Çar. Eki 28th, 2020

 

11-13 Kasım 2011tarihleri arasında Malatya’da gerçekleştirilen Uluslararası Malatya Türk Halk Müziği Sempozyumu gerçekleştirildi. Sempozyumun ilk iki gününü bir önceki yazımda anlatmıştım. Bu yazdıklarım, sempozyumun son günüyle ilgili etkinliklerdir. Aynı zamanda bir genel değerlendirmedir.

Sempozyumun kapsamı, adıyla sınırlanmış. “Türk” sözcüğü ile Anadolu topraklarında yaşayan diğer halklar ve o halkların ürettiği kültürler bir yana itilmiş. Sadece Türk olan halkın müziğine odaklanılmış. Sunumlarda adı geçen tüm âşıklar, ozanlar özbeöz Türk müydüler? Aralarında Kürt, Ermeni, Süryani yok muydu?

Onun için mi Malatya’nın en güzel zurnalarını yapan Ermeni Setrak Öznacar’dan söz etmediler?Gramofonu Malatya’ya ilk getiren Ermenilerden söz etmediler. Arapgir müziğinin atası Ermenilerden ve gırnatadan söz etmediler. Arapgir, Harput ve Eğin halk kültürüne, halk müziğine damgasını vuran, unutulmaz eserler üreten Ermeni halkından onun için mi söz etmediler?

Fahri Kayahan’ın Adını Yazdığınız Tabeladan Silecek miydiniz?

Adını Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nin salonlarından birine verdiğiniz, koronun seslendirdiği eserlerle göklere çıkardığınız Malatyalı Fahri Kayahan’ın bir an için Ermeni olduğunu varsayalım. Can korkusuyla, yaşam endişesiyle gizlenmek zorunda kalan Ermenilerden Arapgirli Zehra Bilir gibi mesela. Varsayımımız doğru olsaydı, Fahri Kayahan, can korkusuyla gizlenen Ermenilerden olsaydı adını, yazdığınız tabeladan silecek miydiniz Fahri Kayahan'ın?

Ermeni olsa da Fahri Kayahan, Türk eserleri mi söylüyordu diyeceksiniz? Fahri Kayahan’ın yorumlarında Ermeni müziği esintileri var. Ermeni olmak ya da Türk olmak, bir insanı ne alçaltır ne de yüceltir. Halkların kültürü kaynaşmış; ama sizin sempozyuma verdiğiniz adla halkların kültürü bıçakla kesilircesine ayrıştırılmış.  Siz, sempozyumda Türk sözcüğünü öne çıkarıp insanların gözüne sokarsanız; bunları düşündürürsünüz böyle. Yoksa konumuz ne güzel halk müziği olacaktı. 

Merak ediyorum, sempozyumun adında Türk sözcüğü olmasaydı, tüm halkı kucaklasaydı kime ne zararı olurdu? Şu üst kimlik kandırmacasına sığınmadan, dürüstçe yanıt verin. Malatya Uluslararası Halk Müziği Sempozyumu denseydi,birleştirici öğe olmaz mıydı?Bu yapılan, sempozyumuTürk sözcüğüyle sınırlamak, bölücülük olmuyor mu?

Bu Sempozyum Ne Kadar Uluslararasıydı?

Duyuruda 80 bilim insanının katılımıyla gerçekleşeceği söylendi, doğrudur. Uluslararası sempozyumun, köken olarak Türkiye dışını temsil eden üç konuğu vardı. İkisi, Azerbaycan’ı; biri de Türkmenistan’ı yansıttı. Diğer konuklar, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde görev yapan hocalardı.

Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nin Kemal Sunal ve Fahri Kayahan salonlarındaaynı anda düzenlenen toplam 14 oturumla Türk halk müziği alanında değişik konularda bildiriler sunuldu. Malatya Valisi Ulvi Saran’ın yönettiği açılış oturumu ve son günkü değerlendirme oturumunu da sayarsak 16 oturum ediyor.

Bildirilerin kimi kuru, sıkıcı, içselleştirilmediği her halinden belli olan, kâğıttan okunan türdendi. Kimi bildiriler, görsellerle zenginleştiriliyordu.Pek azı, ele alınan kâğıttan okunmadı ki bunlar, söyleyenin inandığı bilgiler olduğundan dinleyeni de inandırıyordu.

Koca Salonun Dinleyici Koltukları Bomboştu

Sempozyumlar, adı üstünde bilgi şölenleri, kuru bilgilerin sunumuyla sıkıcıdır. Konu müzik olduğundan olsa gerek, bu sıkıcılıktan kurtulma olanağı buldu. Her günün sonunda halk müziğinden örnekler sunuldu. Sahne, güzel seslerle, yorumlarla, sazlarla doldu; ama dinleyenlerin olması gereken koltuklar bomboştu. İlk günse bir lisenin öğrencileri, emir komuta zinciriyle getirilerek salonda doluluk yaratıldı.

Kuliste konuştuğumuz müzik öğretmenleri, okullardaki müzik derslerinin haftada bir saate düşürülmesinden yakındılar. Madem müzik kültürü bu kadar önemseniyordu da okullardaki müzik derslerinin saati neden azaltıldı, diye yakındılar.

Türk Sözcüğü Ne Kadar Vurgulandıysa Alevi Deyişlerinden O Kadar Kaçıldı

Pek az kişi, Malatya topraklarında Alevi- Bektaşi kültürünün önemli bir birikim olduğunu… Arguvan’ın bu birikimde adını Türkiye dışına taşırdığını… Bunda Anadolu Aleviliği felsefesinin engin güzelliğinin payının yadsınamayacağını dile getirdi. Anmaya çoğu kişinin dili varmadı; ama tüm yolları buraya varıyordu. Ellerinde başka ürün yoktu, buna zorunluydular. Ürün, halkın yaşamı ve yarattıklarıydı.

Bayram Bilge Tokel: “Malatya topraklarında Alevi- Bektaşi kültürünün eseri olan deyişler, önemli bir birikimdir, kültürel zenginliktir.” dedi. Bu önemi vurgulayan, açıkça dillendiren bilim adamının azlığı dikkatlerden kaçmadı.

Katılımcılardan birinin, halk kültürü araştırmacılarına valiliğin, belediyenin, üniversitenin maddi kaynak desteğinin gerekliliğini önermesi de önemli doğrulardandı.

Bilim İnsanları da Sempozyumu Değerlendirdi

Sunum ve değerlendirme oturumlarını da sayarsak on altı oturum Türk halk müziği sunumu izledik, dinledik. Değerlendirme oturumunda söylenenler kısaca şöyleydi:

Azerbaycan halk müziği hakkında bilgi sunan Prof. Dr. Gülnaz Abdullazade, ekim ayında Sivas’ta ‘Kültürde Türkülerin Yeri’ konulu sempozyuma katıldığını… Malatya’da yapılan sempozyumun çok daha yeterli, iyi ve farklı olduğunu… Üslupların, çalgıların uygulamalı olarak tanıtıldığını… Yeni şeyler öğrendiğini söyledi.

Prof. Dr. Necdet Gedikli,sempozyumun verimli geçtiğini söyleyerek bu tür sempozyumların arka arkaya her yıl yapılmasının doğru olmadığını…En az 3- 5 yıl arayla yapılmasının daha doğru olduğunu… Malatya’ya en son 1966’da geldiğini… Sempozyum vesilesiyle kırk yıl sonra Malatya’yı görmekle mutlu olduğunu dile getirdi.

Prof. Dr. Ayşe Yücel Çetin, bu kadar kapsamlı bir sempozyumun kısa sürede hazırlanmasının ciddi bir çaba gerektirdiğini… Bildirilerin kitaplaştırılmadan önce, özellikle de genç arkadaşların sundukları bildirileri yeniden gözden geçirmelerinin yararlı olacağını… Sunulan 58 bildirinin, yayınlanacak oluşunun önemli kazanım olacağını… Malatya’yı çarşı pazar dolaşarak da çok mutlu olduklarını ifade etti.

Prof. Dr. Zeki Kaymaz, bildirilerin kitaplaşacağını önemsediğini… İlk oluşundan kaynaklanan ufak tefek aksaklıkların, bir sonrakinde giderilebileceğini umduğunu dile getirdi.

Prof. Dr. Ali Duymaz, Malatya’nın sosyolojik yapısının sempozyuma yansıdığını… Malatya’nın artık bir kültür şehri olduğunu… Malatya’nın kültür açısından zengin ve bâkir bir alan olduğunu… Bilim adamlarının Malatya ile ilgili araştırmalarına bu sempozyumun ışık tutacağını… Yerel araştırmacılara yön vereceğini… Sempozyumların kuruluğunu, sıkıcılığını, tekdüzeliğini ortadan kaldıran müzik icralarıyla kulaklarının da doyduğunu…

Sempozyumların, turistik gezi fırsatı olarak görülmemesi, kullanılmaması gerektiğini…

 Sempozyumların, akademik avcılık için kazanılacak puan hedefi haline geldiğini… Kendisinin, üstü kapalı gerçeği açıkça dile getirdiğini… Sempozyumlarda, üzerinde en az 6 ay çalışılan, emek harcanan çalışmaların sunulabileceğini… Ama bu sempozyumda sunulan bildirilerde bu derinliği hissedemediğiniErdem sahibi olanın, bildirisinin olgunlaşmadığını fark ederek bildirisini geri çekmesi gerektiğini

Panelistlerin, süre aşımlarında titiz davranmadıklarını; oysa mikrofonu bırakması gerektiği uyarısına kendisinin meydan vermemesinin gerektiğini…

Sanatçıların müzik icrasını mikrofonsuz gerçekleştirmelerinidoğru bulduğunu, ne yazık ki bunun gerçekleşemediğini…

 Katılımcıların içten kaynaşmalarının güzel olduğunu… Malatya’nın samimi sıcaklığını her yerde anlatacağını… Günkurusu mişmişini de her yerde anlatacağını dile getirdi.

Ah, Şu Plaket Alışverişi Komedileri Yok mu?

Sempozyumun bu değerlendirmesinin ardından plaket törenine geçildi. İnsanları birbirine düşüren, küstüren, izleyenleri canından usandıran, en gereksiz eylemlerden biri de bu plaket alışverişidir. Prof. Ali Duymaz da tepkisini: “Çok şık; ama öyle çok ki koyacak yer bulamıyorum. Plaket vermeseniz daha iyi olur.” sözleriyle dillendirdi.

Kültür Müdürü Bahaeddin Kabahosanoğlu’nun, en az yüz isim okuyarak katılım ve teşekkür belgesini üst üste yığması, tuz biber oldu.

Gereksiz plaket alışverişi ve yüzlerce ad soyad okunarakkartların üst üste yığılmasından sonra sahneye çıkan Seval Eroğlu ve Erkan Çanakçı, yorumlarıyla, sazlarıyla dinleyenleri büyülediler. Malatya Musiki Cemiyeti’nin seslendirdiği türküler, coşkuyu doruklara çıkardı. Ne yazık ki dinleyici koltuklarında çok az insan vardı.

Sempozyuma katılan bilim insanları, Aşağışehir’deki Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı ve Ulu Camiyi; Orduzu Arslantepe Açıkhava Müzesini; Şire pazarını gezdiler. Günkurusu mişmişleri, kakları, dutları, kara üzümleri, pestilleri Malatya sevgisiyle, Malatya hasretiyle koydular çantalarına.

Haberleşmek, görüşmek, bir daha buluşmak umutlarıyla Malatya’dan ayrıldılar.

Bu sempozyum; ilkti, geniş katılımlıydı, ufak tefek aksaklıklar kaçınılmazdı. Bir sonraki etkinlikte düzeltilebilecek şeylerdi. Halk kültürü araştırmacılarına yol göstermesi, katkı sunması açısından önemliydi. Kimi bildiriler, emek harcanarak hazırlanmıştı; kimileri de ‘it kılı postal bağı’ türündendi. Getirileri, götürüleri ileride anlaşılacak, derler ya.Götürüsü belli, oldukça masraflı bir etkinlik. Getirisini de zaman gösterecek.Adını da ırkçılıktan kurtarırlarsa…

 

Sultan KILIÇ    sultankilic44@hotmail.com

 

 

  

50

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir