Cts. Eki 24th, 2020

 

“Ama kamuoyunun oluşumunda devletin kendisi de var. Bazen vali oluyor, bazen müftülük. Çeşitli sivil kuruluşların yönlendirmesi hissediliyordu. Düşman olarak görüyorlardı. Bu cinayetin ortaya çıkarılmasıyla ilgili hiçbir şey yapılmadı." diye konuşuyor. Ağbaba, bir dönem Ermenilere, Kürtlere ve Alevilere yönelik olduğu gibi Hıristiyanlara yönelik de ötekileştirme kampanyasının sürdürüldüğünü anlatıyor.”

CHP Malatya Milletvekili Ağbaba, Zirve Yayınevi katliamından altı ay önce işyerine gelen ve sonradan MİT görevlisi olduklarını iddia ettiği sivil giyimli iki kişinin Zirve Yayınevi hakkında sorular sorduğunu ileri sürüyor.
 
CHP Malatya Milletvekili Ağbaba'yı farklı kılan özelliklerden birisi de, 18 Nisan 2007'de üç Hıristiyan'ın öldürüldüğü Malatya Zirve Yayınevi'nin bulunduğu Ağbaba İş Merkezi'nin sahibi oluşu…

Kendisinin de bu iş merkezinde bir dükkânı bulunuyor. Ağbaba, cinayetten yaklaşık altı ay önce dükkânına gelen iki MİT'çinin yayınevi hakkında "Neden burada oturuyorlar?", "Kim kiraya verdi?" diye sorular sorup bilgi topladığını, bu durumdan hoşnut görünmediklerini iddia etti.

 Ağbaba, Malatya'daki misyonerlik karşıtı kampanyanın arkasında devlet birimlerinin olabileceğini belirterek: "Fakat Malatya'da ben ev kilise görmedim. Hıristiyan’a olana da rastlamadım. Bu kadar korkunç adamlardıysa, benim ayak basmadığım köy kalmadı, hiç karşılaşmadım." diyor. Ağbaba, Zirve Yayınevi cinayetinin hâlâ aydınlatılamadığını ifade ediyor. 
 
Bu yıl 12 Haziran'daki genel seçimlerle ilk kez milletvekili seçilen Veli Ağbaba'nın inşaat malzemeleri satan işyeri, Ağbaba İş Merkezi'nde yer alıyor. Ağbaba, Zirve Yayınevi'nin bulunduğu dördüncü katı, cinayetten önce ellerinden çıkardıklarını belirtiyor. CHP İl Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Protestanların binaya taşındığını anlatıyor. Öldürülen Tilmann Geske'nin yabancı olduğu için dikkat çektiğini, Geske ile zaman zaman karşılaştıklarını anlatan Ağbaba: "Komşularla pek ilişkileri yoktu. Çok konuşkan değildi. Birbirimizi tanıyorduk. Birkaç kez merhabalaşmıştık." diyor. 
 
Ağbaba, cinayetten altı ay önce dükkânına gelen ve sonradan MİT görevlisi olduklarını iddia ettiği sivil giyimli iki kişinin Zirve Yayınevi hakkında sorular sorduğunu ileri sürüyor. Milletvekili Veli Ağbaba, şunları anlatıyor: 
 
"Bunların takip edildiğini görüyorduk. Bizim dükkâna iki MİT'çi gelmişti. Bilgi topluyorlardı. Önce inşaat malzemesi sordular, sonra bina hakkında sorular sordular. Ben de "MİT'çi misiniz?" dedim. Birbirlerine baktılar, 'Başbakanlık görevlisiyiz' dediler. 'Neden burada oturuyorlar?', 'Kim kiraya verdi' diye soru sordular. Ben de 'Kimseye zararları yok.' dedim. Fakat bu durumdan hoşnut görünmedikleri belliydi." 
 
Ağbaba, cinayetten önceki iki yıl içinde Malatya'da bazı siyasiler, dernekler ve vakıfların, misyonerlik karşıtı açıklamalar yaptığını, Ülkü Ocakları'nın eylem gerçekleştirdiğini belirterek, şöyle devam ediyor: 
 
"Malatya'da din elden gidiyormuş gibi bir kamuoyu vardı. Oysa asla tepki çekecek hareketlerini görmemiştik. Bir anda ulusal ve yerel basın organları Türkiye'de yüzlerce kilise açıldığı ve faaliyet yapıldığı yönünde kanaat oluşturdular. Topluma düşman olarak yansıttılar. Sanki büyük tehlikeymiş gibi gösterildiler. Dinsel gruplar tepkiliydiler. Misyonerlik propagandası yapıldığı yönünde propagandalar oluyordu. Fakat Malatya'da ben ev kilise görmedim. Hıristiyan’a da rastlamadım. Bu kadar korkunç adamlardıysa, benim ayak basmadığım köy kalmadı, hiç karşılaşmadım." 
 
Propagandanın arkasında devletin güvenlik birimlerinin olabileceğini savunan Veli Ağbaba: "Derine inmek gerekir. Gerçek ancak böyle aydınlanabilir. Beş çocuğun öldürmesiyle olacak iş değildir." diyor. Ağbaba, kurbanların devlet birimlerince izlenirken öldürüldüklerini kaydederek: "Bence burayı devlet izliyordu. İzlenirken cinayet işlenmesi çok anlamlı. Zaafiyet olduğu ortada. Olmamasını düşünmek ahmaklıktır. İzlenirken tedbir alınmıyor. Art niyet var mı, bilmiyorum. Ama kamuoyunun oluşumunda devletin kendisi de var. Bazen vali oluyor, bazen müftülük. Çeşitli sivil kuruluşların yönlendirmesi hissediliyordu. Düşman olarak görüyorlardı. Bu cinayetin ortaya çıkarılmasıyla ilgili hiçbir şey yapılmadı." diye konuşuyor. Veli Ağbaba, bir dönem Ermenilere, Kürtlere ve Alevilere yönelik olduğu gibi Hıristiyanlara yönelik de ötekileştirme kampanyasının sürdürüldüğünü anlatıyor.

 

Sultan KILIÇ 

50

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir