Per. Eki 22nd, 2020

 

Sultan KILIÇ

Bu sabah Malatya’nın Salköprü Mahallesi’nde bir fırının önünde gördüm iki kardeşi. Biri simit, öteki poğaça alıp yiyerek yürüdüler doğuyadoğru. Birazcık boylu olan değil; ama daha küçük olan, fırının önündeki müşterilerin de dikkatini çekmiş olmalı ki, müşteriler birbirlerine ‘Yanmış mı, ne olmuş bu çocuğa?’ sorularını soruyorlardı.

Küçücük çocuk, hem çarpık yürüyor, bedeni de çarpık, hem de yüzündeki derisi tümüyle büzüşmüş halde. Burnu kaybolmuş neredeyse. Yüzünün derisi o yana bu yana yapışıp gerilince gözleri de hep sert bakıyor sanki. Öfkeli bir yetişkinin bakışları var yüzünde.

Adımlarımı hızlandırıp kavuşuyorum onlara. Gülümseyerek adlarını soruyorum. Azıcık boylu olan ‘Suriye’ diyebiliyor. Korkmasınlar, ürkmesinler diye gülümseyerek ikisinin de başlarını okşuyorum. Küçüğün kafasında çok az saçlı bölge var. Ortalarına geçerek kollarımla omuzlarından sarılıyorum, onlarla yürümeyi sürdürüyorum.

Fırından en fazla elli metre uzaklıktaki eski, kerpiç bir konağın kanatlı kapısından içeri giriyoruz. Avluda kırılmaya çalışıldığı belli olan üzerinde eski çivileriyle yere dağılmış inşaat kalıp tahtaları duruyor. Zaten çarpık yürüyebilen, yanık izleri taşıyan küçük, tahtalara takılarak düşüyor. Kardeşiyle aynı anda yardıma koşup kaldırıyoruz yerden. Biraz da benim varlığımın tedirginliğiyle ikinci katın merdivenlerini çıkıyorlar.

Genç bir kadın karşılıyor bizi. Daha önceki ziyaretlerimden öğrendiğim ‘ehlen ve sehlen’ i söylüyorum gülümsemeye ara vermeksizin. El sıkışıyoruz. İçeri buyur ediliyorum el işaretiyle. Ayakkabılarımızı merdiven başında bırakarak konağın yüksek tavanlı, geniş salonuna giriyoruz. Duvardan duvara gerilen iplerde yıkanan çamaşırlar kurumayı bekliyor.

Kerpiç konağın şahnişinli odasına giriyoruz. Bir iki kanepe, bir koltuk, yakacaksızlıktan yanmayan bir soba, küçük bir televizyon, kanepelerde ve yerde battaniyeler… Belli ki yedi kişilik Kobanêli aile, bu odada geceliyor. Yer yatağı da yapmışlar. Kadın, battaniyeleri topluyor. İşaret diliyle ve öğrendiği birkaç Türkçe sözcükle sorularıma yanıt vermeye çabalıyor.

 Kobaneli küçük çocuğun üzerine mazot dökerek diri diri yakıyor IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) denen caniler.

Defalarca ameliyat ediliyor çocuk, Malatya'da ve Ankara'da tedavi ediliyor. Sol kolunda ve göğsündeki tıbbi aparatlarla yaşamak zorunda şimdilik.

Sol kolunu, sol elini kullanamıyor. Çok az saçlı bölümü kalmış olan başını okşuyorum. Çıplak ayaklarını avuçlarıma alarak ısıtmayı deniyorum. Yanmış, derisi büzüşmüş; ama kullanabildiği sağ elini elime alarak öpüyorum. Katmerlenmiş hüznün gölgelediği kara gözlerine bakma cesareti gösteriyorum bir an. İnsanlığımdan utanıyorum. Affet küçüğüm, affet çocuk; seni diri diri yakanlar da insan görünümlüydüler, diyorum içimden.

Şimdi Malatya'da yedi kişilik Kobaneli aile; kullanılmayan, yıkık dökük bu konakta yaşama tutunmaya çalışıyorlar.

sultankilic44@hotmail.com  2 Aralık 2014 Malatya

58

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir