Cts. Eki 24th, 2020

Sultan Kılıç- Malatya

Prof. Macit Kenanoğlu’nun ‘Osmanlı Millet Sistemi: Mit ve Gerçek’ adlı, çok emek harcanarak hazırlanmış kitabından: “Kanunnamelerde bazı konularda gayrimüslimlerin Müslümanlardan ayrı tutulduğu görülür. Mesela Yavuz Sultan Selim Kanunnamesi’nde hamamlarda ve berberlerde gayrimüslimler için kullanılan havlu, peştamal ve usturaların Müslümanlar için kullanılmasının yasaklandığı görülmektedir. Benzer hükümlere Kanuni’nin m. 1523/ h. 929 tarihli Umumi Kanunnamesi’nde de rastlanır. Bu uygulamayı, bir aşağılamadan ziyade İslam dininin temizliğe ilişkin hassasiyetinin bir yansıması olarak görmek gerekir. Çünkü dikkat edilecek olursa burada gayrimüslimlerle Müslümanların hamamlarını veya berberlerini ayırma veya gayrimüslimleri hamamlara veya berberlere kabul etmeme gibi bir uygulama yoktur. S. 282, 283

Yazarın açıklaması, Osmanlının yaptığı ayrıştırmayı yumuşatması, haklı hale getirme çabasıysa evlere şenlik. Özrü kabahatinden büyük türünden debelenme. Müslümanlar temiz; ama gayrimüslimler pis, diyor açıkça. Müslüman Müslüman’ı kirletmiyor bu hamam ve berberlerde; ama gayrimüslimler Müslümanları kirletiyor, demek istiyor. Osmanlı hoşgörüsünü (!) doruklara çıkaracak bu yorumu getiriyor.

Ve açıklamaya devam ediyor… Vurgu bana ait, diye de ekliyor Kenanoğlu. Müslümanların temiz, gayrimüslimlerin pis olduğunu açıkladıktan sonra Osmanlının, 16. yüzyılda hamamları ve berberleri gayrimüslimlere yasaklamamış olmasını, Osmanlının engin hoşgörüsü diye sunabiliyor. Sanırım, görüyorsunuz ya ne lütufkâr efendilerimiz varmış, nankörlük etmeyin demeye getiriyor kitabın yazarı

Hoşgörü kavramını nasıl da çarpıtıyoruz? Hoşgörü, haksızlığa uğrayanın bağışlayıcı tavrı olması gerekirken tersine çevirmişler. Dövenin, ezenin, işkence edenin, katledenin, mağduru hoş görmesiyle övünmek ancak, zihniyette görülebilen çarpıklık olabilir.

 

O hamamları, berber dükkânlarını gayrimüslimler inşa etmeseydi; hamamcı ve berber olarak ustalıklarını en mahir ve dürüst şekilde icra etmeseydiler, berber dükkânlarının ve hamamların kullanım hakkından yararlanabilirler miydi? Yavuz’un 40 bin Alevi Kızılbaş’ı kılıçtan geçirmesiyle övünüyor Osmanlının torunları…

Kanuni’nin, yasalarla Sünni mezhebini Ebussut Efendi marifetiyle hâkim kılması; gayrimüslimlere, Alevilere kâfir damgası vurarak tam anlamıyla sindirmesiyle de övünebilir Osmanlının torunları… Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı Şepik köyünde doğup büyüyen, şu anda İstanbul’da yaşamakta olan bir Ermeni arkadaşım, yaşadığı bir olayın kendisinde derin, acıtıcı, incitici izler bıraktığını ifade ederek şöyle aktarmıştı: Ben o zaman on yaşlarındaydım. Çok ağır bir hastalık geçirmiştim. Babam, benim iyileşmem için içinden yakarırmış Tanrı’ya. Bu arada söz de vermiş, oğlumu bu illetten kurtarırsan kurban keseceğim, diye. Ben iyileşince de beni eşeğe bindiriyor. Kurbanlık koyunun boynuna bağladığı ipi kendi koluna bağlıyor. Ben, eşeğin üstünde, babamsa yaya bir sabah yola koyuluyoruz Şepik’ten Eğin’e bağlı Ocak köyüne doğru.

Ocak köyü, Arapgir’le Eğin arasında bulunan, Alevilerin yaşadığı, Hıdır Abdal Sultan Dergâhı’nın olduğu köy. Yolda, sonra babamdan öğrendim, Arapgirli Sünni bir tanıdıkla karşılaşıyoruz. O, soruyor, babam da nereye, hangi amaçla gittiğimizi açıklıyor. Bu Sünni komşumuz, Alevilerin kestiği kurban yenir mi, ben de sizinle geliyorum, diyor Ermeni babama.

Kurban sahibine Ermeni’nin kestiğini yemem, diyemiyor o anda. Bir taşla iki kuş misali, Alevi’nin kestiği kurbanı da Ermeni’nin kestiği kurbanı da yememeyi doğru kabul eden zihniyeti atalarından aldığı gibi sürdürüyor nasılsa. O pek temiz Sünni adam bizimle Ocak köyüne geldi. Hıdır Abdal Sultan Dergâhı’nın bahçesinde hayvanı kesti. Hayvanın işe yarar tüm etlerini kendine ayırdı. Bize de kelle paçasını, derisini, bağırsaklarını bıraktı.” dedikten sonra derin bir sessizliğe bürünmüştük.

 

İttihatçılarla başlayıp Kemalistlerle devam eden ırkçı zihniyet, bu meseleyi kökten halletmiş görünmüyor mu? Türkiye’de gayrimüslim bırakmadılar, artık gönül rahatlığıyla hamamlarda çimebilir, berberlerde tıraşlanabilirsiniz torunlar! Ah, bir de Alevilerin kökünü kurutabilseler, işte o zaman pirüpak olacak; endişesiz çimecek, endişesiz tıraşlanacaklar Osmanlının hoşgörülü (!) torunları…

sultankilic44@hotmail.com

44

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir