Çar. Eki 28th, 2020

 

Sultan KILIÇ

1763’yılından kalma Malatya’nın merkezinde, Tüccar pazarı ile Yemenici çarşısı arasındaki en eski camilerden biriyken eski Söğütlü cami, 1987 yılında ‘bile isteye’ yıktırılıyor.

Deli görmediniz mi, ben de illa eski Söğütlü camiyi yazacağım diye yollara düşüyorum. Eski Söğütlü camiinin tarihi değeri olan, beyaz kesme taşları sökülürken numaralanan, tescilli minaresinin kaybolduğunu öğreniyorum.

 

Malatya’daki Vakıflar Bölge Müdürlüğüne gidiyorum. Bizde belge yok, zamanında belge düzenlenmiştir; ama belgeleri genel müdürlüğe gönderiyoruz, burada tutmuyoruz, diyorlar. Bir de minarenin taşlarının Beydağı yamacında bir cami tarafından istendiği, taşların o camiye minare yapılması için verildiği, caminin faaliyete geçemediği, minare de yapılmadığı, tarihi taşların da bir kenarda tahribata açık şekilde beklediği, sonra ne olduğunu bilmediklerini sözlü olarak ifade ediyorlar.

Bu kez tarif ettikleri camiyi bulmak üzere Beydağı’na tırmanıyorum. Caminin çevresinde ne minare ne de kesme taşları görebiliyorum. Bitişiğindeki işletmenin sahipleri, yazılı kabartma motifli kesme taşlar burada açıkta yığılı kaldı. Beş altı yıl önce resmi bir kurumdan geldiklerini söyleyenler tarafından buradan alınarak araçla götürüldü, diyorlar.

 

Bunun üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünden soruyorum,  eski Söğütlü camiinin tescilli minaresinin taşları şu anda nerede, ne durumda diye.  İdaremiz arşivinde yıkım sonrası çıkan taşların nereye götürüldüğüne dair bir bilgi bulunmamaktadır, diye yanıt veriliyor dilekçeme.

 

Malatya Valiliğine gidiyorum, tarihi eserlerle ilgili vali yardımcısıyla görüşmek istiyorum, diyorum. Vali yardımcılarından birinin özel kalemi, dilekçenizi valiliğe verseniz bile dilekçeniz, müze müdürlüğüne sevk edilecek. Siz en iyisi doğrudan müze müdürlüğüne başvurun, diyor.

 

İçimden Aziz Nesinler geçiyor, kahkahalarla gülerek. Pes etmek yok, diyorum ve Malatya Müzesine yollanıyorum. Müzenin ön cephesinde onarım çalışması olunca güneydeki bahçe tarafına giriyorum. Gördüğüm manzara karşısında çarpılıyorum. Asırlık altı tane çınarın tepeleri, gövdelerinin de bir kısmı kesilmiş. Bahçede altı adet kütük var, tepesine oturmalık.

Ne hale getirmişsiniz çınarları? Böyle mi budanır, saç tıraşı olmak üzere berbere giden birinin kafasını boynundan kesmeye benzer. Kurusun diye mi böyle budadınız? Malatya Belediyesi de üç yıl önce ‘kabak budama’ diyerek pek övünmüştü. Çınarlardan hâlâ doğru dürüst dal çıkamıyor. Zavallılar, soluk almak için gövdelerinden yaprak çıkarıyorlar, diyerek kimi görsem hücuma geçiyorum.

 

Müze görevlileri, bahçe duvarı boyunca sergilediğimiz tarihi taşlara zarar veriyordu. Ağaçlar, insanlara zarar veriyordu. Bir dal koptu, az kalsın taşın üstüne düşecekti. Bir dal da arkadaşlardan birinin üzerine düşecekti, diyorlar. İlk kez bir itiraf duyuyorum, ağaçların insanlara zarar verdiği yönünde…

 

Müze müdürü gelince diğer görevliler uzaklaşarak izlemeyi tercih ediyorlar. Müze müdürü, kendi başıma dal bile kesemem. Malatya Belediyesinden, İl Orman ve Çevre Müdürlüğünden ve müze yetkililerimizden oluşan bir heyetin raporu doğrultusunda budama yapıldı. Tepelerine ilaç sürüldü. 35 metre yükseklikte çınar mı olurmuş? Çınar dediğin, yukarı yükselmemeli, şemsiye gibi olmalı. Tepeleri budanınca uzamazlar, şemsiye gibi olurlar. Bakın, yaprakları çıkmaya başlamış, çınar kurumamış, diyerek koca gövdeden çıkan bir yaprağı gösteriyor. Yere yakın çıkacak olan dallar, çıkarsa tabi, duvar diplerindeki taşlara zarar vermeyecek demek ki…

Çınarlara yanmış bir yürekle eski Söğütlü camiinin minaresinin tescilli taşlarını soruyorum. Hangi kurumun tasarrufundaysa o kuruma soracaksınız. Biz bütün tarihi eserleri burada barındıramayız, her birinin başına bir bekçi de dikemeyiz. Hem araştırma yapacaksanız Kültür Bakanlığından izin belgesi almalısınız, diyor.

 

İnsanın tarihine sahip çıkmaması için ne kadar engel varsa önüne yığıyorlar. Ağaçların insanlara ve gölgesindeki taşlara zarar verdiği gibi değerli bilgilerle de donanıyorum. Aylardır kurumlar arasında dolum dolum dolandırılmaktan Malatya’nın delilerine karışmaya karar veriyorum. İçimden Aziz Nesinler geçiyor hem de kahkahalarla gülerek…

 

sultankilic44@hotmail.com

 

59

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir