibi giderlerini karşılaması doğru değildir. Bu cemevi için de cami için de kilise için de havra için de doğru değildir.

 

Doğru olan, din ve inancın sivil hayata terk edilmesidir. Devlet, bunların hiçbirini desteklemez; hiç bir inanç lehinde ya da aleyhinde faaliyette ve destekte bulunamaz.

 

Her ne kadar mevcut sistem içinde diğer ibadethanelerle cemevlerinin eşitlenmesi olumlu olsa da bir bütün olarak, din-devlet ilişkisini ele aldığımızda bütün bunların hepsi yanlıştır.

 

Alevi/ Kızılbaş inancı ve öğretisinin sorunlarının çözülmesi ülke barışı anlamında çok önemli bir zeminde bulunmaktadır. İnançların özgürleşmesi ve sorunlarının çözümü hukuki bir zeminde alınabilecek sorunlardır.

 

 

Bu anlamda eşit yurttaşlık temelinde ele alınacak sorunların en kısa zamanda çözülmesi gerekmektedir. Tek ulus ve tek inanç egemenliğinin neye mal olduğu, ülkeyi nereye getirdiği açık olarak görülmektedir. Yargıtay’ın kararı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hukuki konumunu da tartışılır hale getirmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi de tartışılır hale gelmiştir. Aleviler Diyanet’in bütçesinden yararlanmayı istememektedir. Aleviler bu kurumun kaldırılmasını istemektedirler.

 

 

Alevi toplumunun vermiş olduğu mücadele sonucunda verilen bu kararın yalnızca ibadethane olarak kabulü doğru, diyanet bütçesinden cemevlerinin yararlandırılması yanlıştır. Bu durum alevi inancı ve öğretisinin Diyanet İşleri Başkanlığı etrafında kontrol altında tutulması ise bizler tarafından kabul edilemez bir durumdur.

 

Devletin, AİHM karar verdiği andan itibaren yasal düzenleme yapması gerekirdi. Ama hükümet bu konuda hep kural tanımaz, hukuk tanımaz bir tavır sergilemektedir.

 

NÜFUS CÜZDANLARINDAN DİN HANESİ KALDIRILSIN

 

Bugüne kadar Alevilerin kazandıkları üç tane AİHM kararı bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi zorunlu din dersleri, diğeri cemevleri kararı ve üçüncüsü nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kaldırılmasıdır.

 

Türkiye uluslararası sözleşmelere imza atmasına rağmen, bu konudaki AİHM kararını esas alacağını beyan edip kendi yasalarıyla bir uyuşmazlık olması halinde gerekli düzenlemeyi yapacağını taahhüt etmesine rağmen bunların hiç biriyle ilgili yasal düzenleme yapılmamıştır.

 

Yargıtay’ın bu kararı ve AİHM’nin almış olduğu kararlar acilen yasal bir düzenleme ile sonuçlandırılmalıdır.” dedi.

 

 

 

74

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir