Pts. Eki 19th, 2020

 

Zorunlu din derslerinin kaldırılması için Türkiye genelinde sürdürülen oturma eylemlerinin 25. haftasında Malatya Emeksiz Meydanı’nda kitlesel bir basın açıklaması ve oturma eylemi gerçekleştirdiler. Eğitim eliyle gerçekleştirilen asimilasyon uygulamalarına tepki gösteren PSAKD, AİHM kararlarına uyulması konusunda hükümeti uyardı.

 

PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) Malatya Şubesi adına basın açıklamasını sunan Figen Yücel Baran, Ermeni Soykırımı’nın 100. yılına da değinerek 24 Nisan 2015’te Ermeni katliamının yaşandığını ifade ederek “yüz binlerce canın katledildiği Ermeni Soykırımını tanıyor ve lanetliyoruz.” dedi. Ülkede yaşayan farklılıkların sistem tarafından sürekli tehlike olarak görüldüğünü ifade eden Figen Yücel Baran, sunduğu basın açıklamasında:

“ERMENİ SOYKIRIMINI TANIYOR VE LANETLİYORUZ”

 “24 Nisan 1915’de ülkemizde, insanlık tarihinin en karanlık olaylardan biri olan Ermeni Soykırımı yaşanmıştır. 100. Yılında, yüz binlerce canın katledildiği Ermeni Soykırımı'nı tanıyor ve lanetliyoruz, yetkilileri bu soykırımla yüzleşmeye çağırıyoruz. İttihatçı zihniyetin karakteri tekçi, asimilasyoncu ve katliamcıdır. Bu ülkede yaşayan farklılıklar, sistem tarafından hep tehlike olarak görülmüştür. Yetkililer tarafından her zaman süslü cümlelerle mozaiğe benzetilen ülkemizdeki farklılıklar, ne yazık ki yine bu yetkililerin katliamcı zihniyetine kurban edilmeye çalışılmaktadır.

“FARKLILIKLARIMIZ HÜKÜMETE GÖRE TEHLİKE”

 Bu asimilasyoncu ve katliamcı zihniyet, ülkemizde yaşayan farklılıkların sesini kesmek, tek tipleştirmek için geçmişte olduğu gibi günümüzde de yapmadığını bırakmamaktadır. Evet, günümüzde katliamın ve soykırımın yeni adı asimilasyondur. Soykırımla, asmakla, kesmekle, kuyulara döküp boğmakla, yakmakla bitirilemeyen farklı kimlik ve inançta olanlar, günümüzde okullarda verilen ırkçı ve gerici eğitimle sadece İslam, sadece Türk nesiller yaratılarak yok edilmeye çalışılmaktadır. 

 

Türkiye’de uzun yıllardır devlet ve hükümetler tarafından izlenen “Türk-İslam” sentezine dayalı, “tek din, tek mezhep, tek dil” anlayışı çerçevesinde hayata geçirilen politikalar, çocuklarımızı, gençlerimizi ve bütün toplumu, inanç ve kimlik üzerinden “tek tipleştirmeyi” ve kutuplaştırmayı hedeflemiştir. Türkiye’de yıllardır din, mezhep ve kimlik farklılıkları üzerinden halklar birbirine karşı kışkırtılmış, eşit haklar temelinde ilişki kurması iktidarlar aracılığıyla engellenmiştir.

 

 Türkiye’de eğitim sisteminin dini kurallara göre düzenlenmesi, din eğitiminin yaygınlaşmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak, okullarımızda öğrencilerin ve öğretmenlerin inanan ya da inanmayan, dindar ya da dinsiz, ibadet eden ya da ibadet etmeyen gibi kategorilere ayrılması, yeni gerilim ve çatışma alanları yaratmasına neden olmuştur. Dünyanın her yerinde bilimsel eğitimin ön koşulu laikliktir ve laik olmayan bir eğitim sisteminin nitelikli ve demokratik olması mümkün değildir. Gerçek laik devlet, bireylerin herhangi bir dine inanıp inanmamakta tamamen özgür olduğunu kabul eder, hiçbir dine ya da inanç grubuna ayrıcalık tanımaz, zorunlu din eğitimini dayatmaz.

 

“HÜKÜMET, AİHM KARARLARINI UYGULAMAK ZORUNDA”

 

Bu konuda son sözü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) söylemiştir. AİHM, oy birliği ile aldığı kararla “zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” istemiştir. Türkiye hükümetinin, bu karara yaptığı itiraz reddedilmiş ve karar resmen kesinleşmiştir. Karar çok açıktır ve hükümetin bu kararı uygulamak dışında başka bir seçeneği yoktur. Zorunlu din dersi uygulaması, din ve vicdan özgürlüğünün açıkça ihlal edilmesi demektir. Hükümet, AİHM kararını derhal uygulayarak zorunlu din dersi uygulamasına son vermek, artık kesinleşen bu karar sonrasında zaman geçirmeden gerekli yasal düzenlemeleri yapmak zorundadır.

 

 

 Hiçbir toplum tek tip, tamamen aynı düşünen, herkesin aynı inancı paylaştığı insanlardan oluşmadığına göre, tüm inançlara eşit mesafede durması gereken bir devletin, belli bir inancın öğretilerini zorla okullarda öğretmesi açık bir dayatmadır ve kabul edilemez.

 

 Bu nedenle zorunlu din derslerinin kaldırılması için sürdürmüş olduğumuz oturma eylemlerinin 25. haftasında siyasi iktidarı bir kez daha uyarıyoruz! 

 

Elinizi inancımızdan çekin! 

 

Zorunlu din derslerini kaldırın! “

 

 

 

 

48

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir