Cts. Eki 24th, 2020

 

Sultan KILIÇ

            31. 07. 2010 Cumartesi günü, daha şafak sökmeden, saat 04. 00’te Malatya’dan yola çıkıyoruz. Erzincan ilinin Eğin ( Kemaliye ) ilçesinin Ocak köyüne gidiyoruz. 13. Yüzyıl erenlerinden Gözcü Karacaahmet Sultan’ın göz bebeği Hıdır Abdal Sultan Kültür Festivali’ne katılacağız. İlki 1994 yılında yapılmış. Bu, festivalin 17. si olacak.

            Malatya’dan Yazıhan, Arguvan, Arapgir karayolunda ilerliyoruz. Önce Yazıhan yolunu, Sütlüceden sağa dönerek;  ardından, Arguvan yolunu solumuzda bırakıyoruz. Arapgir yolunda ilerliyoruz. Arapgir 80 kilometre yazıyor tabelada. Karakaya Baraj göletine karışan Tohma çayının üzerindeki köprüden geçiyoruz. Biraz sonra Kuruçay üzerinden geçiyoruz. Bu yıl, adına yakışır kurulukta Kuruçay. Kuruçay’dan öte yana/ Yolum düştü Arguvan’a, adlı güzel Arguvan türküsü gelip geçiyor aklımdan. Asfaltın iki yanı kavun karpuz tarlalarıyla dolu… Yerler ışımaya başladı. Buğdaylar biçilmiş. Sapsarı hozanların arasından da geçiyoruz. Arapgir’e 110 kilometre yazıyor. 40 kilometre sonra meşelikler başlıyor görünmeye. Yolun iki yanı, tepeler meşelerle kaplı. Meşelerin arasına bile ekin ekmişler. Derilmiş tarlalar, hozan durumunda.  Yine bir Arguvan türküsü hücuma geçiyor: “ Çalı mıyım, çalı mıyım? / Ben çalının dalı mıyım? / Eller sürmüş, hozan etmiş/ Gız, ben seni alır mıyım? Yar, adına da gurban olam.” Sağda Onar köyü tabelası var. Onar köyünden sonra, tepelerdeki meşeler sıklaşıyor.

            6400 nüfuslu Arapgir’e giriyoruz. Fırıncılar, fırınlarını daha yeni açıyorlar. Hamur, mayasını tutmamış bile. Şafak sökerken Arapgir’deyiz. Merkeze bağlanan sokaklara girerek fotoğraflarını çekiyorum. Doğuda kaymakamlık ve belediye binası görünüyor. Belediye binasına giderken soldaki Arapgir Postası dikkatimi çekiyor. Henüz iş yerleri açılmamış ki, fırıncıların dışında, ziyaret edeyim Arapgir Postası’nı. Sokağın birinde yola yakın bahçe çevirmesinin dibinde duman yükseliyor. Kocaman bir kara kazan, üç taş üzerine oturtulmuş. Rahat kaynaması için ağzından bir karış aşağısına kadar dut doldurulmuş. Bir kadın, çalı çırpıyla ateşi besliyor. Yanında bir sürü tepsi, kap kacakla dut kaynatıyor. Ayaküstü sohbet ediyoruz. Fotoğrafını çekmeme hiç itiraz etmiyor. Şehirde, özellikle tutucu kesimde bırakın kadınları, erkeklerden bile fotoğraf çekimine itiraz eden çok oluyor.

            Arapgir’i doyasıya gezmek için yeniden gelmem gerekecek. Bir zamanlar 60. 000 Hıristiyan’ın yaşadığı Arapgir’in tarihi eserlerini görmek istiyorum. Cingirik Mahallesi’ni, Hoca Ali Mahallesi’ni, Şepik (Yaylacık) köyünü, kilise kalıntılarını, Ermeni ustaların yaptığı konak, çeşme ve köprüleri görmek istiyorum. 1915 Ermeni soykırımı ve tehciriyle mahvedilen dedem Minas Ganzanakyan’ın gasp edilen topraklarına ayak basmak istiyorum. Atalarımın geçmişine ait izler arama ve bulma umuduma adım atmak istiyorum. Arapgir acımı, Arapgir sevdamı hep sıcak tutuyorum. Arapgir Ermeni mezarlığına genç yaşında defnedilen, mezarı bile bilinmeyen babaannem Vartanuş Sultan’ın mezarı diye, bir mezar başında ağlama isteğimi hep sıcak tutuyorum.

            Arapgir’in Eğin’e çıkışında bir köprüde duruyoruz. Kozluk köprüsü, bir yıl önce yaklaşık 3 milyar liraya mal olmuş. Derenin karşı tarafındaki düzlüklerde biber tarlaları görünüyor. Üreticiler, erkenden biber toplamaya başlamışlar. Biberleri çuvallarla yola da çıkarıp gelip geçen yolculara da satıyorlar. Arapgir’in Ermeni ustalarından kalan her şeyleri ünlü: kara üzüm, şarap, biber, kundura, dokuma, taş işçiliği ve ahşap işçiliği…

            Arapgir-  Ağın arası 36 kilometre yazıyor. Kozluk köprüsünden sonra yol genişletme çalışması var. Yer yer toprak yoldan oldukça yavaş ilerliyoruz. Erzincan il sınırından sonra her yan sık meşelerle kaplı. Eğin ( Kemaliye)’e varmadan, Arapgir’den 23 kilometre sonra, solda yüksekçe bir tepenin yamacına kurulmuş olan Alevi Ocak köyünün minaresi görünüyor. Daha önce de duymuştum, Alevi köyüne hoşgörü simgesi olsun diye namaz kılacak bir tek kişi olmasa da cami yapıldığını. Hükümetler, Alevi köylerine okul yerine zorla cami yaparken, burada bir sürü masraf ederek cami yapılması bana gereksiz görünüyor. Biraz korku ve iktidarların desteğini alma perdesine sığınma gibi geliyor. Yüzyılların sindirilmişliğinin göstergesi olduğuna inanıyorum. Mademki hoşgörü simgesi olarak, gerekmediği halde cami yapıyorsunuz, o zaman bir de kilise yapsaydınız, ileri sürdüğünüz gerekçede haklı olabilirdiniz, diyorum kendi kendime, içimden tabi.

            Bu yazıyı yazarken İstanbul’da yaşayan Arapgirli arkadaşım şair Kirkor Yeteroğlu telefon etti. Arapgir’in içinden geçtiğimi, Ocak köyüne Hıdır Abdal Kültür festivaline gittiğimi söyledim. Kirkor Yeteroğlu da Hıdır Abdal Sultan dergahına ilk gidişini anımsadı ve anısını anlattı bana telefonda. Kirkor Yeteroğlu çocukken çok hastalanır. Anası da, çocuğum iyileşirse Hıdır Abdal Sultan’a gidip orada kurban keseceğim, der. Kirkor Yeteroğlu iyileşir. Bir teke alır, ailece yola düşerler. Kimisi eşek sırtında kimi de yaya. Kirkor on iki on üç yaşlarındadır o zaman. Aşağı yukarı kırk kırk beş yıl kadar önce. Yolculuk sırasında Arapgirli biriyle karşılaşıyorlar, durumu soruyor adam. Kirkor’un babası da anlatıyor. Adam, ben de kurban payı isterim, diyor. Kirkor’un babası Papken Yeteroğlu da olur, getiririm kurban payını, diyor. Adam, kurbanı kimin keseceğini soruyor. Papken baba da o köyde kimi bulursa ona kurbanı kestirebileceğini söylüyor. Adam, itiraz ediyor, Kızılbaş Alevilerin kestiği kurban yenmez, diyor. Kızılbaş Alevilerin kestiği kurban yenmez, diyen Sünni tabi. Ocak köyüne kadar Yeteroğlu ailesiyle geliyor. Kurbanı kendisi kesiyor, kurbanın önemli bir payını da alıp köyden Arapgir’e dönüyor. Bunun canlı tanığı anlattı bana.

 Bu durumda bu zihniyet değişmiş değil. Hoşgörü simgesi, kaldı ki Sünni çoğunluğun azınlık Alevi’nin hoşgörüsüne ihtiyacı olması kadar komik şey olamaz. Hoşgörü, aslında hiç de hoş karşılanmayacak bir şeyin, büyüklük, olgunluk, adamlık bende kalsın, denerek bağışlayıcı bir tavırla kabul edilmesidir.  Buraya, Alevi köyüne cami yapmakla, Aleviler mi Sünnileri hoş görüyorlar? Baskı altında olan, hep gizlenerek yaşamak zorunda kalan Sünniler miydi? Bu durumda öyle oluyor.  Caminin onca masraf edilerek gereksiz yere yapılması neden acaba? Korkudan mı, iktidara yakın olma isteğinden mi, çözemedim. Sanırım hepsi.

            Köyün girişine 2004 yılında bir tak yaptırılmış. Urfa ve Mardin’deki taş yapıları andırıyor. Takı geçer geçmez Ali Yolu başlıyor. Yolun sağ tarafındaki ağaçların arasına eşit aralıklarla demirler sabitlenmiş. Bu demirlere süslü, bir örnek, minik tabelalar asılmış. Tabelaların her birinin iki yüzünde de aynı yazı görülüyor. Birkaç Eğin manisi,  son yüzyıl şairlerinden birkaç dörtlük, çoğunluğu Alevi mutasavvıflardan uyaklı sözler, felsefi yoğunluk içeren ilkeler sergilenmiş. Ali Yolu’nun bitiminde köyün evleri başlıyor. Anadolu’nun kerpiç evleri yok burada. İki katlı, modern, beton, bahçeli evler bunlar.  Birkaç tane şahnişinli, tokmaklı kanatlı kapılı ev göze daha hoş görünüyor. Daha sıcak, bu evlerin alçakgönüllü halleri insanın içini ısıtıyor. Bahçelerin geneli kuru otlarla kaplı. Bostan yok.  Köyde ceviz ve dut ağacı var çokça. Mezarlıkların olduğu kuzey yamaçta badem ağacı ve yüzlerce yıllık dut ağaçları var. Daha yukarılar da meşelik. Ağaçlar da eskiden kalma, yeni ağaçlandırma yok. Meyvecilikle geçiniyorlar, desem, o da yok. Çevrede ekili arazi de göremedim. Meğer köylülerin çoğu yurt dışında çalışıyormuş. Geçim kaynakları dövize bağlıymış. Zaten Ocak köyü de köylülerce yazlık olarak kullanılıyormuş. Kış boyu, köyde pek kimse kalmıyormuş.

                Köyün kuzeyinde bademlikler var. Tören başlamadan gidip oraları geziyorum. Bademlerin altında görkemli aile mezarlıkları oluşturulmuş. Yeni mezarların yapımında para esirgenmemiş. Birkaç dut ağacı var mezarlıkta. Üzerine “anıt ağaç” tabelası çakmışlar. Oldukça kalın gövdeli bu dutlar hâlâ yapraklı ve meyveli. Bu anıt ağaçların altlarında da eski oldukları taşlarından ve yazılarından anlaşılan mezarlar var. Mezarlık bölgesinde kertenkele ve kelebek bolluğu dikkatimi çekiyor. Köyün ortasındaki su bolluğu, mezarlık bölgesinde yok. Zaten buradaki bademler de bunu açıklıyor sanırım. Susuz yerin iki konuğu olur: Biri badem, öteki de asmadır. Köye dönüp kelebek bolluğunun hikmetini sorduğumda yanıt alamıyorum. Benim köyün çevresini, özellikle mezarlığı ziyaretimi biraz şaşkınlık biraz da hayranlıkla karşılıyorlar. 

            Ali yolunun kuzeyinde bir düzlük oluşturulmuş. Köye gelen konuklar, araçlarını bu düzlüğe park ediyor. Köy meydanına yakın bir yere kadar da gidilebiliyor. Yalnız, tören alanının araçlarca işgal edilmesini önlemek amacıyla bugün köy meydanına araç sokulmuyor. Bini aşkın insanın katıldığı bir törende, köy meydanı iyi bir durumdaydı. Çoğunluğun oturabileceği kadar plastik sandalye dizilmişti. Acıbadem Hastanelerinin kurucusu Arapgirli işadamı Mehmet Ali beyin armağan ettiği pek çok bank vardı. Meydanın güneydoğusunda Mine Sevgili’nin yaptırdığı konser sahnesi yer alıyor. Tören alanına yakın bir yerde Kemaliye Belediyesi’ne ait bir itfaiye aracı ile bir cankurtaran aracı gün boyu bekledi.

            Hıdır Abdal Sultan türbesi en son 1958’de onarılmış. Beyaz kesme taşlardan yapılmış, tek kubbeli dörtgen bir yapı. Türbenin bitişiğinde bir konukevi var. Tarihi çeşme onarımdan geçmiş. Kesme taşlardan yapılmış. Akarının üst kısmına kulplu bakır bir tas asılmış. Tarihi çeşmenin kitabesi aynen şöyle:

Hicri: 1275, Miladi: 1868

Bu kutsal pınar, bir yaşam boyu akıp gider. İmam Hüseyin aşkına iç ki, cansız yaşamın cana gelsin. Her sabah akşam 0n iki imam aşkına içsinler. Kerbela anısına bir belirti yapsınlar buraya. Canımı yoluna kurban etmek işten midir? İmam Ali soyuna bağlananlar, bu pınardan içsin. Tanrısal kaynaktan gelen bu pınarı, günde bir kez görüp her kim her zaman içerse yeri cennet olsun.

Daha önce de var olan bu çeşmeyi onaran Turgut köyü imamının oğlu İstanbullu Şevki Hasan

Hem eski yazıyla hem de yeni yazıyla yazılmış olan kitabeler çerçevelenerek çeşmenin yan duvarında sergilenmiş. Çeşmenin son iyileştirmesi de 1994 yılında Müslüm Güler tarafından yaptırılmış. Çeşmenin üst tarafında yan yatmış, karnı yarılmış, yarılan karnından erik fidanı yükselmiş bir dut ağacı dikkatimi çekiyor. Bu meydanda bek çok çınar ve dut ağacı var yüzyıllardır yaşayan. Tüm binalara çerçeveli, tarihsel süreci açıklayıcı bilgiler asılmış. Anıt ağaçların üzerindeki tabelalarda kaç yıllık oldukları yazıyor. Hıdır Abdal Sultan türbesi 13. yüzyıldan kalma. Anıt ağaçlar da iki yüz yıl ile üç yüz yıl arasındaki bir geçmişe sahip.

 Türbenin doğusunda iki katlı, geniş alanlı bir bina daha var. Alt katta gasilhane (ölü yıkama yeri),  kesimhane, yemekhane ve mutfak var. Üst katta misafirhane ve cem evi bulunmakta. Cem yapılan salon, dikdörtgen şeklinde oldukça aydınlık bir yer. Her yan sedir, sedirlerde minderler ve halı yastıklar var. Taban, ahşaptan yapılmış, yerlerde halılar ve minderler var. Girişe yakın orta yerde soba kurulu duruyor, kaldırılmamış. Bu büyük, modern ve görkemli binayı da Ali Rıza oğlu Aşır Şimşek ve eşi Fıza Şimşek yaptırmış 1989 yılında. Bu binanın çevresinin istinat duvarı var yüksekçe. Köy yamaca kurulduğundan bu gerekli. İstinat duvarının yüzü güzel taşlarla bezenmiş ve üzerinde bir tabela. Tabelada şunlar yazıyor: Mustafa Gürer anısına Prof. Dr. Bingür Sönmez yaptırmıştır 2002. Birilerinden, o köylü Mustafa Gürer’in Bingür Hoca’yı, öğrenciliği sürecinde maddi ve manevi olarak desteklediğini; bunun da Bingür Hoca’nın vefasının göstergesi olduğunu öğreniyorum.

            İşte bu hoşgörü simgesi olarak kondurulan cami de cem evinin bitişiğinde. Minareli, kubbeli, mihraplı, minberli, şadırvanlı, halılı, rahleli, ses yükseltenli normal bir cami. Kullanılmayan bir cami. Cemaati olmayan bir cami.

            Camiden batıya doğru giderken parkın alt yanından geçiliyor. Dinlenme parkının bir kısmı, çocuklar için oyun alanı olarak düzenlenmiş. Oyun alanında salıncak, kaydırak gibi araçlar var. Çocuk oyun alanının kuzey batısında, ağaçların arasında köyün hamamı var. Hamamın giriş kapısının önünde sürekli akan çeşmeyi herkes kullanabiliyor. Su buz gibi, yalağına soğuk kalsın diye pet şişeli içecekler konmuş. Hamamın kapısı kilitli. Semah ekibinden genç bayanlar, kilidi açarak içeri giriyorlar, çıkarken de kilitleyip gidiyorlar. Hamamın tepesinde güneş enerjisi panelleri ve su depo kazanı var. Hamamı da yine köyün varlıklılarından biri yaptırmıştır; ama nedense not almamışım. Bir tabela gördüğümü anımsıyorum da tabelada ne yazdığını anımsamıyorum.

            Malatya’ya dönüp bu yazıyı yazdıktan sonra Ocak köyü müzesi müdürü Hüseyin Ataibiş’ten hamamın tarihi konusunda yardım istedim. Ocak köyündeki hamamı, İstanbul Ocak Köyü Kalkındırma Derneği kurucusu Abbas Erturan 1966 yılında yaptırmış. Daha sonra Abbas Erturan’ın torunu Emre Erturan, hamamı iyileştirmiş. Hamama güneş enerjisi sistemi ve mermer küvetler yaptırmış.

              Batıya doğru köy evlerinin arasından geçerek ilerlerken kapı tokmaklarına dikkat ediyorum. Süslü; ama oldukça hafif bir metalden, özensiz, taklit tokmaklar olduğunu anlıyorum.  Batıya doğru biraz yokuş çıkınca bir düzlüğe varıyorsunuz. Beyaz çizgilerle belirlenmiş. Öte yanda barakamsı dinlenme yeri var. Bu düzlük, köyün helikopter pisti. Bürokratlar ve askeri erkânın kullandığı helikopter pisti.

            Bu arada ses yükseltenden, fırınımızda yapılan ekmek ve lahmacunlar hazırdır, duyurusu yayınlanıyor. Fırın da yazın işler sanırım, kışın köyde bir iki aile kaldığına göre.

            Yeniden Ocak köyünün merkezine dönelim. Meydandaki kültür merkezinin hemen yanında köyün özel müzesi yer alıyor. Özel Ali Gürer Müzesi, on dokuz yaşında kaybettiği oğlunun anısına Mustafa GÜRER tarafından yaptırılmış. 1994 yılında 1. Hıdır Abdal Sultan Kültür Etkinliği sırasında açılmış. İki katlı, 220 metre kare kullanım alanlı, etnografik eserlerin sergilendiği bir müze.  Eserlerin çoğu Mustafa Gürer tarafından yıllarca para karşılığı toplanan eserlerden oluşuyor. Bir kısmını da halk bağışlamış müzeye. Burada daha güvende diyorlar. Bağışlayanın adıyla sergileniyor. Müze müdürü Hüseyin Ataibiş, herkesin sorularını yanıtlıyor, benim sorularımı yanıtladığı gibi. Toplam 2400 etnografik eserin 500’ü kıymetli eser olarak Kültür Bakanlığının envanterine, kalanı da demirbaşa kayıtlı, diyor Hüseyin Ataibiş. Bana bir de kendi kitabı “ Hıdır Abdal, delisiz; yol, çalısız olmaz “ ı imzalıyor.

               Özel müzenin tüm giderleri Gürer ailesince ödeniyormuş. Denetleme görevinin bakanlıkça yapıldığını, denetleyicilerin masraflarının yine Gürer ailesince karşılandığını öğreniyorum. Gürer ailesinden 48 yaşındaki Cem Gürer’le tanışıyorum. Müzeye gelen İsviçreli bir turiste eserler hakkında bilgi veriyor. O gün müzeyi festivale gelen bini aşkın konuk ziyaret ediyor. Erzincan Valisi Abdulkadir Demir, Eğin (Kemaliye) Kaymakamı Metin Yılmaz, çeşitli Alevi derneklerinin yönetim kurulları ve üyeleri; Erzincan’dan, Erzincan’ın ilçe ve köylerinden, il dışından, ülke dışından pek çok insan müzeyi geziyor.

            Bu arada fırsat buldukça Hüseyin Ataibiş’e sorularımı yöneltiyorum. Müzedeki eserlerin döküm çalışmaları sırasında Malatya Müzesi memurlarından Arkeolog Hüseyin Şahin’in önemli katlılarının olduğunu söylüyor. Malatya’dan da pek çok ziyaretçi gelmiş. Ali İhsan Öztürk, Ali Rıza Uğurlu, Sakine Hanım, “ Atma Aşireti “ adlı kitabı ve “Arguvan Yolu” adlı dergiyi stand açarak sergilediler. Veli Ağbaba’nın babası Hüseyin Ağbaba eşi ve kızıyla gelmişti. Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı Ektir (Tarlacık) köyünün “gül” lerinden Zeynal Bozkurt da gelmiş. Fotoğraflarını çekiyorum. Zeynal Arguvan türküleri söylüyor, kamerayla kayda alıyorum.

            Müzenin önüne oldukça heybetli bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptırılmış. Pir Sultan Abdal’ın “ Gelin Canlar Bir Olalım” sözü kocaman, kabartma harflerle kaideye yazılmış. Bir de şu dörtlük:

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz

Hak’tan emr’olmazsa irahmet yağmaz

Şu ellerin taşı hiç bana değmez

İlle dostun bir tek gülü yaralar beni

Bu görkemli Pir Sultan Abdal anıtı, Prof. Dr. Bingür Sönmeztarafından yaptırılmış. Anıtın açılışında Prof: Sönmez, bir avuç küçük taş getirmişti, anıta gül koymayalım, bu taşları koyalım sevgimizin simgesi olarak, dedi. Festival komitesi başkanı araştırmacı yazar Mehmet Yaman, bilgilendirici kısa bir konuşma yaptı.  Bingür Sönmez hocanın ve Mehmet Yaman dedenin kısacık bilgilendirme konuşmalarının dışında büyük mutasavvıf Hıdır Abdal Sultan ve Kızılbaş Alevi felsefesi hakkında herhangi bir toplantı, seminer ya da konferans düzenlenmedi.  Türkü festivali gibiydi. Tanınan Sabahat Akkiraz va Tolga Sağ’ın yanı sıra yerel türkücüler, gençleri coşturdu. Programın sonunda davullu zurnalı halaylar çekildi. En güzel sahneler de halayların coşku sahneleriydi. Halaylardan önce İstanbul Gözcü Karacaahmet Sultan Dergâhı’nın gençleri semah döndüler. Gelecek yıllarda daha geniş katılımlarla kardeşliği, barışı yaşamak ve Ocak köyünde Hıdır Abdal Sultan kültür etkinliklerinde buluşmak dilekleriyle bu yılki etkinliğin sona erdiği bildirildi.

            Çekim yapmak için dergâhın mutfağına girdiğimde en az altı tane davar gövdesi görmüştüm. Aşçılar, kesip biçmekle uğraşıyorlardı kurban etlerini. Öğleden sonra mutfağa yine gittim. Etli pilav pişmiştir umuduyla. Görevlilere sorduğumda, yemeğin sadece İstanbul’dan gelen ekibe verileceğini söylediler. Altı tane davarı, tek başına İstanbul ekibi nasıl tüketecekti? Oysa kurban eti ile bulgur pilavı pişirilir koca kara kazanlarla. Bu lokma da az da olsa tüm konuklara eşit olarak paylaştırılır. Bu festivalde bu güzelliği yaşatmadılar.

            Bir de köy meydanının alt tarafındaki tuvaletlerin ücretli olması garipti. Köyde, üstelik böylesine ince anlamlı bir etkinlikte konuklardan tuvaletleri kullanmaları karşılığında para alınması bana tuhaf geldi.

            İncik boncuk, kenger sakız, döner satıcılarının arasında halaylarla festival de sona erdi. Saat 19.00’da Ocak köyünden yola çıktık. Gelirken yanından hızla geçtiğimiz yol kenarındaki elektrik direğinin tepesindeki leylek yuvasının fotoğrafını bu kez de karanlığa kaldığımız için çekemiyorum. Aynı yollardan Malatya’ya dönerken yine dura dura hareket ediyoruz. Saat 21.30’da Malatya’dayız.

sultankilic44@hotmail.com

 

513

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir