Sal. Kas 24th, 2020

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Sultan KILIÇ

 

Tecde’nin o güzel bahçeleri imara açıldıktan sonra on üç katlı siteler, dört bir yandan saldırırcasına dikilir oldu. Önce bahçelerin çevresindeki çalı çitler söküldü. Ardından dut, kiraz, elma, kayısı, vişne, hurma, ceviz, kızılcık, ayva, kavak, söğüt ağaçları kesildi. Bu arada tarihe tanıklık eden, büyük ailelerin anılarını barındıran konaklar da yıkılma sırasına girdi.

 

Bu güzellikler henüz tam olarak kaybolmadan Tecde’yi adım adım dolaşmak üzere çıkıyorum yola hemen her gün. Şimdiye kadar hep uzaktan baktığım Alibey Sokağına giriyorum. Şahnişinli kerpiç konaklarda hayatın sesi kesilmemiş. Ama sokağın tam orta yerine bir apartman inşaatı gelip oturmuş. İnşaat engelinden aşmanın yolu da konakların doğusundaki kayısı bahçelerinden geçmek. Altın sarısı gazellerle, saksağan sesleriyle Tecde’nin masalsı bahçelerinde cennet güzelliğiyle karşılaşıyorum.

Bahçelerin içerisinden geçerek bu eski sokağın diğer bölümündeki konakları seyrediyorum. Yan taraftaki bahçenin içerisinden biri sesleniyor. Kimi aradığımı soruyor. Ayaküstü sohbetimiz, Tecde’nin yetmiş yıl öncesine gidiyor. Tecde’de doğup büyümüş olan 75 yaşındaki Burhan Gülşen anlatıyor:

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

“GÖLDE ÇİMMEYEN TECDELİ ÇOCUK YOKTUR HERHALDE”

 

“Eskiden doğan çağaları nüfusa kaydettirirken de ölenleri nüfustan düşürürken de bedel ödenirmiş. Parası olan para ödermiş, parası olmayan da kazma kürekle günlerce yol yapımında çalışmak zorundaymış. Babamın da Ali İhsan adında bir oğlu varmış. O, rahmetli olmuş. Sonra birkaç kızın ardından ben doğmuşum. Ağır masrafından dolayı Ali İhsan’ın nüfus cüzdanını bana vererek beni okula yollamış. Onun için benim nüfustaki adım Ali İhsan, halk arasındaki adım ise Burhan Gülşen.

Baktığınız bu konak Musluoğlu İbrahim Mutlu’nun konağı. Kısaca, Musluoğlu konağı deriz. Geçen yıllarda iki kadın, aşağı taraftaki Alibey konağına bakıyorlardı hayranlıkla. Sordum onlara da size sorduğum gibi. Alibey konağının dayılarının konağı olduğunu, hatıralarını yad etmek üzere geldiklerini söylemişlerdi. Ha, siz Tecde’nin eskilerini mi merak ediyorsunuz?

Buradan kuzeye doğru ilerleyin. 1987’de inşaatına başlanan 1989’da eğitim öğretime açılan Tecde Yusuf Kenan Lisesi’ni göreceksiniz. Sonradan Anadolu Lisesi oldu. İşte o lisenin yerinde hidroelektrik santrali vardı. 1937’de Almanlar yapmış. Hatta santralin yapımında görevli mühendislerden biri, santral yakınındaki lojmanında intihar etmiş. İntihar sebebi hakkında değişik şeyler söylendi. Aklımda kalan söylenti sebeplerden biri, İkinci Dünya Savaşı başladığından ülkesine dönememesi. Belki de bu sebep, bizlerin tahminiydi, kesin sebebini öğrenemedik. Santrale su biriktiren gölde çimmeyen Tecdeli çocuk yoktur herhalde.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

ZIĞIR ZOKAĞI (SIĞIR SOKAĞI)

 

Eskiden Tecdelilerin küçükbaş ve büyükbaş hayvanları da çoktu. Hatta sığır çobanımız vardı. Büyükbaş hayvanlar, Zığır (sığır) sokağında toplanır, çoban da oradan sığırları yaylıma götürürdü. Güneydeki Beydağı’na götürürdü. Kuzeye yönelirse de Kayalık, Karakavak, havaalanının bulunduğu bölgeye yaylıma götürülürdü hayvanlarımız. Nereden nereye, hayvancılığımız da sona erdi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

“ÇIRMIHTILILARIN LAFINI HAZMEDEMEYEN TECDELİLERİN HAMAMI”

 

Bir de Tecde’nin çok eski bir hamamı vardı. Eskiden Tecde’de hamam yokmuş. Tecdeliler de Çırmıhtı’nın hamamına gidermiş. Çırmıhtılı kadınlar, Tecdeli kanınlara laf dokundurmuşlar, hamamınız bile yok, yollara düşüp bizim hamamımıza geliyorsunuz, bize muhtaçsınız anlamlarında. Çırmıhtılıların lafını hazmedemeyen Tecdeliler, Tecde’ye hamam yaptırmışlar. O hamamı yıllar önce yıktılar.”

 

Ertesi gün yine yola koyuluyorum Tecde’ye doğru. Önce Tecde’nin köklü ailelerinden Topsakallar ailesinin küçük kızı 80 yaşındaki Faika Topsakal Altunsoy’a uğruyorum. Faika ablayı, konağın bahçesinde kesilen ağaçları bahçenin iç kısmına çekerken buluyorum. Bahçesinin güneybatı köşesine kepçe dalmış. Ağaçları kesilen, işaretlenen komşu bahçeye apartman dikmek için temel kazısına başlamışlar. Faika ablanın da birkaç ağacı, sınırda olduğundan kepçe darbelerinden nasibini almış.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Faika Topsakal, Tecde’nin eski hamamını anlatıyor:

“Tecde’nin eski hamamının yerinde şimdi fırın var, fırının yanında bakkal var. Eski hamamın yıkıntısından sadece duvarlar kalmıştı ben ilkokul öğrencisiyken. Büyük bir korku ve merakla yıkık duvarlardan içeriye bakardık. Ortada havuz benzeri bir şey, bir zamanların göbek taşıydı belki de, etrafında da kurnalar vardı.

Ortaokulu bitirdim, ağabeyimin yanına Ankara’ya gittim. Evlendikten sonra Tecde’ye ailemi ziyarete geldiğimde yıkık hamamın onarılmış olduğunu gördüm. Hatta konu komşuyla, ailece hamama bile gitmiştik.

DSCF5332

ZOKUDA DÖĞER, EL DEĞİRMENİNDE ÇEKERDİK ZAHRAMIZI

 

Şimdilerde Tecde’nin sokaklarında emekliye ayrıldığından öylece duran zokuları (soku) mı merak ediyorsun. O taş zokular, el oymasıdır. Kış ortasında zahiresi tükenen ya da değirmene kalkmayı değmeyecek kadar az buğdaylar ve bulgurlar zokularda döğülürdü. Buğday biraz su serpilerek taş zokuda tokmakla döğülürdü. Ağaçtan yapılmış tokmakla döğülerek buğdayın kabuğu (kepeği) çıkarılır. Kepeğinden arındırılan buğday, taştan yapılmış olan el değirmeninde çekilirdi. Döğme ve yarma elde edilirdi. Kaynatıldıktan sonra kurutulmuş buğday da aynı şekilde zokuda döğülür. Kepeğinden ayrıldıktan sonra el değirmeninde çekilerek bulgur elde edilirdi.”

 

100_4764

Faika abladan ayrılıp Tecde’nin güz bahçelerinin arasından geçerek Yusuf Kenan Anadolu Lisesi’nin bulunduğu sokağa varıyorum. Lisenin bahçesinde öğrenciler voleybol oynuyor. Okulun önünden geçen sokakta bir süre dolaşıyorum. Kış günü olduğundan kapılar sımsıkı kapalı, sokakta kimsecikler görünmüyor.

 

 

Okulun karşısında yer alan evlerden birinin kapısını çalıyorum. Karşıma burada doğup burada büyüdüğünü ve burada evlendiğini, 74 yaşında olduğunu söyleyen Hatice Uzal çıkıyor. Bilgi almak istediğim hidroelektrik santralinin taştan örülmüş su deposunun kendi bahçelerinde hâlâ durduğunu ifade ediyor. Bir an Mısır piramitlerinin beyaz bir minyatürünü gördüm izlenimine kapılıyorum. Yerden üç dört metre yükseklikte, beyaz moloz taşlardan örülmüş piramit benzeri su deposunun tepesine, batıdan meyilli bir toprak cılgadan otuz metre kadar yürüyerek varıyoruz. Bu bölüm aslında bayağı derindi, elektrik santrali iptal edildikten sonra bunun içine toprak doldurarak teras gibi yaptık, diyor Hatice abla. Hatice Uzal ile su deposunu incelerken bir yandan da sohbet ediyoruz. Çocukluk yıllarına dönen Hatice Uzal anlatıyor:

“Yedi sekiz yaşlarındaydım galiba. Elektrik santrali göletinin çevresinden çocuk eksik olmazdı. Bu su deposunun tepesinde, dört köşesinde şemsiye gibi kubbeli demirler vardı. Çocuklar, bu küçük demir kubbelerin üstüne çıkmaya bayılırdı. Benden küçük bir kız, gözümün önünde su deposu dediğimiz bu bölüme düştü. Bir eliyle deponun kuzeyine yapılmış olan demir parmaklığa yapışmıştı. Düşer düşmez kızın ayak bileğine yapışmıştım. Kızı, ayağından çekiyorum ama kız, demir parmaklıklara öyle bir yapışmış ki kızı ayağından var gücümle çekmeme rağmen kıyıya çıkaramıyorum. Demir parmaklıklara tutunan kız, çırpınırken parmaklıkları bıraktı. Öyle çırpınıyor ki birkaç kere beni de suya çekecek gibi oldu can havliyle. Ama kızı sudan çekip kurtardım.

Kızlarını kurtardığımı duyan komşumuzun sevincini görmeliydiniz. Ceviz silkeleme zamanı olmalı ki teşekkür anlamında bana bir etek dolusu ceviz vermişlerdi.

O zamanlar bu gölde bir kişi boğulmuştu.

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bizim evin hemen güneyinde çok büyük bir göl oluşturmuşlardı. Gölün içerisinde adacıklar vardı. Gölde yüzen çocuklar ve gençler, gölün içerisindeki adacıklara çıkar. Adacıklarda kızınırlardı (ısınırlardı).

Kündübek (Gündüzbey)’deki içme suyundan artan su, Derme kanalıyla Çırmıhtı’dan Tecde’ye ulaşır, Tecde’den Malatya’ya giderdi. Bu kanaldan gelen su, Tecde’deki ‘Aletirik gölü’nde birikirdi. Gölde biriken su, gölün kuzeyindeki beyaz taşlardan örülmüş işte bu depoda birikir, deponun önüne yapılmış olan demir parmaklıklarda biriken çer çöp de görevli işçiler tarafından alınırdı. Deponun en üst kısmından çok geniş bir boruya yüksekten akan su, şimdiki Yusuf Kenan Lisesi’nin yerinde bulunan elektrik santraline giderdi.

Depo ile santral arasındaki borunun büyüklüğünü, santral iptal edildikten sonra daha çok anladık. Borunun içerisinde bir insan eğilmeden yürüyebilirdi. Zaten uzun süre, çocukların oyun alanı olmuştu künkten yapılmış olan o geniş boru. Bizim evle lisenin arasından geçen yolun altında kaldı. Lisenin bahçe duvarı da borunun bir ucunu kapattı.

Lisenin yerindeki elektrik santralinin çevresi yeşillendirilmiş, ağaçlar dikilmiş, birkaç da lojman yapılmıştı. Tecdeli Abit dayı, Hüseyin dayı orada çalışırlardı. Eskiden kahvehane yoktu herhalde ki. Beyim, boş zamanlarında Abit dayıyla Hüseyin dayıyı ziyaret eder, orada vakit geçirirdi.

Santralde görevli Alman mühendislerden biri, lojmanında intihar etmişti. Biz de olaydan epey sonra lojmana giderek duvarlardaki kanı görmüştük. Ne kadar doğru bilemem ama bizim Türklerin, gâvuru çalıştırıp çalıştırıp parasını vermedikleri; bu nedenle de gâvurun kendi canına kıydığı söylenmişti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

1933 doğumlu, 82 yaşındaki Fatma Kaya’yı dinliyoruz:

“Doğma büyüme Tecdeliyim. Yusuf Kenan Lisesi’nden doğuya, Tecde’nin merkezine giderken solda, çıkmalı (şahnişinli) kerpiç konağa 16 yaşımdayken gelin gittim. Çok kalabalık bir aileydik. Bak, şimdi o konağın biraz daha doğusunda, sağda tek katlı, müstakil evde tek canıma yaşıyorum. Eski günlerimizi hasretle arıyorum. Zorluk çoktu ama huzurumuz, sağlığımız daha iyiydi.

Evlerimizin önünden, bahçelerimizin yanından arklar dolusu su akardı. Arktan akan suyu, bahçe sulamakta kullandığımız gibi, çamaşıra, bulaşığa, yıkanmaya, hayvan sulamaya da kullanırdık. Teeey şu ilerideki çeşmeden içmeye ve yemek yapmaya kullanacağımız suyu getirirdik.

 

DSCF1061

Tecde’nin eski hamamını mı merak ediyorsun? Çocukluğumuzda giderdik eski hamama. O zamanlarda evlerde banyo yoktu. Sonra evlere banyolar yapılınca hamama kimse gitmedi. Bir de şimdiki gibi kanalizasyon yoktu. Hamamın sabunlu suları, bahçelerdeki ağaçları, sebzeleri kurutuyor, dendi. Hamam yüz üstü bırakıldı. Uzun yıllar yıkık duvarları kaldı. Çağalar en çok külhan bölümünden korkardı. Külhan bölümü karanlıktı. Orada cinler var, diyerek birbirlerini korkuturlardı.

Bizim bu evin güneyindeki tarla, göldü. Elektrik santralini çalıştıran su, bu gölde birikirdi. Halk önce ‘aletirik gölü’ dedi, sonra ‘göl yeri’, ardından sadece ‘göl’ dedi. En sonunda da ne göl kaldı, ne de göl yeri. O günlerden hatıra olarak gölün etrafına diktikleri beş on çam ağacı, bir de Hatice bacımın bahçesindeki su deposunun taştan örme duvarları duruyor. Gölün yerine benzinlik, apartmanlar yapıldı. Santralin, lojmanların yerine de Yusuf Kenan Lisesi yapıldı. Lojmanların çevresinde çeşit çeşit meyve ağacı vardı. Öyle güzel elmaları vardı ki oradan gelen geçen meyve yerdi, ağaçlar kesilip de yerine lise yapılana kadar.

 

Tecde elektrik fabrikası - 1933

Almanların çok eskiden yaptıkları bu santralden çıkan elektrik, Malatya’da kurulan Mensucat, Şeker ve Tekel tütün fabrikalarına gidiyordu. Santral iptal olunca Kündübek’ten çıkıp Çırmıhtı’dan geçip Tecde’deli aletirik gölüne dolan suyun kanalının yeri de değişti. Önceleri kanal, anayolun altından geçerdi. Sonra kanalı, yolun güneyinden, şimdiki Şentepe’den geçirdiler. Sular da azalmıştı. Belki de Keban barajında üretilen elektrik fabrikalara verilince Tecde’deki santralin işi bitti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

YUSUF KENAN LİSESİ’NİN AÇILIŞINA TURGUT ÖZAL GELİYOR

 

Mustafa Tercan: “Yusuf Kenan Lisesi 1989’da açıldı. Dönemin Başbakanı Turgut Özal gelip açtı. Ben de o açılışta idim. Makam aracını kendisi sürerek gelmişti. Özal gelecek diye yol güzergâhı olan bizim mahallede belediye, bir hafta önceden sokağı temizletti. Hayvan besleyen evlerin civarındaki gübre yığınlarının üstünü örttürdü. Yol boyu, tüm duvarlar temiz görünsün diye belediye tarafından kireçle boyandı.

Özal, bu yoldan aracı kendi sürerek geldi. Konuşma yaptı ve lisenin açılışını yaptı. Mahallenin efsane kasabı Kasap Bekir abi, o gün bir koç kesti. Tam Özal arabadan inerken… Özal’ın koçu görüp görmediğini bilmiyorum ama koç kesildikten sonra bir çocuk, el arabasıyla geldi. Kafası kesilmiş kurbanlık koçu Bekir abi arabaya yükledi. Bunu bizim kasap dükkânına götür, ben sonra hallederim dedi.

 

Burhan amcanın anlattığı santral, Yusuf Kenan Lisesi’nin bugün yola gitmiş ve geride kalan üçgen seklinde kalmış sahanın ortalarında iki katlı ve benim hatırladığım 80’li yıllarda harabe bir binaydı. Oraya santral derlerdi.”

 

 

 

 

sultankilic44@hotmail.com

204

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir