Cum. Eki 23rd, 2020

Fazilet 7

 

Sultan KILIÇ

 

Maraş Kız İlköğretmen Okulu son sınıf öğrencileriyken bir yandan da staj yapıyorduk. Yani öğretmenliğe uygulamalı hazırlık. Maraş’ın içerisindeki stajımızı Albayrak İlkokulu’nda yaptık. Bir de köy stajımız vardı. Ne de olsa idealist köy öğretmenleri olacak, köylünün her şeyi olacak şekilde yetişecektik.

Bunun için yatılı ve gündüzlü öğrenciler, anlaşabilecekleri arkadaşlarını kendileri seçeceklerdi. Her grupta ona yakın öğrenci vardı. Biz de Malatyalı grubumuzla hazırdık. Bir gündüzlü arkadaşımızı grubumuza katmıştık. Çünkü onu diğer gruplar almak istememiş, diğerlerinin istemediğini adeta biz bağrımıza basmıştık. Kızcağızın bir suçu yoktu. Belki diğer kızlara göre biraz çirkin, silik, kendi halinde, çekingen, yoksul… Galiba çirkin ördek muamelesi yapmışlardı ona.

Gülnaz 1

Grupları; kente yakın, lojmanı olan okullara okulun aracı götürüyordu. Ranzalarımız, yataklarımız köy okulunun bitişiğindeki lojmanda hazırlanmıştı. Bizi staj köyümüze götürecek olan araca okulun sağladığı yiyecekler ve giysilerimizi yerleştirdiğimiz valizlerimiz konmuştu. Bizler hangi araçla köye götürülmüştük, hatırlamıyorum. Demek ki bende iz bırakmamış köye gittiğimiz araç.

Bizim grup, Maraş’ın Kocalar köyüne götürüldü. Rehber öğretmenlerimiz, Kocalar Köyü İlkokulu müdürüne bizleri emanet etti. Rehber öğretmenlerimiz, tüm grupları köylerine yerleştirir. Hafta sonları da köyleri dolaşarak öğrencilerin ne durumda olduklarını görür, kontrol ederlerdi.

Gülnaz 3

ÇARŞAFLI TEŞTTE BAHÇEDE ÇİMDİK

 

Galiba tek sınıflı bir okuldu ki müdürden başka öğretmenle tanıştığımı hatırlamıyorum. Müdürün eşiyle de tanışmıştık. Müdürün eşi, hafta sonu ailesini ziyarete gitmişti. Biz de hafta sonu yıkanma, çamaşır yıkama işlerini yapma girişiminde bulunacağız. Kaldığımız yerde sadece ranzalarımız ve yemek pişireceğimiz ocağımız var. Her gün iki kişi nöbetçi oluyor. Yemek, bulaşık, ortalığın temizliği iki nöbetçinin sorumluluğunda oluyor.

Arkadan okul

Banyo yok. Acaba okul müdüründen rica etsek de kendi lojmanlarının banyosunu kullansak mı, sorusu ortaya atıldı. Bu soruyu ortaya atan da inanmıyordu ki gülerek sordu. Hemen makaraya sarmaya başladı diğer arkadaşlar. Biz banyolarında yıkanırken müdürün hanımı gelse. Kocasını bizden kıskanıp kıyameti koparmaz mı, diyerek kahkahalar atıldı.

Fazilet3

Ama daha kötü bir çözüm üretildiğini şimdi anlıyorum. Bahçeye teşt konmuş, teştin etrafına çarşaf asılmış ve sırayla çarşafla çevrelenmiş olan teştte yıkanmıştık. Ben, illa çarşaflı teştte yıkanırken fotoğraf çekelim diye tutturmuştum da Gülnaz Zengin engel olmuştu. Çektiğimiz bu fotoğrafı Foto Üstel’e tab ettireceğiz. Onlar görecekler, diye uyarınca fotoğraf çekmekten vazgeçmiştim. İyi ki Gülnaz engel olmuş.

Hafta sonu köyleri dolaşan rehber öğretmenlerimiz, birkaç tane koca koca balık getirmişlerdi. Kocaman, sarımsı balıkları temizlemek üzere balıkların karnını yarınca içlerinden avuç avuç yumurta çıktı. Sapsarı, parlak şeffaf, yuvarlak, minicik, kaygan binlerce yumurta.

Allah’ın Malatyalısı, sanki havyarla büyümüş. Duymuşuz ya havyarın balık yumurtası olduğunu. Ben, bu balık yumurtalarını havyar niyetine avuç avuç yuttum. Hiçbir tat alamadım. Havyar niyetine yuttuğum balık yumurtalarının üstüne kızaran balıklardan da yedim grup arkadaşlarımla. Hafta sonu sohbeti, gülüşmelerimizden sonra ranzalarımıza uzanıp ışığı söndürdük. Işığı söndürdük dedim de şimdi kafama takıldı. Elektrik var mıydı o zaman? Yoksa gaz lambasını mı söndürmüştük?

Meral Özcan'dan

Gecenin hangi saati olduğunu bilemiyorum ama kapkaranlık olduğunu iyi biliyorum. Midemde kocaman bir tarla faresi varmış da bu fare, midemden çıkmaya çabalıyormuş. Çabaladıkça da paldır küldür midemde taklalar atıyormuş gibi.

Dışarı çıkmama fırsat bile vermedi. Ranzaların arasındaki boşluğa yuttuğum tüm ‘havyar’ları boşalttım. Gülnaz’ın yıldırım hızıyla koşup eliyle alnımı tutuşunu, ah canım canım, deyişini hiç unutmadım.

Sonraki yıllarda aklıma geldikçe, galiba balık yumurtasını işlemden geçirerek havyara dönüştürüyorlar, tahminini yürüttüm. Yoksa bu zenginler, niye balığın karnından çıkar çıkmaz yumurtaları yutsunlar? Sonra da öğüre öğüre kussunlar?

İnternette şu havyar işine bir bakayım, dedim. Baktım ama işlenme diye bir durum göremedim. Şu zenginler de amma midesizmiş dedim kendi kendime. İşte havyar bilgisi:

havyar7

Dünyanın en değerli havyarı Mersin Balığı ve Çiroz adındaki balıklardan elde edilen siyah havyarlarmış.

Çeşit çeşit havyarlar içerisinde en kıymetli olanı Mersin balığından alınan siyah havyarlardır. Bunun için özel havuzlarda itina ile döllendirilen Mersin balığı, daha sonra ameliyat ediliyor. Balığın karnı diri diri yarılıyor. Karnından havyar alındıktan sonra balık tekrar dikilip suya salınıyor.

 

Siyah havyar, çok pahalı olduğu için neredeyse bu yumurtalar tek tek yeniliyor. Her çeşit balık yumurtasına havyar denilir ancak bazı balıkların yumurtaları özel bir yiyecek olarak ayrıca değerlidir.

Bunlar, özellikle Hazar denizinde yaşayan Mersin balığından ve bir Mersinbalığı olan çirozdan elde edilen yumurtalardır. Bunlar içinde siyah havyar en değerlisidir. Mersin ve çiroz balıkları canlı olarak yakalanır. İçlerinden yumurtaları çıkarılır. Balıkların karınları dikilerek tekrar suya bırakılır. Bu şekilde bir balıktan 3-4 kez havyar elde edilebilir. Tuzlanıp kutulanan havyarlar yüksek fiyattan bütün dünyaya satılır. Siyah havyarın en makbul ve pahalı cinsi beluga havyarıdır. Somondan elde edilen kırmızı havyar, siyahı kadar değerli değildir.

 

SIRADAN DÜŞTÜĞÜMÜ SADECE CAVİDAN GÖRDÜ

 

Bir cumartesi günüydü, cumartesi günleri yarım gün ders yapılırdı. Kocalar Köyü İlkokulu’nda müdür, sınıfı bize bıraktı. Dersi biz stajyer öğrenciler işleyeceğiz. Her dersi bir başka arkadaşımız işliyor. Grubun diğer üyeleri olarak bizler de öğrencilerin yanlarına oturarak arkadaşımızın dersi nasıl işlediğine dikkat kesiliyoruz.

tarım dersi

Din dersine gelince, bizim grubun hiçbiri din dersini işlemek istemiyor. Sünni İslam inancını empoze eden din dersi, bizim içimize sinmiyor ki. İnanmadığımız, içimize sindiremediğimiz şeyleri nasıl anlatalım çocuklara? Bu dersi Cavidan’a verdik, ne de olsa Cavidan bize göre Müslüman’dı.

Cavidan, tahtada din dersi anlatıyor. Bizler de arka sıralarda oturuyoruz, öğrencilerle yan yana. Bir yandan Cavidan’ı dinlerken bir yandan da yan gözle camdan dışarıyı gözlüyoruz. Rehber öğretmenlerimiz, hafta sonu ziyaretleri için gelecekler diye.

 

Arkadaşlardan biri, hocalar geliyor, dedi. Bunun üzerine sıranın uç kısmında oturan ben, kafamı çevirerek aniden dışarı bakmak istedim. Galiba çok uçta oturuyormuşum ki kendimi yerde buldum. Benim düştüğümü sadece Cavidan gördü, yüzü bize dönük olduğundan. Cavidan bir kahkaha attı ki, ömründe öyle kahkaha atmamıştır, atmayacaktır da. Öğrencilerin benim düştüğümden haberi olmadığı için Cavidan’ın durduk yere, hem de peygamberleri anlatırken kahkahadan kırılmasına önce donup kalmaları, sonra gülüşmeleri… Ah Cavidan, bir daha böyle güzel kahkahayla gülebildin mi, diye sormak isterdim.

Ulviye,Nermin,Sultan,Feryal,Ender,Gülnaz

sultankilic44@hotmail.com

116

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir