Paz. Ara 4th, 2022

sirin

 

Şirin Üstün’ün “Habil ve Kabil -Aşure“ albümü sanatseverlerle buluştu. Bu konuda Şirin Üstün, şunları ifade etti:

 

“Kadim bilge öğretilerinin kavşak noktası, yan yana bağdaş kuran insanoğlunun sohbet sofrası.

 

Kültürlerin buluştuğu, medeniyetler beşiği Anadolu…

 

Aşure kazanı, Anadolu… Kazanı kaynatan, kazanda kaynayan bir arada.

 

 

 

Gönül kelamını kâmillere söylemek üzere yola çıktığım bu albümdeki gizli mesaj aslında “Evrensel insan“ olmaktır. Evrensel insan, kendi varoluş hakikatine aklını, gönlünü, sevincini ulaştıran insandır. Evrensel olduğumuzda dünyadaki her şeye sevgimiz, şefkatimiz ulaşır. Bir şeyleri inkâr ederek ya da onu reddederek bunu reddederek bu yolda yürüyemeyiz. İnançlarımızı birbirleriyle yarıştırmadan, birbirimizi ezmeden kemale gitmeliyiz.

 

 

AŞURE (Habil ve Kabil) Bu albümde halk müziğinin yenilikçi, genç isimleri ile çalıştım. Deyişleri, türküleri ve duası ile hiç okunmamış eserlere yer verdim.

 

Albümde 12 eser var. Bunlardan iki eser ( Katar ve Al Turnam) canlı kayıt, yani bütün müzisyenler ile birlikte stüdyoya girdik çaldık, söyledik ve aynı anda klip çekildi.

 

Davut Sulari, Noksani, Malatyalı Sadık Baba, Sıtkı Baba,

 

Bolu´lu Âşık Dertli, Zeynel Bakır Dede, 17.yy Dedemoğlu,19.yy.Kumru´ya ait eserler var. Bunun yanında Habil ve Kabil, güzel dost, gönül havalanıp gel çekme ceza gibi anonim eserlerde var.

 

Eserlerin hepsi bize nasihat ediyor. Habil Kabil bir manifesto…Ayrıca benim için maneviyatı yüksek olan bir dua var, büyükannemden yadigar..

 

 

“Bismillah filitin olsun

 

Hasan Hüseyin kilitin olsun

 

Eğri dil ile gelen geri dursun

 

Dogru dil ile gelen ileri varsın”

 

(Aşur ananın kızı ve gelini anısına)

 

 

Filitin: Kürtçe bir kelime kurtuluş, kurtulmak

 

Dil: Hem dilde, hem gönül anlamında

 

 

Değerli hocam Metin Bobaroglu diyor ki; Hz.Hasan barışın sembolüdür. Hz.Hüseyin, kurtuluşun, aşkın sembolüdür. Barış ve aşka ermeyenin imanı kabul olmaz…

 

 

Neden böyle bir albümü tercih ettiğim konusunda; hiç kuşkusuz dönem digital dönemi ve özellikle halk müziği albümleri yerine, dinleyicisine ulaşamıyor.

 

Bu kadar sıkıntılı bir süreçte çıkardığımız albümden beklentimin ne olduğunu soracak olursanız, öncelikle müziğe ben ve benim gibi bakanlar, bizler bir kültür mücadelesi içindeyiz. Bir toplumun kültür mirasını gelecek kuşaklara doğru aktarmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte değer yargılarımıza sahip çıkıp bir duruş sergiliyoruz. Tercih ettiğimiz bu yol ve duruş  o kadarda kolay değil elbette.. Bende seçtiğim bu yolda popülariteden uzak kaygısız yapıyorum bu işi…  Düşünsenize annemin, babamın, dedemin sayısız eserleri var ve ben bu eserlerin bazılarını albümlere taşıdım ve daha da taşıyabilirim.

 

Büyükannemin duası var kıymetli hocam Metin Bobaroglu´nun nefesinden son albüm Habil ve Kabil´de. Yani ben bu kültürün içinde büyümüş ve buradan beslenmişim. Bana da bunu aktarmak, paylaşmak düşer. Bu çalışmanın daha çok kitleye ulaşması beni son derece memnun eder. Yaptığım müziğin ana sloganı su; bizi ayrıştırmaya, ötekileştirmeye çalışan zihniyete cevabimiz her zaman birlik ve sevgidir.

 

 

 

Albümün çıkışı aslında tam da Türkiye’deki yoğun döneme denk geldi.
İki yıl önce bitmiş olan bir albümden bahsediyorum. Çünkü bu albüm iki yıl önce çıkacaktı ancak Suruç katliamı ile had safhaya ulaşan Türkiye’deki istikrarsız siyaset ve yapılanma albümün çıkış tarihini hep erteledi. Gidişat ile ilgili istediğimiz süreci yaşamamız maalesef biraz zor gibi gözüküyor ama mühim olan yolun kendisidir.

 

 

 

 

Bolu´lu Âşık Dertli´nin eseri diyor ki;

 

“Sakiye meyinde nedir bu esrar

 

Etti bir katresi mestane beni

 

Lal`ü şarabından ne keyfiyet var

 

Söyletir efsane efsane beni”

 

 

Dünyadaki bütün içkiler başka maddelerin karışımından oluşur. Şarap ise hiçbir madde karışmadan olur. Gerek tasavvufçular, gerek felsefeciler şaraba çok farklı şeyler yazarlar ya da söylerler. Şarabın mayası kendisidir zaten. Ağacın gövdesinde maya çoğalıyor, o zamana kadar üzüm olgunlaşıyor. Üzüm olgunlaştığı zaman üzümün tanelerinin üzerinde bir pusu ya da duman oluşuyor ve o pusu yada duman üzümün gözeneklerinin içine giriyor… Maya…

 

 

İşte, insan mayası da kendi içindedir. Sevgidir! Mayası kendi bağında, kendi bedenindedir…

 

 

 

 

 

Ülkemizde kültüre yeterince değer veriliyor mu dersek,

 

Kültür çok önemli değil mi? Elbette kültür çok önemli ancak ülkemizde kültüre ve kültürel değerlere yeterince önem verildiğini, anlaşıldığı düşünmüyorum. Siz eğer bir toplumun elinden kültürünü alırsanız kişiliğini, benliğini de almış olursunuz. Ben yurtdışında yaşıyorum ve eğer kendi kimliğimle uluslararası alanda bir yer edineceksem, saygın bir zemin bulacaksam bu kültürün yaratıcılarını asla unutmamalıyım diyorum. Bu kültürün balta, dede sazının davulunun, zurnasının eşliğinde Noksani´yi, Malatyalı Sadık Baba´yı, Âşık Veysel´i, Pir Sultanları yaşatmalıyız.

 

 

Yaptığım müzik beni yansıtıyor diye düşünüyorum. Sanat söyleyecek sözü olanların işidir. Benim de söyleyecek sözüm var. Bizler içinde bulunduğumuz topluma karşı hassasiyeti olan insanlarız. Benim yaptığım müzik bize koşulsuz olarak birlikte yaşama kültürünü benimsemiş, dostluk, barış, demokrasi mesajlarını en güzel haliyle bize sunuyor zaten… Eğer ben bu toplumdan besleniyorsam, bir geri dönüşümü olmalı. Yaptığımız müzikle tepkimizi göstermeliyiz.

 

Sanata daha çok değer vermeliyiz, müziği yaşamın her alanında hissetmeliyiz. Artık kan, gözyaşı, kavga istemiyoruz, bizim çocuklarımız var. Ülkemizi canlandırmalıyız, yeniden nefes alınacak bir ülke, yaşamaya değer bir hayat inşa etmeliyiz.  Simdi bu saatten sonra sorumluluğu Atatürk´e atamayız, atmamalıyız.  Siyasi sorumluluğumuzu, vicdani mesuliyeti almalıyız, taşımak zorundayız.

 

En kutsal savaş insanın nefsine karşı savaşıdır! Eğer bunu becerebilirsek savaşmak da istemeyiz zaten.

 

 

Bu albümü, Anadolu’daki yaşayan tüm halkların kültürel yönüyle, sazıyla, sözüyle, raksıyla, felsefesiyle inandığı gibi yaşayanlara, İbrahim’in bereketi ile dostluk sofrası açanlara, Zekeriya’nın dili ile “an beni anayım sizi” kavramını anlayanlara, yaşamdaki en büyük sanatın insanın kendisi olabilmesi ve kalabilmesidir diyenlere armağan ediyorum.

 

Son olarak bu müziğin mutluluğunu, huzurunu hiçbir kaygı taşımadan paylaşan başta yönetmenim, arkadaşım Levent Güneş, Emirhan Kartal, Ayla Karacan, Haluk Coşkun, engin bilgi ve birikimlerinden faydalandığım Metin Bobaroglu, Izzet Ers´e, size ulaşmasını sağlayan Arda Müzik adı ile Baki Gövtepe´ye ve aşureye lezzet veren, emeği geçen nicelerine şükranlarımı sunarım.”

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir