Per. Ara 3rd, 2020

 

Ali Dağdelen

 

Samimi olmak, dürüst olmak ve haddini bilmek önemlidir.

 

Hem de çok önemlidir.

 

Neden derseniz?

 

Gezi eylemleri ile başlayan ve hep gündemde tutulan bir “Kürtler nerede?” serzenişi sürdürülmekte ve bu serzenişle Kürtlerin, Gezi eylemine destek vermedikleri, Çözüm süreciyle birlikte AKP’nin peşine takılarak bencillik ettikleri iddia edilmektedir.

 

Oysaki Gezi eylemi, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder tarafından Türkiye ve Dünya gündemine taşınmıştır.

 

Önder’in kendini iş makinesinin önüne atması ile ancak Gezi eylemi Türkiye’ye ve Dünya’ya duyurulabilmiştir. Ve Gezi eylemi kendini bununla yaratabilmiştir.

 

Gezi eyleminin kendini yaratması ile bu oluşumun farkına varan ulusalcı gruplar yine aynı meşreple maalesef Gezi eylemini rehin alarak amacı dışına çıkarmışlardır. Bir hak ve özgürlük mücadelesi olan Gezi eylemini ulusal devlet sistemi içerisinde bir kısır iktidar mücadelesine dönüştürmüşlerdir.

 

Tüm değerleri yozlaştırmakta usta olan bu kesimler, Gezi eylemini de anlamsızlaştırdıktan sonra bununla da yetinmeyip Kürtleri de kendi iktidar mücadelelerinin bir aracına dönüştürerek anlamsızlaştırmak için bir “Kürtler nerede?” kampanyası başlatarak sürdürmekteler.

 

Esasen bu kesimlerin Kürtleri ne derecede yanlarında istediklerini veya Kürtlere ne kadar tahammül edebildiklerini geçmiş yaşantılar ortaya koymaktadır.

 

Tersten ve daha somut ifade etmek gerekirse; Kürtler geçmişten bu güne hep Türklerin yanında olmuşlardır ancak bunun karşılığını Türklerden görememişlerdir.

 

Hatta bu birliktelik ters orantılı karşılıklarla sonuçlanmıştır.

 

Bunu, Türklerle Kürtlerin ilk temasından bugüne tarihe yansıyanlar üzerinden değerlendirecek olursak;

 

Türklerle Kürtlerin ilk ve en önemli birliktelikleri 1071 yılında Malazgirt savaşı üzerinde olmuştur. Bu savaşta Bizans İmparatorluğuna karşı Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın yanında savaşa katılan 40 bin kişilik ordunun 15 bini Kürtlerden oluşmaktaydı. Alparslan bu Kürt savaşçılarla hem ordusunu gençleştirmiş hem de coğrafi şartlara uyumlu bir savaş gücüne dönüştürerek savaşta başarılı olmuştur.

 

Bu başarı ile birlikte Türkler Anadolu’ya açılmış ve yerleşmişlerdir.

 

Yine bu başarı ile Türk ve Kürt beylikleri, 15.yüzyılın sonuna kadar karşılıklı olarak birbirlerinin hak ve hukukuna saygı göstermişler ve birbirlerinin varlıklarını kabul etmişlerdir.

 

16.yüzyıla gelindiğinde ise, Osmanlı Devleti, Avrupa’da sürdürdüğü yayılmacı politikasını artık sürdüremez duruma gelince ve Doğuda da İran Safevi Devletinin Orta Anadolu’ya kadar genişlemesi üzerine bu safer Osmanlı devleti Kürtlerle bir ittifak yapma gereği duymuştur.

 

Bu ittifakla Osmanlı Devleti, Safevi devletini yenerek Kafkaslardan Arabistan ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanan Ortadoğu’nun en güçlü imparatorluğu haline gelmiştir. Kürt beyleri de yapılan anlaşma ile özel bir statüye kavuşmuşlardır; 16 özerk Kürt hükümeti (Cizre, Hazro, Eğil, Palu, Kiğı, Genç, Bitlis, Hizan, Hakkâri, Mahmudi, Şehrizor, Yirıvana, İmadiye, Asti, Tercil ve Mihriban) Osmanlı devleti tarafından kabul edilmiştir.

 

Bu ittifakla Özerk Kürt beylikleri (hükümetler) varlıklarını 1839 yılına kadar sürdürmüşlerdir.

 

Tanzimat Fermanının ilanına kadar 300 yıl özerk bir statüde yaşayan Kürtler ve Osmanlılar arasında herhangi bir konuda ihtilaf çıkmamıştır. Ancak, 19. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı yönetimlerinin hem yetersizliklerinden hem de kapitalist modernitenin imalatı tekçi ve merkeziyetçi ulus devlet zihniyetinin etkisinden kaynaklı Kürtlerin özerk yapılarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılar ve bu saldırılara karşı Kürtlerin karşı isyanları yaşanmıştır.

 

Bu durum 100 yıl sürmüştür.

 

Birinci Dünya savaşına gelindiğinde ise Kürtler her şeye rağmen yine Türklerin yanında yer almışlardır.

 

Çanakkale’de, Suriye’de, Irak’ta Emperyalistlere karşı Türklerin yanında savaşmışlardır.

 

Birinci Dünya savaşı sonunda yenilen ve dağıtılan Osmanlı devleti bakiyesi külünde yeniden var olma mücadelesi veren Türkiye halklarının en önemli bileşeni yine Kürtler olmuştur.

 

Bu anlamda Kürtler, Vilâyât-ı Şarkıye Müdâfaa-i Hukuk Cemiyetinin öncülüğünde, Erzurum Kongresini ve bunun devamı olan Sivas Kongresini Türkler ve diğer halklarla birlikte Kürdistan’da gerçekleştirmişlerdir.

 

Yine Kürtler, Emperyalist İngiltere'nin kışkırtarak Türkiye’nin üzerine saldığı Yunanlılar İzmir’e çıktığında, ellerini kollarını sallayarak, hatta yer yer sevgi gösterileri ile karşılanarak Sakarya’ya vardığında, top sesleri Ankara Polatlı’da duyulduğunda ve bunun üzerine TBMM’nin Ankara’dan Kayseri’ye taşınması faaliyetleri sürerken Meclis Kürsüsüne çıkan Dersim milletvekili Diyap Ağa’nın, ”…Lâfım kısadır! … Beyler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa dövüşerek ölmeye mi?" dediği ve TBMM’nin yerinde durmasını sağladığı o samimi ve yürekli duruşu Diyap Ağa’nın-ki Diyap Ağa da diğer Kürt önderleri gibi sürgünle ödüllendirilmiştir-şahsında ortaya koyanlar da yine Kürtler olmuştur.

 

Yine Antep, Urfa ve Maraş illerinde, yedisinden yetmişine, eline ne geçirdiyse onunla emperyalist güçlere karşı direnerek yurtlarında def edenlerin başında da yine Kürtler olmuştur.

 

Ancak gel gelelim ki hep birlikte kurulan bu ülkenin yönetimini gasp edenler, verdikleri sözlere rağmen Kürtleri ve diğer tüm halkları yok saymışlar ve imha etmeye girişmişlerdir.

 

Kütler bu inkâr ve imha saldırılarına karşı Koçgiri’de, Zilan’da, Ağrı’da, Dersim’de, Diyarbakır’da, Lice’de ve tüm Kürdistan sathında onursal direnişlerle karşı durmuşlardır. Bu uğurda, Yüz binin üzerinde şehit vermişlerdir. On binlerce Kürt, kayıt dışı devletin “faili meçhul” cinayetleri ile katledilmiştir. Yine Milyonlarca Kürt işkencelerde ve ahlaksızca saldırılarda sakat kalmıştır. Yine milyonlarca Kürt evlerinden, köylerinden, yakınlarından, işlerinden ve alışkanlıklarından koparılarak yabancı oldukları yerlere aç ve açık savrularak gelecekleri köreltilmiştir; Yok edilmişlerdir.

 

Bu yok edilişin karşısında dahi Kürtler, yine halkların kardeşliğine ve barışına karşı olan inançlarını yitirmemişlerdir.

 

Öyle ki; bölgemiz bir ateş sarmalı içerisindeyken dahi Kürtler, fırsatçı davranmamışlardır; merkeziyetçi, milliyetçi, statükocu, mukaddesatçı ulus devlet zihniyetinin sekter direncini kırmaya çalışarak ve bunu bir çözüm sürecine dönüştürerek halkların kardeşliğine ve barışına çıkan bir yol yapmaya çalışmışlardır. Bunu da sabırla ve özveriyle sürdürmeye çalışmaktalar.

 

Şimdi bu noktada, her fırsatta “Kürtler nerede” diye serzenişte bulunanlara sormak gerek;

 

Kürtler yok sayılırken ve yok edilirken neredeydiniz?

 

Yine Kürtler ve Kürdistan ayrı bir yasayla; örfi idareyle yönetilirken neredeydiniz?

 

Yine Roboski’de Kürt çocuklarının başlarına Kürtlerin vergileri ile alınan bombalar yağdırılırken ve paramparça olmuş çocuk bedenleri battaniyelere sarılı halde katırlar üzerinde taşınırken neredeydiniz?

 

Yine havan topu mermisi ile paramparça edilen 12 yaşındaki Ceylan Önkol’un küçük bedeninin parçalarını ağıtlarla eteğinde toplayan Annenin feryadında neredeydiniz?

 

Yine 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın yaşından çok; 13 kurşunla terörist yaftalamasıyla babası ile birlikte katledilirken neredeydiniz?

 

Yine Pozantı Cezaevinde, sistemli tecavüz saldırısı altındaki Kürt çocuklarının sesiz çığlığında neredeydiniz?

 

Nerede olduğunuz açık;

 

Tekçi zihniyetinizle toprağın üstünü zindana altını ise toplu mezarlığa dönüştürmekle meşguldünüz.

 

Yine Halkları birbirlerine ön yargılarla düşman ederek bölmeyle meşguldünüz.

 

Yine Halkları ve insanları bir çakıl taşına kurban etme vicdansızlığı ile meşguldünüz.

 

Ve o kadar meşguldünüz ki çakıl taşlarını da halkları da bir arada barış içerisinde yaşatmayı amaçlayan bir projeyle ortaya çıkan Halkların Demokratik Partisini dahi görememektesiniz.

 

İsmine dahi tahammül edememektesiniz.

 

Ve her fırsatta HDP'ye saldırmaktasınız

 

Neden?

 

Çünkü HDP’nin içerisinde de Kürtler var.

 

Ve siz hale Kürtleri ret modundasınız.

 

Bir de bu modunuzla çıkmış “Kürtler nerede” diyorsunuz.

 

Kürtler olması gereken yerdeler;

 

Ne Gezi’yi işgal eden ulusalcıların yanındalar.

 

Ne de ulusalcıların müsveddesi AKP’nin peşindeler.

 

Kürtler her zaman olduğu gibi halkların ve onların haklı mücadelesi içerisindeler…

 

Ve, Sırı Süreyya Önder’li Gezi eylemcileri ile birlikteler…

 

alidagdelenali@hotmail.com

 

Not: 1) Malatya Tez Haber’de yayımlanan yazılardan yazarın kendisi sorumludur.

2) Blogda sunulan reklamlardan Malatya Tez Haber’in herhangi bir gelir elde etmesi söz konusu değildir. Reklamların sunuluyor oluşu, blog hizmeti sunanların tasarrufundadır.

57

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir