Sal. Kas 24th, 2020

 

 

Fikri Demirtaş

fikridt@hotmail.com

 

Halklar, diller, dinler ve farklı kültürler bu dünya bahçesinin renkli çiçekleridir. Yolmayın, koparmayın, tek renge boyamaya çalışmayın.

 

Hafta sonu 25 Ekim 2020 tarihinde Malatya’dan Hatay turuna katıldım.

Güneş henüz doğmamıştı. Rehberimiz Hatay Samandağlı Almanca öğretmeni Orhan Bey, otobüs içinde “Hatay topraklarına girmiş bulunuyoruz. Kayısı diyarından, barış kardeşlik, içinde üç dinin yaşadığı  Cami, Kilise ve Havra’nın  bulunduğu Hatay şehrine    hoş geldiniz, günaydın!” anonsuyla uyandık. “Gezi boyunca birlikte güzel bir gün geçireceğiz. “dedi.

 

Sınır hattında bulunan şehir, ay’a benzetildiğinden hat ile ay kelimesi bir araya gelince Hatay ismi konmuş.

Atatürk “Hıtaylar”ın Anadolu’ya da gelmiş olduklarına inanıyordu. “40 asırlık Türk yurdu” saydığı Antakya’ya Hatay ismini bu yüzden vermiş”

Türkiye’de son kalan Ermeni Vakıflı köyünden bakınca bir tarafta Kel Dağ, ucunda Akdeniz ve arkasından Suriye görünüyor. Diğer tarafta Musa Dağının geniş etekleri yayılıyor. İki yanı yeşil bahçelerle kaplı yokuş bir yoldayız…

Narenciye bahçelerinde mandalinalar, portakallar, zeytin, defne ağaçları, muz, hurma vb. yarı tropikal iklimde ne yetişirse meyve, bitki burada da yetişirmiş.

 

 

Avanos dağlarında sonbahar manzaraları yeşilin her tonunun sarı, kırmızı ve turuncu ile buluştuğu ağaçları kartpostallık görüntüler oluşturmaya başlamış.

9 Ekim 2020 tarihinde Hatay’da çıkan ve günlerdir söndürülemeyen yangını terör örgütü PKK üstlenmişti. Şehir merkezine kadar gelen alevler sonrası birçok ev ve işyeri tahliye edilmişti. Çıkan yangında ormanlar küle dönmüş ve birçok hayvan yanarak can vermişti. Millet olarak çok üzülmüştük.

MUSA AĞACI

 

Musa Ağacı, Samandağ ilçesine 6 km uzaklıktaki Hıdırbey köyünde bir dere kenarında bulunmaktadır. Gövdesinin çevresi 35 metre olan ağacın Hz. Musa’nın asasının Ab-ı Hayat (ölümsüzlük suyu) sayesinde filizlenip kök salmasıyla meydana geldiğine dair efsaneler anlatılmaktadır.

Musa Ağacı ile ilgili mitolojik hikâye şöyledir: Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın Samandağ buluşmasından sonra Hz. Musa, Musa Dağı’na çıkmak üzere yola çıkar. Hıdırbey köyündeki Musa Ağacı’nın bulunduğu yere geldiğinde çok susar. Bastonunu bu ağacın bulunduğu yere sapladıktan sonra, hemen yanındaki dereye su içmeye gider. Su içip döndüğünde ise, yere diktiği bastonunun bir çınar filizi haline geldiğini ve yeşerdiğini görür. İşte günümüzde “Musa Ağacı” olarak bilinen bu ağacın, Hz. Musa’nın bastonunun yeşermesiyle meydana geldiğine inanılır. Çınar ağacının, bilim insanlarına göre, 1000-1200 yıllık bir geçmişinin olduğu tahmin edilmektedir.

Vakıflı köyünü içinden geçip Hatay’ın Samandağ İlçesi Hıdırbey köyünde, Musa Ağacını doğal güzelliği ve heybetiyle sabah erken saatlerinde ziyaret ettik. Daha yöresel ürünler satanlar bile açılmamıştı. Ab-ı hayat suyu ile yüzlerimizi yıkayarak buz gibi suyunu içtik. Kocaman ihtişamlı bir çınar ağacı gölgesi bize narin, taze bir serinlik veriyor. Gezilecek çok yer olduğu için burada çaylarımızı yudumlayıp sabah kahvaltısı için tekrar Vakıflı köyüne geri dönüyoruz.

VAKIFLI KÖYÜ

 

Vakıflı köyü. Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne yüzlerce yıl Ermenilerine ev sahipliği yapmış. Rakım denizden yükseklik 70 metre, köyde şu an 128 kişi yaşıyor.

Vakıflı köylüleri Türkçe, Arapça ve Ermenice biliyor. Köylülerin bir kısmı, Fransızca da biliyor. Köyde okuma oranı yüzde 100. Köylülerin yüzde 32’si üniversite mezunu.

Köyde ekonomik nedenlerden işsizlikten dolayı Anadolu’nun diğer köylerinde olduğu gibi gençler bir daha köylerine geri dönmüyor. Ya İstanbul’da kalıyor ya da Avrupa’ya gitmeyi tercih ediyormuş.

Vakıflı köyü candan insanların olduğu huzurlu, sesiz bir köy. Konforlu ve temiz bir yer. Musa dağı restoranda yediğimiz, serpme kahvaltı çok iyiydi. Ayrıca restoran sahiplerinin misafirperverliği takdir edilecek kadar iyiydi. Serpme kahvaltıyı yaptığımız yerde.

Asi Nehri’nin açtığı vadiden geçerek gelen ve denizden esen rüzgâr esmeye başlıyor. Yeşillik denizi ayaklarımızın altında. Etrafımız zeytin, narenciye, muz, nar. Hurma ağaçları…

Hatayı dağlarında, tepelerinde yüzlerce rüzgârgülü enerji için dönüyor. Kanatlarını açmış dev masal kuşlarına benziyorlar.

Pazar günü sonbaharın serinliğinde güzel bir güne merhaba dedik. Vakıflı köyüne kendini atan her kişi bir ‘’oh’’ çeker. Muhteşem suyu,  leziz sebze ve meyvesi, sütü ve balı çevrede ün yapan, evleri taş duvardan yapılı, iki yüz haneli bir Ermeni köyü…

Çok da ilginç bir köy… Kat kat yüksek rakımlara sahip başka yerlerde görmediğim bir hava dolaşımı var. Bir yerde otururken bir de bakarsınız pencereden bulut içeri girdi. Bir başka serinlik, bir başka atmosfer. Hüzün ile neşe birbiri ile barışık kaynaşır.

Kahvaltı sonrası iki yanı yeşil bahçelerle kaplı ve kıvrılıp giden yokuş bir yoldan Vakıflı köyüne doğru aşağı iniyoruz. Yolun iki kenarında Mezarlıktan aşağı yollar parke taşları döşenmiş.

Denizden karaya doğru esen rüzgâr, derelerin tepelerin içinde yer alan; ıhlamur, portakal, limon ağaçlarından yükselen eşsiz kokuları önüne katıyor, ormandaki çiçek, çam, defne kokularıyla harmanlayarak yukarıya taşıyor.

Esen rüzgârın ağaçların arasında, gazellerin üzerinde yürürken, çıkardığı hışırtılar, eski zamanların en güzel ezgilerini seslendiriyor gibiydi. Onlarca kuş türünün cıvıltıları, köyü kuşatan çok sesli orkestrayı çağrıştırıyordu. Gezmeye gelenlerde bu güzel sesleri keyifle dinlerken zaman gelip geçiyordu.

Yolun iki yanındaki evler doğa ile bir bütünlük oluşturmuş. Çok etkileyici bir doğal güzelliği var, insanı hayretler içinde bırakıyor.

Asırlık çınar ağaçları, yenidünya, erik, portakal, mandalina, hurma ve çok sayıda nar ağaçlarını seyrede seyrede yürüdük.

Vakıflı´da, Kilisenin yanında ülkenin ilk Ermeni müzesi kurulmuş. Müzede, Ermeni kültürünün yanı sıra farklı kültürler de tanıtılıyor.

Kilisenin karşısında yolun kenarında yapay bir şelale etrafında narenciye bahçeleri ellini uzatsan tutacağınız mandalinalar, narlar rengârenk çiçekler, sarmaşıklar fotoğraf çektirmek için doğal manzaralar…

Tarih ve doğanın iç içe olduğu, zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı yayla köyleri insanı içine çekiyor.

ORGANİK TARIMLA UĞRAŞIYORLAR

 

Vakıflı köyünde yaşayan Ermeniler, organik tarımla uğraşıyor. Yetiştirdikleri ise, portakal başta olmak üzere narenciye ürünleri ve nar ekşisi, zeytinyağı gibi ürünlerle geçim kaynakları. Organik tarıma kadınlar öncülük ediyor. Bunun için Vakıflı Köyü Kooperatifi kurulmuş. 2005 yılında Kadınlar Kolu’nun kurulmasıyla kooperatifin çalışmaları hareketlenmeye ve çeşitlenmeye başlamış. 5 kadınla kurulan kooperatifin kadınlar kolunda bugün 27 kadın çalışıyor.

Kadınlar; evlerinde ürettikleri ürünleri, kilise bahçesindeki küçük dükkânda organik tarımın ürünü değişik tat ve aromalarla ceviz reçeli, kabak reçeli, patlıcan reçeli yöreye özgü kireçte bekletme tekniğiyle yapılan reçeller bulabilirsiniz. Defne sabunu, meyve suyu, defne yağı, nar ekşisi, 17 çeşit likör ve şarap da satışa sunuyorlar. Defne taneleri dev kazanlarda kaynatıp, mis kokulu sabunlar yapılmaya başlanmış.

Organik tarımla yetiştirdikleri portakal başta olmak üzere narenciye ürünleriyle 2004 yılında Türkiye’ye 1 milyon Euro ihracat geliri kazandırınca, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından Toplumsal ve Sportif Fair Play Ödülü ile mükâfatlandırılmış.”

Yolun solunda köyün küçük ve zarif kilisesi… Bayan görevli, kilisenin kapısını açtı. Kilisenin altında bahçede ise yöresel ürünlerin satıldığı yer var.

Köy kilisesi Surp Asdvadzadzin’in (Aziz Meryem Ana) 1997 yılında geniş kapsamlı restorasyonla bugünkü halini almış. Her yıl kutladıkları Kutsal Doğum (Noel / Surp Dzununt), Kutsal Diriliş (Paskalya / Surp Zadig) ve Meryem Ana’nın Göğe Yükseliş Yortusu (Surp Asdvadzadzin) dini törenlerini geleneklerini devam ettiriyorlarmış.

Köyün ünü dünyanın her tarafına yayılmış köyün eski sakinlerinin devamı olan kuşakların, yerli-yabancı turistlerin, ulusal ve uluslararası medyanın ilgi odağı haline gelmiştir.

 

Köyün kahvesinde oturup meyve bahçesine doğru çayınızı kahvenizi içip soluklanmak için şirin bir yer. Hemen yanında bulunan bakkalda organik yiyecekler ve ev yapımı şaraplar bulunuyor.

Su kanalın yanına dizilmiş masalarda çayımızı kahvemizi içip alışveriş yaptıktan sonra şirin mi, şirin bir yerleşke olan ’Son Ermeni köyü’nden ayrıldık.

Türkiye’nin son etnik ermeni köyü bin yılın bütün güzelliklerini yüzünde görebiliyordum, bütün acılara inat…

Bir emekli öğretmen olarak gezilmesi görülmesi gereken bir yer. Birincisi Türkiye’nin tek ve son Ermeni köyü. İkincisi Antakya’nın kozmopolit “medeniyetler şehri” havasını teneffüs etmek istiyorsanız, barış içinde yüzlerce yıl nasıl yaşanır görmek istiyorsanız çanın ve minarenin aynı kareye girdiği görüntüyü izlemeli ve insanların bir aradaki yaşamını deneyimlemelisiniz. Ayrıca defne sabunu, salça gibi Antakya’dan temin edilebilecek şeyleri rahatlıkla temin edebileceğiniz bir köy. Sonbaharda giderseniz portakal, defne ağaçlarının kokusunda ve yeşilde huzur bulacaksınız. Minik köyün kilisesini gezmenizi ve bir dilek mumu yakmanızı öneririm…

MUSA DAĞI DİRENİŞİ, MUSA DAĞI İSYANI

 

Bir zamanların hakikati…

Tarih Profesörü Yusuf Halaçoğlu

“1915’te tehciri kabul etmeyen Musa Dağı Ermenilerinin dağa çıktıkları, burada kendi devletlerinin Osmanlı askerleriyle çatışmaya girdikleri isyan ettikleri yerdir.

Vakıflı dâhil altı Ermeni köyünden Musa Dağı’na çıkan insanlar, Osmanlı ordusuna karşı günlerce direnmişler. Ölmüş ve öldürmüşlerdir.

1915’te, Osmanlının tehcir kararına uymayarak, Musa Dağı’na çıkan ve orada Osmanlı ordusunun kuşatması altında haftalarca direndikten sonra bir Fransız savaş gemisinin onları Mısır’daki Port Said Limanı’na götürmesiyle kurtulan 4 bin Ermeni’nin hikâyesidir bu dağdan aşarak yüzümüze vuran güneşin yansıttıkları…

Flavia Amabile ve Marco Tosatti imzalı, İtalyanca’dan Suna Kılıç’ın çevirdiği, “Musa Dağ Direnişi” isimli kitap Aras Yayıncılık’tan çıktı. Kitap, 1.Dünya Paylaşım Savaşı’nda Ermeni tehciri günlerinde Antakya’daki Musa Dağ’ına tırmanışa geçerek ‘tehcir’ emrine uymayan, sayıları birkaç bini aşmayan bölge Ermenilerinin kendi yaşadıkları devlete karşı direnişini konu alıyor kitabında…

“Ermeniler savaşın uzun sürmeyeceğini düşünüyorlardı. Muazzam ve yenilmez Rus gücü, tükenmez Fransız zenginliği, İngilizlerin kurnazlığı ve denizlerdeki egemenliği, savaşın çok yakında müttefiklerin zaferiyle sonuçlanmasının yeterli garantisi sayılıyordu.” Şapkalı amcalarımız ( Avrupalılar)bizi kurtarmaya gelecek ve asırlık hayallerimiz hakikat olacak ,” diyordu köylüler bariz bir saflıkla.” Alıntı

“1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler kitabının yazarı Raymond Kévorkian, Aras Yayıncılık’tan Türkçe baskısı yayımlanan çalışma için böyle diyor.”

Anadolu’da 2 bin 900’ü aşkın kent, kasaba ve köyün nüfus dökümünün, kiliseler, okullar gibi kurumların, 1000 kadar fotoğraf ve haritayla birlikte sunulduğu kitap, bu alanda bugüne kadar yapılan en kapsamlı çalışma.

1.Dünya Paylaşım Savaşı’nda Anadolu’yu işgal eden emperyalist devletler Fransız. İngiliz, İtalya, Ruslar ve karşı tarafta Osmanlı’nın savaş ortağı tehciri organize eden Almanya. İşte bu devletler. Bu topraklarda binlerce yıl yaşayan halklar arasına kin, gözyaşı ve düşmanlık tohumları ekerek, milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Türklerin Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yapılan anlaşmalarla geri gitmişlerdir.

Savaşın sonunda mal ve can kaybına uğrayan binlerce yıl barış, kardeşlik içinde yaşadıkları devletlerinde Sadık-ı Teba diye anılan Ermeniler, Türkler, Süryaniler, Rumlar olmuştur.

Vakıflı’nın da içinde bulunduğu Hatay, 1. Dünya Savaşı sonucunda 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilir. 1921’de yapılan anlaşmayla Antakya ve çevresi, özerk bir bölge olarak Fransız idaresine bırakılır. Daha sonra Hatay Devleti kurulur. Ancak yeni kurulan devlet, 1939’da kendini lağvederek Türkiye sınırlarına katılır. O dönemde Musa Dağı ve çevresindeki 22 köyden 7’sinde sadece Ermeniler yaşamaktadır. Hatay’daki Ermenilerin büyük bir kısmı Suriye vatandaşı olmayı seçer ve sınırı aşarak Suriye’ye geçerler. Vakıflı halkı ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı tercih eder. Bağımsız Ermenistan’ın ilk devlet başkanı Levon Ter Petrosyan’ın ailesi de aslen Vakıflılıdır. Onlar daha sonra buradan Suriye’ye göçeceklerdir.

Halklar, diller, dinler ve farklı kültürler bu dünya bahçesinin renkli çiçekleridir. Yolmayın, koparmayın, tek renge boyamaya çalışmayın.

 

Antakya / Hatay turu gezi planımız:

01.00 Malatya’dan Hareket

06.00 Antakya ( Rehber Orhan Bey)

07.00 Hz. Musa ağacı

08.00 Vakıflı köyü ( Türkiye’nin tek Ermeni köyü)

-Kahvaltı

-Kilise

-Kültür Müzesi

-Alışveriş ( Ermeni işçilikleri ve ürünleri)

09.30 Titus Tünelleri

11.00 Hz. Musa ile Hızır’ın Buluştuğu yer

12.00 ST. Pierre Kilisesi

13.00 Antakya Arkeoloji Müzesi

14.00 Antakya mutfağı

15.00 Harbiye Şelalesi

-15.30 Panoramik gezi

-Rum evleri

-Habib Neccar Cami

-Asi nehri

-Atatürk anıtı

– Serbest zaman / alışveriş

18.30 Malatya’ya hareket

24.00 Malatya’ya varış

74

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir