Cts. Eki 24th, 2020

 

GENCECİK BİR İNSAN DAHA… İNSANLIK SUÇU İŞKENCEYE KARŞI KORUYAMADIK ONU… İŞKENCE SONUCU YAŞAMINA SON VERDİLER…

 

UĞUR KANTAR’I İŞKENCEDEN KORUYAMADIĞIMIZ İÇİN ÖZÜR DİLİYORUZ…

 

“Sessizlik hepimizi suça ortak ediyor ve çürütüyor!

 

İşkencesiz bir Türkiye için başta medya olmak üzere duyarlı herkesi, her kesimi ses çıkarmaya, sorumluluk üstlenmeye davet ediyoruz.”

 

 

           Türkiye İnsan Hakları Vakfı, yazılı bir açıklama yaparak, askerliğini yaparken işkence sonucu öldürülen Uğur Kantar’ı, işkencecilerden koruyamadıkları için özür diledi.

 

           Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın açıklaması şöyle:

 

            “Maruz kaldığı işkence ve kötü muamele nedeniyle komaya giren ve 79 gün yaşam mücadelesi veren Uğur Kantar, 12 Ekim 2011 günü yaşamını yitirdi.

 

Uğur Kantar Kıbrıs’ta askerliğini yapmakta iken, askeri birliğe bağlı disiplin ceza ve tutukevinde gördüğü işkence nedeniyle bilincini kaybedecek ve hayati tehlike oluşturacak şekilde yaralanmasısonucu 26 Temmuz 2011 günü Ankara Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Hastanesi (GATA)’ne kaldırılmıştı.

 

Gencecik bir insanımızın daha, evrensel hukuk tarafından insanlığa karşı suç olarak nitelendirilen işkence sonucunda yaşamını yitirmiş olmasından dolayı derin üzüntü içersindeyiz. Ailesi ve yakınlarının acısını paylaşıyor, başsağlığı, sabır ve dayanma gücü diliyoruz.

 

Üzüntümüz çok büyük! Çünkü kendimizi çaresiz, işlevsiz ve sorumluluklarını yeterince yerine getirememiş olarak hissediyoruz.

 

Zira varoluş nedeni işkencenin önlenmesi ve tümden ortadan kaldırılması yönünde mücadele etmek olan vakfımız, bu genç insanın işkence görmesini ve bu nedenle yaşamını yitirmesini maalesef önleyememiştir.

 

Bu duygular içinde “yetkili” “yetkisiz”, “sorumlu” “sorumsuz” herkese bir kez daha hatırlatmak istiyoruz: İşkence uluslararası hukuk tarafından mutlak olarak yasaklanmıştır!

 

Hukukun diliyle söyleyelim, bu yasak bir “buyruk kural”dır. Bu yasağın hiçbir istisnası olamaz; savaş hali ya da ulusun varlığını tehdit eden bir tehlike veya olağan üstü hallerde dahi devletler işkence yasağına uymak, yurttaşlarını işkenceden korumak zorundadırlar.  

 

Şimdi, yetkililerden gelen itiraz seslerini duyar gibi oluyoruz. Hiç itiraz etmeyin! Maalesef bu ülkede işkence hala sistematik bir olgu ve bir kişi dahi işkence nedeniyle yaşamını yitiriyorsa “sıfır toleranstan” söz edemeyiz. Kaldı ki bu ülkede işkence sonucu ölüm olayı ne ilk ne de son kez yaşanan bir durum. Daha iki yıl önce gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren Engin Çeber’in acısı hala yüreklerimizde.

 

“Sıfır tolerans” gerçekten kocaman bir yalan. Çünkü bu ülkede işkencecileri cezasız bırakılıyor!

 

Sadece Ceza Yasası’nda değişiklik yapmak sorunu çözmüyor. Aynı zamanda kolluk gücünden amirlerine, savcısından hâkimine kadar uygulamada etkili olan tüm sorumlu öznelerin zihniyetinde topyekûn bir değişikliğin olması gerekiyor. Böylesi bir değişiklik olmadığı içindir ki, işkence yapanlara resen dava açılmıyor, açılan davalar da çok uzun sürüyor, beraat ya da en asgari cezalar ile sonuçlanıyor. Kaldı ki mevcut mevzuatımızda da hala “zamanaşımı” gibi mutlak yasak anlayışıyla bağdaşmayan pek çok düzenleme bulunuyor.

 

 Ayrıca işkencenin önlenmesinde çok etkili bir ziyaret mekanizması oluşturulmasına imkân tanıyan BM İşkenceye Karşı Sözleşme’nin Seçmeli Protokolü (OPCAT) 2005’de imzalamasına karşın ancak 2011’de Meclis’te onaylanıp yürürlüğe sokulabildi. Ve hala Sözleşme’nin gereklerine uygun tarafsız, bağımsız ve etkin çalışabilecek bir önleme mekanizma oluşturulmuş değil.

  

Öte yandanaskeri ceza ve disiplin evleri de yoğun işkence ve kötü muamele iddialarına karşın hala her türlü denetimden uzak kapalı bir kutu durumunda. Buralarda yaşanan işkence ve kötü muamele olayları hakkında ancak bir ölüm gerçekleştiğinde kamuoyunun bilgisi olabiliyor. İşkence yapan görevliler hakkında açılan davanın, vakfımızın hukukçuları tarafından yakından izlendiği Murat Polat vakası bunun bir örneği. Maalesef Adana 6. Kolordu Komutanlığı Askeri Cezaevi'nde tutuklu iken gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren er Murat Polat’a işkence yapmaktan sorumlu 29 asker hakkında açılan dava, üzerinden 5 yıldan fazla bir zaman geçmesine karşın henüz sonuçlanamadı.

   

Bu arada gerek Uğur Kantar’ın ölümü gerekse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine karar vermesinin de etkisiyle Milli Savunma Bakanlığı tarafından askerler arasında ‘disko’ olarak adlandırılan disiplin koğuşu uygulamasını kaldırmak için bir çalışma başlatılması olumlu bir gelişmedir. Ancak, şimdiye kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından alınan pek çok kararın gereklerini yerine getirmekte görülenağırdan alma/oyalama yaklaşımları nedeniyle bu gelişmenin sonuçlarını tam olarak görmeden umutlanmak da istemiyoruz.

 

Babası Aydın Kantar’ın talebiyle Uğur Kantar’ın durumunu vakfımızın hukuksal destek programına almış veÇağdaş Hukukçular Derneği ile birlikte gerekli girişimleri başlatmıştık. Ancak, bu girişimlerden bir sonuç alamadan Uğur Kantar’ı kaybettik. Daha aktif ve etkin olamadığımız, dolayısıyla çocuklarının yaşamını koruyamadığımız için hem Uğur’un ailesinden hem işkenceye karşı duyarlı tüm toplumsal kesimlerden özür diliyoruz.

 

Ancak herkes çok iyi bilmeli ki sorumluların en kısa zamanda ortaya çıkarılarak yargılanıp gerekli cezaları almaları sağlanasıya kadar bu olayın takipçisi olacağız.

 

Şunu da hatırlatmak isteriz ki,sessizlik hepimizi suça ortak ediyor ve çürütüyor!

 

İşkencesiz bir Türkiye için başta medya olmak üzere duyarlı herkesi, her kesimi ses çıkarmaya, sorumluluk üstlenmeye davet ediyoruz.”

 

Sultan KILIÇ    sultankilic44@hotmail.com

 

  

47

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir