Per. Kas 26th, 2020

 

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 25 CHP Milletvekili imzasıile taş ocaklarının çevreye ve insan sağlığına zararlarının araştırılması, gerekli önlemlerin alınması isteği ile Meclis araştırması açılması istendi.

 

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba tarafından hazırlanan ve TBMM’ne sunulan Meclis araştırması isteğinde Maden Yasası’nın yürürlüğe girdiği 2004 yılından sonra taş ocaklarına gelişi güzel ruhsat verildiği belirtilerek, açılan taş ocaklarının başta insan sağlığı olmak üzere, hayvancılığı, tarım arazilerini, su kaynaklarını olumsuz etkilediği belirtildi.

26 Milletvekili imzası ile sunulan Meclis araştırması talebinde ayrıca   “Malatya Doğanşehir Kelhalil ve Dedeyazı köyleri; Akçadağ Karapınar ve Cevizpınar köyleri; Yeşilyurt Kozluk, , Örnekköy. Görgü köyleri; Arguvan Şotik Aşağı Konak mezrası ile Kündübek (Gündüzbey) kasabası Kaptaj bölgesi başta olmak üzere Malatya’nın pek çok yerinde de taş ocakları faaliyet göstermektedir.

Yeşilyurt İlçesi Gündüzbey kasabası sınırları içerisinde Malatya’da yaşayan yaklaşık 600 bin insanın içme suyu ihtiyacını karşılayan Kaptaj bölgesine 2-3 km uzaklıktaki bir yere taş ocağı işletme ruhsatı verilmiştir. Anayasanın 56. Maddesine göre “Çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, devletin ödevidir.” denmektedir. Ancak devletin kurumları, verdikleri ruhsatlar ile bizzat kendileri anayasa suçu işlemektedir.” ifadelerine yer verildi.

 

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba tarafından TBMM’ne sunulan Meclis Araştırması isteği şu şekilde;

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Son yıllarda ülkemizin her bölgesinde, yerleşim yerlerine, tarım arazilerine ve su kaynaklarına çok yakın yerlerde gelişigüzel açılan ve denetimleri tam anlamıyla yapılmayan taş ocaklarının çevreye verdiği zararların araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarıncaMeclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbabave arkadaşlarının, taş ocaklarının tehlikeleri konusunda meclis araştırması isteğiyle hazırladıkları dilekçede araştırma gerekçelerine de yer veriliyor. Gerekçeleri şöyle sıralanıyor:

“Çevre Yasasına tabi olunduğu dönemde Taş ocakları açılmadan önce ÇED raporları istenmekteydi. Ancak 2004 yılında yürürlüğe giren 3213 sayılı Maden Yasası sonrasında Danıştay kararı ile ÇED raporuna gerek olmadan da taş ocakları açılmaya başlanmıştır. Böylece tarım ve mera alanları, doğal ve kültürel alanlar, ormanlar ve su kaynaklarının bulunduğu alanlar da dâhil tüm doğa hem madencilik faaliyetlerine hem de taş ocaklarına açılmıştır. Açılan taş ocakları yer altı sularının azalmasına, ağaçların kurumasına, hayvancılığın olumsuz etkilenmesine ve bölgede yaşayan insanların sağlığının bozulmasına sebep olmaktadır.

 

Halen ülkemizin değişik yerlerinde 5000’e yakın ruhsatlı taş ocağı faaliyet gösterirken binlerce taş ocağı da ruhsat başvurusunda bulunmuştur. Malatya Doğanşehir Kelhalil ve Dedeyazı köyleri; Akçadağ Karapınar ve Cevizpınar köyleri; Yeşilyurt Kozluk, Örnekköy, Görgü köyleri; Arguvan Şotik Aşağı Konak Mezrası ile Gündüzbey Kasabası Kaptaj bölgesi başta olmak üzere Malatya’nın pek çok yerinde de taş ocakları faaliyet göstermektedir.

 

Özellikle Maden Yasasının yürürlüğe girdiği 2004 yılından sonra taş ocaklarına gelişi güzel ruhsat verildiği konuşulmaktadır. TÜBİTAK raporuna göre taş ocağı işletmelerinin, içme suyu kaynaklarına en az 5 km uzaklıkta olması gerektiği belirtilmesine rağmen, Malatya İli Yeşilyurt İlçesi Gündüzbey kasabası Kozluk sınırları içerisinde, Malatya’da yaşayan yaklaşık 600 bin insanın içme suyu ihtiyacını karşılayan Kaptaj bölgesine 2-3 km uzaklıktaki bir yere taş ocağı işletme ruhsatı verilmiştir.

Anayasanın 56. Maddesine göre “Çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek, Devletin ödevidir.” Denilmektedir. Ancak devletin kurumları verdikleri ruhsatlar ile bizzat kendileri anayasa suçu işlemektedir

Çok sayıda taş ocağı dinamit kullanarak taş çıkarmaktadırlar. Dinamit kullanımı hem ortaya koyduğu gürültü hem meydana getirdiği sarsıntı hem de patlama esnasında çıkardığı tozda bulunan kireç nedeniyle insan sağlığını olumsuz etkilemekte, astım ve kanser hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Kireç tabiattan uzun süre atılamadığı için bitki örtüsü, toprak ve yer altı ve yer üstü sularını da olumsuz etkilemektedir. Taş ocaklarının faaliyetlerini yerleşim yerlerine çok yakın bölgelerde sürdürmesi sonucu eğitim ve sağlık kurumları açık tehdit altındadır.

 

 

Taş ocağı arama izinleri Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından harita üzerinden bakılarak, ocağın kurulacağı yer görülmeden, çevresi incelenmeden verilmektedir. Bu nedenle ruhsatlar incelendiğinde tarım arazilerinin, köy yerleşim alanlarının, su kaynaklarının, derelerin çok yakınında kurulduğu görülecektir. Pek çok taş ocağı köylüler için çok değerli olan meraların üzerinde kurulmuştur. Bu nedenle tarım ve hayvancılık bazı yörelerde bitme noktasına gelmiştir. Dolayısıyla geçim kaynağı sadece tarım ve hayvancılık olan yöre insanları kaderleri ile baş başa bırakılmıştır.

 

Maden Yasasına göre ruhsat verilen işletmeler kendilerine verilen sürenin sonunda bölgeyi eski haline getirmek zorundadır. Ancak işletme sahipleri işleri bittikten sonra bölgeyi öylece bırakıp gitmektedirler. Dinamit kullanılarak tahrip edilen doğa kullanılamayacak bir şekilde bırakılmaktadır.

 

Taş ocaklarına ruhsat verilmesi konusu tekrar değerlendirilmeli, Maden Kanununun ilgili maddeleri değiştirilerek taş ocakları Maden Kanunu kapsamından çıkarılmalı ve tekrar Çevre Kanunu kapsamı içinde değerlendirilerek ÇED’e tabi hale getirilmelidir.

Yukarıda sayılan gerekçeler ile taş ocaklarının çevreye verdiği zararların araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarıncaMeclis Araştırması açılması gerekmektedir.”

 

Sultan KILIÇ    sultankilic44@hotmail.com

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

57

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir