Per. Nis 15th, 2021

 

 

Hasan GÜL

1974 yılında ilköğretim müfettişliği görevine Gümüşhane ilinde başladım. O tarihte Gümüşhane il merkezi nüfusu 12000 idi. Dört ilçesi vardı. Bayburt, Kelkit, Torul, Şiran. Daha sonra Bayburt il oldu. Yeni düzenlemelerle bazı yeni ilçeler oluşturuldu. Bunlardan birisi de Kürtün ilçesi oldu. Kürtün, Gümüşhane’nin ulaşımı güç, en sarp yerleşim yerlerinde birisidir. Torul ilçesinden sonra Harşit çayı vadisini takip eden, engebeli, virajlı bir yolu vardı. Dağınık, büyük bir köydü. Daha önceki uygulamalarda Bucak merkeziymiş. En büyük özelliği Salı günleri hafta pazarı kurulmasıydı. Hafta pazarında binlerce insanlar olurdu. İhtiyaca cevap verecek birkaç otel, çok sayıda kahvehane ve lokanta vardı. Sosyal yönden de ileriydi. Göreve başladığımız günlerde, Gümüşhane merkez ve ilçelerinde, TÖBDER şubesi olmamasına karşın, Torul’da vardı. 14 müfettiş vardı. Ben, M. Ali Gül ve Ferdi Kartal :  Torul, Şiran ve Kelkit ilçelerinde görevlendirilmiştik. Ağustos 1974 tarihinde göreve başladım. Göreve başladığımı takip eden günlerde bazı anılarımı yazmıştım. Bu gün, ilk göreve çıktığım haftaya ait bir anımı yazacağım.

1974- 1975 öğretim başladığı ilk günlerde Torul ilçesinin Kürtün köyü yakınlarındaki birkaç köyde, geçici okul binaları sorunları ve bazı köylerdeki öğretmenlerle ilgili incelemeler yapılması ile ilgili tarafıma yazılı emirler çıkarılmıştı. Teftiş kurulu başkanı Mustafa Kayaalp Gümüşhaneliydi, Onda yardım alarak bir hafta süresinde belirtilen köylere nasıl gideceğimi planladık. Pazartesi günü erken saatlerde Torul ilçesi İlköğretim müdürlüğüne gittim. Saygın bir insan olan müdür Nidai Aksoy, bir araçla beni Kürtün’e gönderdi. Kürtün ilkokula giderek öğretmenlerden gideceğim okullara nasıl ulaşacağımı konusundan bilgiler aldım. O gün ancak akşamüzeri, Aşağı Uluköy karşısındaki dağlık ve ormanlık bir alandaki şimdi adını hatırlamadığım bir köye gidebileceğimi söylediler. Öğretmenlerin ilişkisiyle akşam saatlerinde orman idaresine ait bir araçla köye gittim. Köy nüfusu, orman idaresi görevlilerinin aileleri ve bir kısım halktan oluşuyordu. Köye ulaştığımızda hava kararmıştı. Orman idaresi görevlileri bana sahiplendiler. Kahvehane olarak kullandıkları, orman idaresine ait bir lojmanda zaman geçirdik. Okul olarak kullandıkları binanın yetersiz ve bakımsız olduğunu, yeni bir bina bulduklarını, oraya taşınmak istediklerini söylediler. Ertesi gün incelemek üzere dağıldık. Aynı zamanda oradaki bir orman idaresi görevlisinin oğlu olan öğretmenin evinde kalmam kararlaştırıldı. Öğretmenle birlikte eve gittik.

Ev, orman idaresine ait küçük bir lojmandı. Öğretmen bana yatak hazırladı, beni yalnız bırakarak orada bulunan ailesinin yanına gideceğini belirterek gitti. Yatmaya hazırlandım. Elektrik yoktu. Gaz lambasıyla aydınlanıyordu. Lambayı başucuma getirdim, yatağı açtım. Yatak kir içindeydi. Yatılacak gibi değildi. Ancak sabaha kadar bazen yatağın içinde, bazen üstünde uyumadan debelendim. Vücudumda müthiş bir kaşıntı vardı Sabahı zor getirdim. Erkenden giyindim, öğretmeni ve muhtarı aldım, kararlaştırdıkları binayı inceledim. Gerekli ölçüm ve tespitleri yaptım. Kürün’e döndüm. Vücudumdaki kaşıntılar devam ediyordu. Soyunup bakma şansım yoktu. Öğle yemeği yedim. Ogün Kürtün’ün hafta pazarıydı. Büyük bir kalabalık vardı. Okula gittim. Kürtün’e çok yakın Süme isimli köyün üstünde şu an adını hatırlamadığım bir göye gideceğimi söyledim. Çok yakın olduğunu, ancak dik yokuş olduğu için zorlanabileceğimi söylediler.

Tarif etikleri gibi yola çıktım. Süme köyüne gittim. Okulda üç öğretmen görevliydi. Birisi benimle birlikte gideceğim köyün yakınına kadar gitti ve döndü. Okula gittim. Öğretim saatleri bitiyordu. Bir kadın öğretmen vardı. Öğrencileri evlerine gönderebileceğini söyledim. Öğrenciler gitti. Okulda iki öğretmen olması gerektiğini söyledim. Diğer öğretmenin eşi olduğunu, haftalık ihtiyaçlarını almak için pazara gittiğini söyledi. İki-üç yaşında bir erkek çocuğu da yanındaydı. Okulda biraz zaman geçirdik. Erkek öğretmen de geldi. Muhtarı getirttim. Öğretmen Selahattin Yazıcı hakkında bir velinin şikâyeti olduğunu, onu göreceğimi söyledim. Yaşlı bir adamdı. Uzun zaman düşündü, köyde bu isimde birisi yok, dedi.  İki azasını getirttim. Köyde bu isimde kimsenin olmadığını belirten bir ilmühaber düzenledim, imzalattım. Öğretmenlerin evine gittik.

O gece, öğretmenler, Selahattin ve Ayşe Yazıcıların evinde kalacaktım. Ancak vücudumdaki kaşıntılar devam ediyordu. Üzerimde bit getirdiysem ne olacaktı. “ Öğretmen, bit getirdi” dedikodusu yayılacaktı. Bu sıkıntılar içinde akşam ettik. Yatmaya yakın saatte sıkıntımı anlatmaya karar verdim. Bir gün önce kaldığım yeri ve yattığım yatağı anlattım. Size bit taşımış olabilirim dedim. Aradan yıllar geçmesine karşın adını unutmadığım sevgili öğretmen Ayşe Yazıcı, gülerek “Öğretmenim yatarken ben size Selahattin’in bir takım elbisesini getireyim, değiştirin bakarım.” dedi. Öyle de yaptık. Sabahleyin Selahattin Öğretmen çamaşırlarımı getirdi, bir şey görmediklerini söyledi. O saatten sonra kaşınma işi bitti.

Sabahleyin kahvaltıdan sonra köyden ayrıldım. Kürtün den sonra bir dik yokuşu çıkarak Demirciler (Harıt) köyüne gittim. Rehberlik amacıyla sınıflara girdim, rehberlik amacıyla öğretmenle görüştüm. Bahçeler köyü ilkokulu ve akşama doğru Göndere köy ilkokuluna gittim. Yeni atanmış genç bir öğretmen vardı. İhtiyaç duyduğu konularda birlikte çalışmalar yaptık. Ders saatinin bitiminde köyün muhtarı geldi. Birlikte evine gittik. O çevrede gördüğüm evlere göre düzenli, yeterli büyüklükte bir evdi. Akşam oldu. Köyden kadınlı erkek birkaç aile de geldi. Çay içtik sohbet ettik. Geniş bir odada oturmuştuk. Yerde minder gibi malzemelerin üzerinde oturuluyordu. Kadınlar, benim oturduğum tarafın arkasında ayrı bir gündemle konuşuyorlardı. Biz erkekler günlük olaylarla ilgili konuşurken benim zaman zaman dikkatim dağılıyor, konuşmaları takip edemiyordum. Akşamın ilk saatinde itibaren kadınların içinden bir genç kadın sesi “Söyleyeceğim.” diyor. Öteki kadınlardan birileri ,”Ayıptır, konuşma.” diyerek susturuyorlardı. Bir süre sonra aynı ses “ Söyleyeceğim, biliyordur.” diyor. Yine birileri susturuyor. Bu durum, oturduğumuz sürede defalarca tekrarlandı.

Geç saatlerde köylüler izin istediler, gitmeye başladılar.  Ev sahibi erkek ve kadın, onları yolcu etmek için birlikte çıktılar. Ben de ayağa kalkmıştım. Arkama döndüm, iki genç bayan yanımdaydı. Akşamdan beri biriniz bazı şeyler söylüyorsunuz, bunun benimle ilgisi var mı, diyecektim ki yaşı daha küçük olanı bana doğru ilerledi,” Bana dikiş makinesi aldılar, kullanamıyorum. Bana öğretebilir misiniz?” dedi.  Öğretirim, dedim. İkisi birlikte koşarak çıktılar. Ambalajı içinde bir Singer dikiş makinesini getirdiler. O sırada anne baba da içeri gelmişlerdi. Birlikte ambalajı söktük. İki genç kadın heyecanla bekliyorlardı. Makinenin başını çıkardım, tekrar koydum. Kendisine birkaç defa tekrarlattım. Araç kutusunu açtık. Masura, mekik, iğne, tornavida, kayış gibi parçaları tanıdık. Kayışı taktım, çıkardım. Kendisine birkaç defa taktırdım. Mekiğe iplik sardım, yerleştirdim. Kendisine aynı işi yaptırdım. İğne takma işini tekrar tekrar yaptık. Dikiş ayarı yaptık. Defalarca boş pedal çevirme denemesi yaptık. Alt ve üst iplikleri birleştirme dikişe hazırlama denemeleri yaptık. Biraz dikiş dikme alıştırmaları yaptık. “Tamam, yapabilirim.” dediğinde bıraktık. Özenle yatağımı hazırladı. Babası ile bir odada yatacaktık. Kendileri ayrı odaya geçmişlerdi. Yatağa girdik ama uyumak mümkün mü? Sabaha kadar makine sesi durmadı. Babası gidip müdahale etmek istedi, engel oldum. Sabahleyin erkenden odaya girdi, heyecanla, “Öğrendim. “ dedi. Kahvaltımızı yaptık, köyden ayrıldım.  Köye her gidişimde beni çaya, yemeğe davet ettiler.

109

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir