Sal. Eki 20th, 2020

Sultan KILIÇ

Malatya Kent Konseyi Tarih Kültür Sanat Çalışma Grubu’nun düzenlediği ‘Malatya Tarih Okulu’ projesinin bu ayki çalışması ‘Selçuklu Döneminde Malatya’ sunumuyla gerçekleşti.

Fethi Gemuhluoğlu toplantı salonunda gerçekleştirilen sunumun açış konuşmasını Malatya Kent Konseyi Tarih Kültür Sanat Çalışma Grubu Temsilcisi Tarihçi Yazar Orhan Toğrulca yaptı.

Selçuklu Döneminde Malatya konulu sunumu katılımcılara aktaran Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Doktor Tülay Metin, Anadolu’da Selçuklu mimarisi örneği olarak Konya Beyşehir gölü kenarında Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılmış Kubad Abad adlı bir yönetim merkezi var. Ama Moğolların yıkımına uğrayan bu eser yıkık dökük, bakımsız durumda.Tarihçi Ebu’l Ferec, Malatya’da yönetim merkezi anlamında bir saraydan söz ediyor; fakat günümüzde bu yapı mevcut değil.Gerçek ve mükemmel bir Selçuklu kenti görmek istiyorsanız, Malatya’nın Battalgazi ilçesine gidin, diyerek konuşmasına başladı. Metin’in sunumundan bir özet sunuyoruz:

“Osmanlılardan önce Selçuklular vardı Anadolu’da. Selçukluların egemen olduğu coğrafyada bugün 28 bağımsız devlet bulunuyor. Selçuklular döneminde Anadolu’da 30 kadar şehir vardı. Bunlardan biri de Malatya idi. Malatya’nın tarihi Milattan önce 8 bin yıla kadar gidiyor. Malatya’da Midas’tan başlayarak Firigler, Hititler, Urartular, Asurlar, Romalılar, Danişmendler, Emeviler, Abbasiler gibi pek çok uygarlık konaklamıştır.

Hitit dilinde ‘bal’ anlamına gelen Malatya’ya Selçuklular döneminde asalet ve üstünlüğün kapısı ünvanı olarak ‘Daru’r Rıf’a’ denmiş.

Malatya’ya Acemler, şimdiki gibi Malatya demiyorlar. İslam’dan önce Melitene, daha sonra Araplar ve Türkler, Malatiyye diyorlar ve son olarak bununla benzer şekilde Malatya ismiyle telaffuz ediliyor. Malatya yerleşim yeri olarak uzun bir geçmişe sahip olduğu için isminde dikkat çeken değişiklik olmamıştır.Evliya Çelebi’ye göre Rakabe’nin kızının adı Aspuza imiş, kızın adı verilmiş bu kıymetli kente.

Yedi iklimin beşincisinde yer alan Malatya’ya Ortaçağ’da ‘Bilad-ı Sugûr’ deniyor.

Ebu’l Fidâ ise ‘Bilad-ı Ermen’diyor. Bizansla Arap arasında sınır şehri anlamına gelen ‘avasım’ deniyor.

Malatya sürekli kapışılan, kuşatılan, paylaşılamayan gözde, zengin bir sınır şehridir. Selçuklu döneminde Malatya, tahta sultan yetiştiren şehzadeler şehridir.

Pavlikanlar, Hıristiyanlara karşı Müslümanların yanında yer almış, Müslümanlara yardım etmişlerdir. Pavlikanlar, önce Emir Ömer tarafından Malatya’nın Arguvan ilçesine yerleştirilir. Daha sonra da Arguvan’dan Balkanlara sürülür.

Malatyalı Tarihçi Ebu’l Ferec, Malatya’nın dağı taşı ‘ağaç eri’lerle doluydu, der. Ağaç eriler, orman adamı anlamında kullanılır.

Selçuklu başkenti Konya olduğu için cami, medrese, kervansaray Konya’da da var.Bir şehirde üç kültürel yapı bir aradadır: Cami, ruh temizliğine; medrese, beyin temizliğine; hamam da beden temizliğine hizmet eden kültürel yapılardır. Battalgazi ilçesinde bu kültürel yapıların bir aradalığı en güzel şekilde sergilenmektedir.

Şehabiye Kübra ve Sugra Medreseleri ile Malatya,  Selçuklular zamanında önemli bir ilim ve kültür merkezi olmuştur.

Ebu’l Ferec, Moğol istilasında Malatya çarşısında birçok sefil kişi öldürülmüştü, diyor.Ebu’l Ferec’in kaydına göre Moğollar, Malatya’da pek çok kişiyi öldürmüşlerdi. Malatya’nın çarşıları insan cesetleriyle dolmuştu.

Battalgazi’deki Ulu Cami (Cami-i Kebir), Selçuklu mimarisinin Anadolu’daki en görkemli ve tek eseridir.

Malatya şehir surları çift sıra şeklindedir, iki sıra arasında hendek kazılmış; sonradan bu hendek toprakla doldurularak tarım arazisi olarak kullanılmıştır.

Ermeni ve Süryani halk, Hıristiyan yöneticilerin zulmünden Türklerin yönetimini tercih etmişlerdir.Ermeni, Süryani ve Türk birlikte hoşgörü anlayışı ile yaşamışlardır. Ermeni ve Süryani halkın surdışında yaşama hadisesine gelince; bu diğer bazı Selçuklu şehirlerinde görülür; ama Malatya’daki yaşamla ilgili tespitimiz yok. Sadece 13.yüzyılın başından itibaren Türk nüfus, gayrimüslim nüfustan sayı olarak artmaya başlamıştır. Selçuklular zamanında Bizans’ın halka olan baskıcı tavrı gibi baskı uygulanmamış bu dönemde, Malatya hoşgörü şehri olmuştur.

Çaka Beyin kızı, Kılıç Arslan’ın da karısı olan Selçuklu Sultanı Ayşe Hatun, oğlu Tuğrul Arslan adına Malatya’yı yönetir. 1107 -1124 yılları arasında oğlu Tuğrul Arslan ile hüküm süren, daha sonra da Belek (Balak) Gazi ile evlenecek olan Ayşe Hatunun, halka zalimce davranışları olmuştur; ama bunu keskin ifadelerle söylemek yanlış olur.

Malatya’da pek çok bilim adamı yetişmiştir. Muhiddin Arabî de Malatya’da bilimsel eserlerini yazanlardan biridir.

Darphanedir Malatya, Selçuklu döneminin önemli ticaret merkezidir. Han ve kervansarayları da bu nedenle çoktur.

Selçuklular döneminde Malatya’da tam anlamıyla Türk-İslam anlayışı hakimdir.

Malatya, Fırat’ın bereketli kıyısında tam bir meyve cennetidir. Ünlü kayısı o zaman da vardır. Dut, sadece meyvesi için yetiştirilir, ipek böcekçiliği yapılmaz. Yalnız, o zamanlar Müslüman Arapları şaşırtan bir durum vardır: Malatya’da meyve ağaçları şahıs malı değildir, meyve herkesin ortak malıdır.”

Yrd. Doç. Dr. Tülay Metin’in Malatya’nın Selçuklu dönemindeki varlığıyla ilgili sunumunun ardından, dinleyicilerin sorularına geçildi. Dinleyicilerin soruları yanıtlandıktan sonra Araştırmacı Yazar Mehmet Ali Cengiz tarafından Yrd. Doç. Dr. Tülay Metin’e teşekkür plaketi takdim edildi.

sultankilic44@hotmail.com

 

 

85

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir