Per. Eki 22nd, 2020

 

 

Gökmen GÜL

 

 

Bu akşam Zehra İpşiroğlu   ile tanıştım. Daha doğrusu yüz yüze bugün tanıştık. Kendisi ile daha önceden Facebook’ta bir başka arkadaştan dolayı arkadaştık.

 

 

Kimdir peki Prof. Zehra İpşiroğlu? Bilenler bilir ama bilmeyenler için söyleyeyim: Kendisi 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne öğretim üyesi olarak girip, 1992 yılında aynı üniversitede Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği Anabilim Dalı’nı kuruyor, 1998 yılına kadar burada bölüm başkanlığı görevini sürdürüyor. Daha sonra Almanya’da Duisburg Essen Üniversitesi’nde uzun yıllar dersler veriyor.

 

 

Ben tiyatro deyince aklıma hep İrlandalı oyun yazarı Samuell Beckett’in “Çığlık” (Soluk) adlı oyunu gelir. Ve çok anlamlı bulurum o oyunu. Oyun şöyle: Perde açılır sahne karanlıktır. Sessizlik… Sessizlik… Sessizlik bir süre devam eder ve bir iç çekiş sesi duyulur. Tek nefesten oluşan derin bir iç çekiş. Sahne tekrar kararır ve sessizlik devam eder.

 

Oyun bu tek nefeslik iç çekiş sesinden ibaret ve ne yazık ki hayat da öyle! Beckett, çığlık oyununun en azından başlığını yazabilecek ve sessizlikle doldurulacak bir sayfaya ihtiyaç duymuş mudur bilmiyorum. Ama İpşiroğlu Hoca’nın yazmak için ne kadar çok şeye ihtiyaç duyduğunu, bugün kendim daha iyi gördüm.

 

Ben yazmanın bir “dolu” olma hâli olduğunu, sanatçı ya da yazarın da bu doluluğu kanında duyandan başkası olmadığını düşünüyorum. Yani bir “iyi”nin ötesinde, başka bir iyinin/iyiliğin peşinde olduğu hissi uyanır bende. Evet, hayat belki de (maalesef) bir iç çekiş sesinden ibaret ama bu süreçte okumanın ve yazmanın da daha insanca bir yaşamın anahtarı olduğu, olması gerektiği kanısındayım.

 

Son olarak, bugün bana kütüphanesinden yazdığı kitapları seçebileceğimi söyleyince, ben de gördüğünüz gibi hiç çekingen davranmadım. Çoğunu ayrı ayrı yazıp imzaladı. Bu zamana kadar kimse bana yirmi iki kitabı bir arada vermemişti. Nasıl mutlu oldum anlatamam…

 

Elimde ağır bir torba ile eve zor geldim. Bir de bana, “Okumak, bize Tanrı’nın bir lütfu biliyor musun?” dedi. Kendimi bu anlamda şanslı hissediyorum. Kendisine çok teşekkür ederim. Sevgiyle…

 

 

 

Gökmen GÜL 7 OCAK 2018 İstanbul

 

100

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir