Sal. Eki 27th, 2020

 

 

Cengiz Sürücü

 

Geçenlerde WhatsApp’tan Hüseyin’e, Malatya, Çilesiz Mahallesi, Altıparmak Sokağının başındaki ‘Kız Bayram’ların evinin hala durup durmadığını sordum. ‘Yola gitti.’ dedi. Cumbalı, iki katlı kerpiç bir evdi. Okuldan tanıdığımız Bayram, evden hiç çıkmadığı için, ‘Kız Bayram’ adını vermiştik. O yıllarda etraftaki herkes gibi o da acımasız esprilerimizden ve kahkahalarımızdan fazlasıyla nasibini alırdı ne yazık ki.

 

O evlerden birkaç tanesini ‘restore edip’ kalanları yıktılar. Mimara, zamanın ince bir ruhu olduğu ve kararmış bir hezana cila vurulmayacağı nasıl anlatılır bilmiyorum. Ve o evlerin sergi salonu gibi aydınlık değil, loş karanlık olduğunu ve o karanlığın da, o evlerde yaşayanların hayatının bir parçası olduğunu anlatamayacağınız gibi.

 

Müteahhitler eski sokakları, ahşap evleri yıkıp, geniş bulvarların kenarına birbirine benzeyen altı katlıları dizmeden önce, şehir, bahçelerinde gür kirazlar, heybetli cevizler arasında bodur kalmış elma, armut ağaçlarının olduğu o iki katlı, çeşmesi avluda ahşap evlerle doluydu. Ve onlar ‘restore’ değil, içinde yaşayanların yüzündeki kırışıklıklar kadar gerçekti. Alt katlarında kiler, ocak, mutfak, banyo, tuvalet, üst katlarında oturma odaları olurdu. Avlu ve arka bahçe evin farklı kısımları arasında hayatın akışını düzenleyen temel mekânlardı.

 

Evler, yaşayan bir organizma olan sokağın bir uzvu, ritminin bir notasıydı. O evler ve o gölgeli, serin sokaklarla birlikte sesleri de kaybolup gitti. Bir yaz akşamüstü gözlerinizi kapayıp dinlediğinizde, yaşayan bir sokağı duyamazsınız artık. Sabahın karanlığında simitçi çocukları, kapı önünü süpürdükten sonra dedikoduya oturan kadınları, öğle sonu içeri çekilen kadınlara seslenen seyyar satıcıları, eskici arabasını, çocukların bağrışmalarını, akşamın çökmesiyle birlikte hızlanan ritmi, akşam telaşını duyamazsınız. Günün akışına göre, mevsimlere göre değişir sesler. Sabahın, öğlenin, akşamın, ilkbaharın, yazın, sonbaharın, kışın kendine özgü bir duygusu, bir kokusu olduğu gibi, sesi de vardır.

 

Bir nehrin kenarında yaşayanlar nehrin sesinden bilir zamanı. Bir dağın yamacında yaşayanlar rüzgârın sesinden. Bir şehrin eski bir mahallesinde oturanlar, sokağın aşina seslerinden. Hayatımız çoğunlukla farkında olmadığımız bir sesler örgüsüdür. Onların içine doğarız, hayatın olağanlığını, sürekliliğini ve değişimini algıladığımız karmaşık sinyaller evreninin bir parçasıdır onlar. Bir ahengi, ritmi vardır hayatımızı kuşatan seslerin. Gün gelir, bir akşamüzeri gözlerimizi kapatıp dünyayı dinlediğimizde, o seslerin bazılarının eksildiğini, bazılarının değiştiğini, yeni seslerin hayatımıza girdiğini fark ederiz. İnsan ömrünün görünmez dokusunda bir şeyler değişmiş, o eski ve tanıdık sesler kaybolmuş, yeni ve alışılmadık sesler hayatımıza eşlik eder olmuştur. Onların zamanıdır artık…

129

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir