Per. Eki 22nd, 2020

 

 

Eğitimci Hasan GÜL

 

Taşımalı eğitime nasıl gelindi? Bu sorunun cevabını vermek için Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden yıllardan başlayarak günümüze kadar uygulanan eğitim ve okullaşma çalışmalarını görmek gerekir. Ben, yaklaşık 90 yıllık eğitim çalışmalarını özetleyerek sizlere anlatmaya çalışacağım.

 

Cumhuriyetin kurulduğu tarihte okur-yazar oranı ve okullaşma oranı neredeyse sıfırdı. Cumhuriyetin kuruluşundan kısa süre önce 3 Mart 1923 tarihinde, Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi)yasası çıkarıldı.1925-1928 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanı olan Mustafa Necati’nin başarılı çalışmalarının devamında 1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı yasa ile Türk alfabesine geçildi.

 

Saffet Arıkan’ın 1935 yılında Milli Eğitim Bakanı oluşu ile öğretmen yetiştirme ve okullaşma çalışmalarına hız verildi.1935 yılındaki bilgilere göre, nüfusumuz 16 milyondur. Bu nüfusun %80 i köy ve mezralarda yaşamaktadır. Erkek nüfusun % 23 ü, kadın nüfusun % 7 si okuryazardır.

 

Özellikle köylerde yaşayan yurttaşların okuryazarlık oranını artırmak gerekiyordu. Bu işin pratik bir yolu gerekiyordu. Bu amaçla askerliğini erbaş olarak yapan, okuryazar gençlerin altı aylık kurstan geçirildikten sonra köylere eğitmen olarak atanması uygulaması 1937 yılında başlatıldı. Eğitmenli okullar üç yıl öğretim süreliydi.

 

Bu, yeterli değildi. İlköğretim beş yıl süreli olması gerekiyordu. Bu amaçla 17 Nisan 1940 tarihinde çıkarılan bir yasa ile Köy Enstitüleri açıldı. Köy Enstitülerinin açıldığı yıl Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’dir. İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tur. Köy Enstitüleri yasasına paralel bir yasa ile köy okullarının inşası işleri de bir yasaya bağlandı.

 

Eğitmen kurslarından kapatıldıkları tarihe kadar 7000 bin eğitmen, köy enstitüleri, kapatıldıklar tarihe kadar 17000 öğretmen mezun vermiştir. Bu sayı o yıllardaki köy sayısının yarısıdır. Demokrat Parti 1950 yılında iktidara geldiğinde köy enstitüleri kapatıldı. Ancak her köy enstitüsünün yerinde öğretmen okulu açıldığından, nitelik yönünden bir kayıp olmasına karşın sayısal yönden bir kayıp olmamıştır. Okullaşmada, okuryazar sayısının artırılmasında büyük bir kayıp olmamıştır.

 

27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyi takip eden yıllarda öğretmen sayısını artırma adına, muvakkat öğretmen, yedek subay öğretmen adı altında öğretmen atamaları yapılarak biçimlenme hesaba katılmadı. Bu öğretmenlere yer bulmak için çoğunlukla geçici binalarda okullar açıldı. Ancak 1961 tarih ve 222 sayılı İlköğretim yasası çıkarılarak ilköğretiminin mecburi ve devlet okullarında parasız olmasını zorunlu kılması büyük bir başarıydı.

 

Ayrıca öğretmen atanamayacak kadar az nüfuslu köy ve mezraların öğretim çağındaki çocukların okumalarını sağlamak amacıyla yasaya koyduğu bir madde ile YİBO (yatılı ilköğretim bölge okulları) açıldı. Daha sonra bu okulların doğu ve güney doğuda yaşayan Kürt halkı asimile amacıyla kurulduğu iddia edildiyse de… Ben, bu okulların büyük bir hizmet verdiğine inanıyorum. Bu okullarda yıllarca denetleme, inceleme, araştırma ve soruşturmalar yaparak bu kanata vardım. Daha sonra gelecek iyi hesaplanmadan, siyasi amaçlarla küçük köy ve mezralarda okullar yapılarak öğretmen atandı. Bu uygulama sonunda yatılı bölge ilköğretim okullarının öğrenci kaynağı kurutuldu. Büyük bir bölümü kapandı.

 

Ancak büyük bir sorun görmezden gelindi. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında nüfusun %80 ‘ köylerde yaşarken, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan ve geçimini buradan sağlayan vatandaşlar desteklenmedi. Köy ve mezraların yol, su, elektrik, kanalizasyon gibi alt yapı gereksinimleri karşılanmadı. İlköğretimden sonra çocuklarını okutmak isteyenlerin çocukları için il ve ilçe merkezlerinde öğrenci yurtları açılmadı. Bütün bu ve benzeri nedenlerle köy ve mezralarda yaşayan vatandaşlar şehir merkezlerine göç etmek zorunda kaldılar. Sonuçta küçük köyler ve mezralardaki ilkokullar öğrencisizlikten kapandı.

 

Devlet, bu süreci de iyi yönetemedi. Köy ve mezralarda kalan az sayıdaki vatandaşın öğrenim çağındaki çocukları için merkezlerde yurtlar açarak onları okutma, barındırma yoluna gitmedi. Birçok yerde tarikatların kucağına attı. Adana’nın bir ilçesinde yaşanan olay gibi olayların yaşanmasına neden oldu.

 

Bulabildiği bir çözüm de taşımalı eğitimdir.1997 yılında başlayan bu uygulama ile çoğunlukla okulu kapatılan köy ve mezralarda yaşayan öğrenim çağındaki çocukları biraz daha kalabalık nüfuslu köy veya merkezlere taşıyarak okumalarını sağlamaktır. Milli Eğitim Bakanlığı bu taşımanın nasıl yapılacağını, taşıt araçları ve sürücülerde aranacak özellikleri, taşıt ve yemek bedellerinin nasıl karşılanacağını belli esaslara başlamıştır. Burada sorun yoktur. Ancak,öğretmenlerin de okula taşınma uygulamasıyla gelip gittikleri düşünüldüğünde ,eğitim işini olumsuz etkileyen etmenler göz ardı edilmektedir.

 

Öğretmen yönünden bakıldığında bir merkezden, taşımalı öğretim yapılan, merkezden ortalama 20-30 kilometre mesafedeki okula gitmesi için en az iki saat zamana ihtiyacı vardır. Hele evli ise eşi ve çocuklarına karşı olan görevlerini de hesaba kattığımızda daha uzun bir zamana ihtiyaç duyacaktır. Bu sorun, kadın ve erkek öğretmen için farklılık arz etmez. Bu koşullarda öğretmenin saat 08’de okulda olması için en az saat 06’da uykudan uyanması gerekmektedir. Evde kahvaltı yapmadan okula gelindiği, okulda birinci dersten sonra toplu olarak kahvaltı yapıldığı bilinen gerçeklerdir. Bu koşullarda öğretmenin ne kadar başarılı olacağını siz düşünün.

 

Bir de öğrenci yönünden düşünelim. İlköğretim çağındaki bir çocuğun günlük uyku ihtiyacı bilinmektedir. Uyanma, nazlanma, gözlerini ovalama, anneye sitem etmesi, el yüz yıkama, giyinme, kahvaltıyı beğenme, beğenmeme… Sonuçta servis aracının olduğu alana gelmesi için gereken zamanı yine siz düşünün. Ders zili çaldığında öğretmen ve öğrenci karşı karşıya gelir. Öğretmenin aklı, bıraktığı eşinde, çocuğunda ve açlığında; öğrencinin aklı yarım bıraktığı uykusunda, aceleyle hazırlandığında, bıraktığı eksiklerinde.

 

Bu koşullarda amaca uygun eğitim yapılabilir mi? Bir başka yönü, çocuğun eğitimde veli ve öğretmenin iş birliği kesinlikle gereklidir. Öğrencinin okuldaki başarı ve başarısızlığının öğretmen tarafından veliye aktarılması, ortak çözüm bulmaları, velinin öğrencinin evdeki sorunlarını öğretmenle görüşerek müşterek çözüm aramaları zorunludur. Taşımalı eğitim, bu gerekliliği göz ardı etmiş durumdadır. Eğitimcilerin bu konuları değerlendirmesi, Milli Eğitim Bakanlığının taşımalı eğitim sisteminin bu sorunlarına çözüm getirmesi gerekmektedir.

 

Hasan GÜL 27.12.2016

82

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir