Per. Eki 22nd, 2020

 

Ali Dağdelen

 

Türkiye; savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) sözleşmesini imzalamaktan imtina ettiği gibi Uluslararası Çalışma Örgütü’nün  (ILO) başta 176 sayılı ‘Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ olmak üzere birçok benzer sözleşmeleri de imzalamaktan imtina etmektedir.

 

ILO 176 sayılı sözleşme, Zimbabve ve Zambiya gibi ülkeler tarafından dahi imzalanırken Türkiye’nin bu sözleşmeyi imzalamaması manidardır.

 

Oysaki Türkiye, kendine Avrupa Birliğine girmeyi amaç edinmiş! ve bunun ötesinde kendini özellikle de AKP hükümeti tarafından ileri demokrasiye sahip olarak lanse eden bir ülkedir.

 

Ancak, buna karşın UCM ve ILO 176 sayılı sözleşmeleri imzalamaktan kaçınmaktadır.

 

Neden?

 

Şundan; Türkiye nasıl ki UCM sözleşmesini onaylamaktan kaçarak kayıt dışı devlet yapılanmalarının eliyle Kürt sorununu hukuk dışına çıkarak; işkencelerle, yargısız infazlarla, katliamlarla, zorla köy boşaltmalarla ve köy yakmalarla halletmeye çalışıyorsa aynı güvenlikçi politikaları yani insan hayatını ve onurunu hiçe sayan bir ekonomi yaklaşımıyla ILO sözleşmesini de onaylamayarak maden işletmesi sahiplerini ve hükümetleri iş kazalarını önlemeye yönelik almaları gereken tedbirlerden muaf tutarak ve özelleştirilmeden evvel devletin tonunu 130 dolara mal ettiği kömürü 24 dolara mal ettiği ile övünerek işçilerin emeklerini işçilerin canları pahasına olabildiğince sömürerek sermayeyi semirtmek ve bunun üzerinden ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

 

Ve bu anlamda “ileri demokrasi ülkesi Türkiye!”, Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) 2010 yılında yayınladığı bir rapora göre; Çin, milyon ton taş kömürü üretimi başına ölüm sayısını 4,08'den 1,27'ye düşürürken aynı dönemde Türkiye ölüm sayısını 7,10'dan 7,22'ye yükselterek iş cinayetlerinde Çin’i 5’e katlamıştır.

 

***

 

ILO 176 sayılı sözleşme neler getirmektedir?

 

Yerin altındaki kişilerin isim bazında ve muhtemel konumlarını kesintisiz takip eden bir sisteminin kurulmasını.  Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı koşullarının sağlanması açısından, madenin gerekli elektrik, mekanik ve iletişim sistemini de kapsayan diğer ekipmanlarla inşa edilmesini. Madenin, işçilerin tayin edilen işleri kendileri ile başkalarının güvenlik ve sağlıklarını tehlikeye atmayacak şekilde gerçekleştirmesine olanak sağlayacak şekilde düzenlenmesini ve çalışmasını.

  Duruma dayalı olarak yer altındaki iş yerlerinin tümünden iki çıkışın sağlanması ve bu çıkışların yüzeye ayrı ayrı çıkış noktalarından bağlanmasını.   İşçilerin maruz kalabileceği çeşitli tehlikelerin tespit edilebilmesi ve maruz kalınıyorsa bunun seviyesinin belirlenmesi için çalışma ortamının izlenmesi, değerlendirilmesi ve düzenli teftişin sağlanmasını.  Erişim izni verilen tüm yer altı çalışma mekânlarının yeterli havalandırmasını.

 

Bir maden işletmesinin doğasına uygun şekilde, yangınların başlaması ve yayılması ile patlamaları önleyecek, tespit ve mücadele edecek tedbir ve önlemlerin alınmasını.  Bir yerde, işçi güvenliği ve sağlığına ciddi tehdit olması durumunda, operasyonların durdurulması ve işçilerin güvenli bir noktaya tahliye edilmesinin garantiye alınmasını.  İşveren, her madende ayrı ayrı öngörülebilen tüm endüstriyel ve doğal afetler için acil müdahale planı hazırlamasını.  İşçilere, hem verilen iş, hem de güvenlik ve iş sağlığı konularında yeterli eğitim programlarının ve anlaşılabilir talimatların sağlanması ve bunun ücretsiz olmasını. İşverenler riski kaynağında bertaraf etmek, güvenli çalışma sistemleri tasarlamak, kaza riskleriyle ilgili işçileri bilgilendirmek ve kaza olduğunda gerekli tıbbi yardıma ulaşımı sağlama zorunluluğunu.

 

İşverenler sözleşmeyle kaza sonrasındaki sağlık ve kurtarma etkinliklerinin kalitesinden de sorumlu olmalarını. Hükümetlerin teknik kılavuzlar hazırlamasını, denetimler düzenlemesini, denetimlere ilişkin gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını ve kazaların etkili soruşturulması yükümlülüklerini getirmektedir.

 

***

 

Henüz Soma katliamı yaşanmadan 15 gün önce, CHP’nin 2013 yılının Ekim ayında verdiği ve MHP ile BDP’nin de desteklediği ‘madenlerdeki iş güvenliği ile ilgili araştırma önergesi’ AKP’nin 6 ay geciktirmesiyle ancak 29 Nisan 2014’de meclis gündemine getirilmiş ve AKP oylarıyla ret edilmişti.

 

Neden ret edildiğini de Antep milletvekili Şamil Tayyar, ”muhalefet gündemi tıkamak için eften püften önergeler vermektedir” değerlendirmesi ile açıklamıştı.

 

Yani; AKP’ye göre iş güvenliği eften püften işlerdi.

 

Öyle olduğu için ki AKP, ILO 98 sayılı sözleşmeye ve anayasanın 90. maddesine aykırı olarak işçi ve emekçilerin örgütlenmesi ve sendikal haklarını kullanılması önündeki barajın sürdürülmesinde ısrar etmektedir.

 

***

 

Sonuç olarak; Kendimizi de karşımızdakini de kandırmaya çalışmayalım. Soma’da yaşanan taammüden işlenen bir katliamdır. Eğer bu ülkede her türlü katliamların son bulması isteniyorsa bunun yolu hukuk güvencesinden ve Türkiye’nin kendini uluslararası hukukun denetimine açmasından geçmektedir. Bu anlamda AKP, CHP ve MHP gibi sistem partilerinin palyatif girişimleri ve araştırma önergelerinin sorunların aşılmasının ötesinde yanıltıcı olduğu bir gerçekliktir. Bu nedenle görev HDP’ye düşmektedir. HDP’nin sistem partilerinin samimiyetsizliğini de açığa çıkaracak olan Türkiye devletinin bugüne kadar imzalamaktan kaçındığı, imzalayıp da onaylamadığı, onaylayıp da uyum yasalarını çıkarmadı ve uygulamadığı uluslararası sözleşmeleri hayata geçirmek için başta TBMM’de ve diğer tüm satıhlarda bunun mücadelesini vermesidir.

 

Yazıyı tamamladığımda Soma’da hayatını yitiren işçilerin sayısı 298’e çıkmıştı.

 

Ve bazı televizyon kanallarında dini ve mevlit programları yayımlanmaktaydı.

 

Dikkatimi çeken; vaizlerin dualarında, “Allah’ım maden kazasında hayatını kaybedenlerin tahsilâtını af et mekânlarını cennet et” diye Allah’a yakarmalarıydı.

 

Ne diyelim. Allah sizin tahsilâtınızı affetsin…

alidagdelenali@hotmail.com

 

Not: 1) Malatya Tez Haber’de yayımlanan yazılardan yazarın kendisi sorumludur.

 

2) Blogda sunulan reklamlardan Malatya Tez Haber’in herhangi bir gelir elde etmesi söz konusu değildir. Reklamların sunuluyor oluşu, blog hizmeti sunanların tasarrufundadır.

 

57

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir