Çar. Eki 28th, 2020

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Sultan KILIÇ

Yaz akşamları Paşaköşkü’nden Kanal boyunun stadyum kısmının sonuna kadar yürüyorum. Ve her akşam onu görüyorum. Kimi zaman yanımdan hızla geçerken son anda fark ediyorum. Hep konuşmak istiyorum ama acelesi olduğu her halinden belli. Ben içimden konuşsam mı konuşmasam mı tartışmasını yaparken kendimle. O, çoktan gözden kayboluyor.

Bu akşam yine aynı rastlantıyı yaşadım. Yaşadık diyemiyorum çünkü onun haberi bile yok kendisiyle ilgilendiğimden. Yine yanımdan hızla geçerken fark ettim. Yine ah keşke konuşabilsem onunla dedim. Yoluma devam ettim, bu kez Vali Konağı (Mehmet Buyruk) Caddesini de geçip Zafer Mahallesini turladım. Badıllı Camiinden kuzeye inip Kanal boyuna ulaştım.

Kanal boyunun bu kısmı, dondurmacıların bol olduğu diğer kısma göre daha sakindir. Hava da esintili, temmuz gündüzüne göre oldukça serin. Kanaldan akan su sesi eşliğinde yürürken bir de ne göreyim?

Halk Eğitim salonunun önündeki basamaklara oturmuş, arabayı da yanına park etmiş. O işte, hep konuşmak isteyip de konuşamadığım. Acele acele yanımdan gelip geçen, şimdi basamaklara çömelmiş. Durur muyum, doğru yanına varıyorum. Selam verdikten sonra, başlıyoruz dertleşmeye.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Öyle alçak sesle konuşuyor ki, adeta fısıldıyor. Güzel gözleri, karşısındakinin gözlerine uzun süre bakamıyor, bakışlarını yere çeviriyor. Yüz hatları öyle güzel, öyle orantılı ki… Yalnız, elinde kâğıda sarılı bir şey var, ekmek gibi, lahmacun gibi görünüyor açık kalan uç kısmından. Ben karşısına çıkınca yiyemiyor ekmeğini, arada bir elindekine bakıyor. İzin verirsen fotoğrafını çekmek isterim, izin vermezsen çekmem, diyorum.

Çek abla çek de…diyor ve özür diliyor. Çocukların yüzü görünmesin, diyor. Adı Elif’miş, daha 27 yaşındaymış. En iyisi Elif anlatsın, biz dinleyelim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

“Baban yok senin, annen de çöp karıştırıyor”

 

“Eşim, nerde iş bulsa çalışır, ne iş olsa yapar, iyi kötü evimizi geçindirirdi. Ben de ev temizler, çamaşır yıkar, yemek yapar, çocuklarımıza bakardım. Dört yıl önce beyim, İstanbul’a gidiyorum, orada doğalgaz döşeme işinde çalışacağım, dedi. İstanbul’dan ne para ne de bir haber gönderdi. Aradan aylar geçti, bir gün beyimin ailesi kara haberi verdi.

Beyim meğer İstanbul’a sevgilisiyle gitmiş. Bana boşanma davası açtı, ben boşanmak istemedim ama beni boşadı. Üç çocukla geride bıraktı beni. Ben de bu el arabasıyla caddeleri, sokakları dolaşıyorum. Çöpler, akşamları bırakıldığından biz de akşamları çıkıyoruz hurda toplamaya.

Korkuyorum, birileri laf atmasın, sarkıntılık yapmasın diye yanıma çocuklarımı almak zorunda kalıyorum. Onları da yaz kış yanımda gezdirmek zorundayım korkumdan.

Doğanşehirliyiz ama Malatya’da büyüdük. Yedi kız, bir erkek kardeşiz. Diğer kardeşlerimin durumu da bizimki gibi. En küçüğümüz erkek kardeşim, askere gitti. Askere gitmeden önce bana destek oluyordu, o da hurda topluyordu.

Babam kanserden genç yaşta ölünce annem ikinci kez evlendi. İki kardeşimiz de annemin ikinci eşinden oldu.

Ben on beş yaşımdaydım evlendiğimde. On altı yaşımdayken büyük oğlum Erhan doğdu. Şimdi oğlum on bir yaşında. Onun küçüğü Eda Nur dokuz, Hazar altı, ikiz kızlarım Eyşan’la Bircan da üç yaşını bitirdi. Beyim, sevgilisiyle İstanbul’a gittiğinde ben yirmi üç yaşındaydım. Üç çocuğum vardı. İkizlere hamileydim. Şimdi yirmi yedi yaşımda beş çocuklu dulum.

“ALLAH RIZKLARINI VERİYOR”

İlkokul birinci sınıfı okudum, sonra okula gidemedim. Sekiz kardeştik, nasıl okuyayım? Çat pat, heceleyerek okumaya çalışıyorum. Çocuklarımın okumasını isterim. Allah verdi abla. Allah, rızklarını da veriyor.

Sosyal yardımlaşmadan beş çocuk için ayda beş yüz lira veriyorlar. Bunun iki yüz elli lirasını ev kirasına veriyorum. Ev, İzollutepe’de, çok eski, tuvaleti dışarıda. Yiyecek veriyor devlet, bir de kışın yarım ton kömür veriyor. Çevreden yardım, giyecek ve yiyecek geliyor.

 

Boşanırken çocuklarımı almak için çok mücadele ettim. Beyim, çocuklarımı alıp anasına hizmetçi ya da dilenci yapacaktı. Erkek, çocukları ister mi? Sevgilisiyle rahat yaşayamaz; çocuklar kendilere ayak bağı olur.

 

Ev işlerine gitsem, memurlar görse yardımı keserler. Hurda toplarken iki kere gördü, yardımı keseriz diye tehdit ettiler. Çocuklarımı elimden alarak yuvaya vermekle tehdit ediyorlar.

Malatya’nın televizyon kanallarından biri, seni görüntüleyip yayınlarsak sana yardım gelir, dedi. Çekti yayınladılar. Yardım mardım gelmedi ama çocuklarıma büyük acı geldi. Televizyonda kızımı gören çocuklar, okulda kızımın başına kakmışlar. Senin baban yok, annen de çöp karıştırıyor, diye sürekli aşağılamışlar. Çocuğum çok üzüldü, çok ağladı, okula gitmek istemedi.

Buna şükür abla, isyan etmiyorum, hep şükrediyorum. Dayaktan her yanı moraran kadınlar var. Dövülen, sakat kalan kadınlar var. Kaçırılan, tecavüz edilen, kurşunlanan, yakılarak öldürülen kadınlar var. Beterin beteri var, şükrediyorum halime.”

Diğer çocukları görüntülemiyorum. En küçükleri, hurda topladıkları el arabasının üstünde dolaştırılıyor. Onun da yüzünü görüntülemiyorum ama çocuğun bakışları yüreğime oturuyor.

Güya keyifli bir akşam yürüyüşüne çıkmıştım. Mıknatıs gibi çekiyor galiba acılar…

 

sultankilic44@hotmail.com

 

65

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir