Sal. Eki 27th, 2020

 

 

 

Taşhoran Ermeni Kilisesi’nin restorasyonu yıllar önce başlamıştı…

 

Fikri Demirtaş

 

fikridt@hotmail.com

 

SURP YERRORTUTYUN Kilisesi ( Aziz Teslis – Üç Horan /Taşhoran Kilisesi)

 

Tarihi eserler kültürel mirasımızdır. Geçmişten günümüze kadar ulaşan kültürel mirasları hangi dine inanca ve millete ait olursa olsun gelecek nesillere aktarmak insanlığın vazifesidir.

Malatya’da Hrant Dink’in doğduğu Salköprü Mahallesi ile Çavuşoğlu Mahallesi arasında bulunan, 18. yüzyıldan kalma Surp Yerrortutyun (Taşhoran )Ermeni Kilisesi’nin restore edilmesi için çalışma başlatılmıştı. Kubbesi çöken ve ana kapıdaki kitabesi okunamayacak hâle gelen 280 yıllık kilise, aslına uygun olarak yenilenecekti. Malatya Valisi Ulvi Saran döneminde Malatya Belediyesi KUDEB(Malatya koruma Uygulama ve Denetim Birimi) Kültür Bakanlığı iş birliği ile Ermeni Kilisesi’nin restore edilmesi için çalışma başlattıklarını 23 Nisan 2011 yılında medyada yer almıştı.

Taşhoran Kilisesinde 2012 yılında restore ve onarımı için başlatılan çalışmalar, Malatya, İstanbul ve yurt dışında yaşayan Ermeni, Süryani Hristiyan vatandaşları olduğu kadar Türk, Kürt Alevi, Sünni inancında olan Malatya halkı ve mahalle sakinlerini de sevindirmişti. Yaklaşık bir asırdır ibadethane olarak kullanılmayan Kilisenin aslına uygun bir biçimde restore edilmesinin sevindirici olduğunu söyleyen Malatya HAYDER ( Malatyalı Hayırsever Ermeniler Derneği ) ve Malatya’da bir avuç kalan Ermeni vatandaşlar. Malatya’ya ziyaret çekebileceğini de ifade etmişler. Hırant Dink’i, Terzi Lapion usta, Dişçi Milkon Sonistter, Doktor Harut Sözkez, Demirci Maniyel, Marangoz Serkiz, Yemenici Karbet, Küpçü Meryem, Hosraf usta, Süryani Demirci Aziz, Bakırcı Lepo oğlu-Ohannes, Dolmuşcu Kirkor, Bayan Terzi Satenik ve Gâvur mezarlığında ve kadim yurdunda yatan Ermenilerin, Süryanilerin ruhlarını ve daha da önemlisi ruhlarımızın restore edilmesine katkısı olacaktır demişlerdir.

Kilisenin onarım ve restore çalışmalarını yürüten taşeron firma, duvarlardaki derzleri dolgularla kapatıldıktan sonra dış çevresini de beyaz kumla yıkamış, kilisenin içine, restore ve onarım için ahşap iskeleler kurulmuştu.

 

Merkez üssü Elâzığ’ın Sivrice ilçesi olan 24 Ocak 2020 Cuma günü saat 20.55’te meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremde Elazığ ve Malatya’da binlerce ev, okul ve cami ağır hasar gördü. Malatya Teze camiinin merkez kubbesinin bir bölümü çöktü. Depremde 41 ölü, 1607 yaralı. Bu depremde Taşhoran Kilisesinin etkilenip etkilenmediğini görmek için 8 Ocak 2020 tarihinde Taşhoran Kilisesine gittim.

Önceki günlerde kapı kilitli olduğundan içerisini göremediğim kilisenin kapsı açıktı. Malatya Büyükşehir Belediyesinden iki görevli kişi kilisenin içini kameraya alıyordu. Ben de izin isteyip girdim. Nasrettin Hoca’nın türbesi gibi kapı kilitli olsa da kilisenin sol tarafında duvar yıkık olduğundan içeri girmek mümkünmüş. Kilisenin içerisinde onarımın yapılması için kurulan ahşap iskeleler, kilisenin kubbesi yıkık olduğundan yıllardır çalışma yapılmadığından kar, yağmur güneş altında kalan iskeleler çürümüş kullanılamaz hâle gelmişti. İçeride çalışmalar yapılmış, yerde Ermenice yazılı taş çamur içinde duruyordu. Bende gördüklerimin fotoğraflarını çekerek tespit etmiş oldum.

Depremden dolayı görünürde duvarı yıkık göçen bir yer olmadığından bir şey anlaşılmıyordu. Restorasyon durdurulduğundan gerekli koruyucu önlemler alınmamıştı. Yıllardır harabeye dönen kilise en büyük depremini insanların elinden yaşamıştı.

 

Restorasyonuna 2012’de başlanıp, 2014 yılında durdurulan Taşhoran Kilisesi’nin akıbetini herkes merak ediyor. Yetkililerin söylediğine göre çalışmaların, bütçenin yetersizliği nedeniyle değil, zemin etüdünde kilisenin temelinde su olduğundan proje iptal edilmiş. Yeni proje yapılmış resmi işlemlerinin sonucunda restorasyona devam edilecekmiş.

 

1970’li yıllara kadar çok sayıda Ermeni, Süryani aile Malatya’da bu Çavuşoğlu Mahallesinde de yaşıyorlarmış. 1974 Kıbrıs Barış hareketi ve yurdumuzda sağ-sol olayları ideolojik kamplaşmalardan saldırılar ve olaylardan rahatsızlık duyan Ermeni ailelerden İstanbul’a, yurt dışına Amerika’ya, Kanada ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalanlar olmuştur.

GÂVUR MAHLESİ

“Birer birer gittiler

Ah! O güzel insanlar

Yüzlerinde kaskatı bir hüzün şelalesi

Tezgâhlar da boş kaldı kırık dökük mizanlar

Sessizliğe gömüldü

Sanki Gâvur Mahlesi…” (Halil Bayram)

 

Aynen, onlar sanatkârlardı, gidince – bence de Malatya’nın da hayat damarlarından biri kopmuştu.

Yobaz / cahiller, ötekileştirenler sebep oldu bu ayrılığa…

 

Malatya’da yaşayan Hıristiyanlar ibadet edecek kiliselerinin olmadığından dini bayramlarında, Süryaniler önceleri Elazığ’da Kadim Meryem Ana kilisesine, sonradan da Adıyaman Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesine gittiklerini söylediler. Ermeniler de evlerinde ibadetlerin yapıyorlarmış. Şimdi Malatya’da yaşayan bazı Hristiyanlar Malatya’nın merkez Yeşilyurt ilçesi Paşaköşkü Mahallesindeki Kurtuluş Kiliseleri Derneği Temsilciliğine gidiyorlarmış.

 

Bir avuç kalmış Malatya Ermenileri ve ötekileştirmeye karşı çıkan Türkler de bu onarımın bir an önce restorasyonu yapılarak inanç turizmine açılmasını dört gözle bekliyorlar… Bekliyorlar ki yılda birkaç kez özel dini günlerde olsun kiliseyi kullanabilsinler.

 

Kilisenin açılışında birlikte yaşanan acılara, kuruyan kayısı dalından yapılan duduk, 100 yıllık öyküyü sızılı bir nağmeyle anlattığında göz görür, dil çözülür ve hatta belki kayısı dalı çiçeğe durur, çağlaya durur. Beni unutma çiçekleri yurdunda özgür açar.

Kent belleğinde Malatya’nın kültürel mirasına büyük katkı sağlayacak Taşhoran Kilisesinin de inanç boyutunda ki dayanışmasını görmek için bir an önce restorasyonu yapılarak amblemi kilisenin‘Kilit taşı’ olan Malatya HAYDER (Malatya Hayırsever Ermeniler Derneği)’e Ermeni cemaatinin hizmetine açarak, gelecek kuşaklara din dil ırk ayrımı yapmadan tarihteki acılardan birlikte ders çıkarıp huzurlu yaşamanın güzelliğini faydalarını insanlığa göstereceğine inancım tam. Daha doğrusu hepimizin bu toprakların çıplak gerçeklerini ve asıl değerlerini artık biraz anlasa mı dersiniz ?

 

Kilisenin tarihçesi:

Kutsal Üçlü Birliği sembolize eden ve üç “horan”lı (apsis) olarak yapılan kiliseler genelde Üç Horan Kilisesi olarak adlandırılırlar. Ermenilerin Surp Yerrortutyun yani Üç Horan Kilisesi, Türklerin “Taş Kilise” dedikleri kilisenin ismi zamanla “Taşhoran”a hatta “Taşhoron”a dönüşmüştür.

 

Surp Yerortutyun Kilisesi, Malatya’da Ermenilerin zamanında oldukça yoğun olduğu Çavuşoğlu (Tek Çeşme) Mahallesi veya Vari Tağ (aşağı mahalle), şimdiki Boztepe Caddesi ile Okul Sokak’ın kesişme noktasında olup, hâlihazırda onarımı sürmektedir. Rum bir mimar tarafından yapıldığı kaydedilen kilisenin 1878’de başlayan Kilisenin inşaatı, hiçbir yerden geliri olmadığı, sadece halktan toplanan yardımlarla yapıldığı için hayli uzun sürmüş ve 1893’te tamamlanmıştır. Aynı yıl yaşanan büyük depremde hasar gören çatısının tamirine kısa bir süre sonra başlanmış ancak kubbe bitmeden 1894-1895 olayları kilisenin onarılmasını ertelemiştir. 1905-1907 yılları arasında ardıç kerestesi ile kaplanmış, üzerine kurşun levha ve arasına taş dolgu (sandviç panel gibi ?) bir çatı ile yenilenmiştir. Kilisenin iç duvarları sıvanmamış, taban döşemesi de yapılmamıştır. Ortadaki büyük horan ve yanlardaki iki katlı horanların alt tarafları güzel altın kaplamalı sunak masaları ve mükemmel bir sahneyle taçlandırılmış ve yenileme çalışmaları 1912’de tamamlanmıştır. Kitabesinde; “ Bu kutsal tapınak, kutsal mekân, dua ve şükretme evi, Malatya Ermeni Milleti tarafından Surp Yerrortutyun (Aziz Teslis) adına inşa edilmiştir. Ermeni çocukları, haydi, sevgiyle gelin buraya “ Üçlü Birlik“in yüceliğinin şarkısını söylemeye.“ yazmaktadır.

Amerika’da yayımlanan bir dergideki yazıda, “Bu kilisenin temelinin atılmasından kubbesinin yükselmesine kadar, halkımız, kadını erkeğiyle çok büyük fiziksel yorgunluklara ve maddi fedakârlıklara katlandı. Temelleri doldurmak ve sağlamlaştırmak için gereken 3-4 metre uzunluğunda ve en az 1-1,5 metre yüksekliğindeki taşlar, şehrin üç çeyrek saat uzağında bulunan Çamazank denilen taşocağından (muhtemelen Venk Kilisesinin doğu tarafında bulunan ve uzun zaman askeri alan içinde kalan taş ocağı) kağnılara yüklenip, 25-50 kişinin iplere asılmasıyla getiriliyordu. Muazzam kilisenin yontulmuş tüm taşları, taş yontucusu ustalar ve işçilerin fedakâr çabaları sonucu yapıldı. Henüz kubbesi bitmemişken, taşrada başlayan olaylar nedeniyle kilisenin inşaatının bitirilmesi gecikti…” şeklinde yazılmış, ama sağlamlığından hiçbir ödün verilmediği de ilave edilmiştir.

Kilise kesme ve moloz taştan yapılmış, dikdörtgen bazilika planlı bir yapıdır Dikdörtgen konumda, 27 m boyunda ve 17 m eninde olan kilisenin taşıyıcı elemanları kesme taştan, dolgu duvarları da moloz taştan yapılmıştır. Doğu yönündeki apsis bölümünün üzeri, 17 m. çapında bir ahşap kubbe ile örtülmüş olup, buraya iki yandan çıkılan prothesis ve diakonikon (Kilise mihrabının sağı ve solunda kilise kutsal eşyaları ve kitapların muhafaza edildiği papaz hücreleri) bulunmaktadır.

Kilisenin şimdi yıkılmış olan ahşap kubbesinde Meryem Ana ile Hazreti İsa’nın resimlerinin işlenmiş olduğu fotoğraflar ekteki gibidir.

Kilisenin dış avlusunda, ana yapının hemen karşısında, vaktiyle papazların ve jamgoç’un ( kilise hizmetlisi ) ikametgah olarak kullandıkları bir müştemilat olduğu, daha sonra bu müştemilatın yıkıldığı bilinmektedir.

” Arshag Alboyadjian’ın “History of Armenians in Malatya” Aras yayınlarından çıkan Malatya Ermenileri kitabından ilgili bir bölüm;1894-1895 Kırımında 6,000 kişiden fazla Malatya Ermenileri yaşlı, genç, kadın çocuk kendilerini korumak için silahlarıyla beraber bu kiliseye sığınmış. Kahana der Yeğişe yönetiminde siper alan Ermeni gençleri dışarından gelen saldırılara karşı koymuş. Dışarından kiliseyi ateşe verip içindeki halkla beraber yakmaya çalışan kişiler böylece bunu başaramamışlar. Dört gün dört gece süren çatışmalardan sonra başa çıkamayan Yerel Yöneticiler barış için, Halim Bey ve Besnili Yağub Paşayı Beyaz bayrakla kilisenin önüne göndermiş. Yapılan anlaşma ile Ermenilerin sulh içinde, hayatları tehlikede olmadan özgürce yaşamaları konusunda söz verilmiştir. Bu olaydan sonra Malatya Ermenilerin bu kiliseye (Nohin Dabani) Nuhun gemisi olarak anmışlardı. Türkler bu kiliseye Tas kilise derlerdi.On sene sonra 1905 yılında Kevork Vartabed Arslanian Tekrar zarar gören kubbeyi onarmak için çalışmalara geçmiş fakat onarım daha tam bitmeden bu sefer de 1915’deki büyük kırım (Medz Yeğern) ve sürgün olayları olunca kilise kendi haline bırakılmış ve uzunca bir süre sahipsiz kalmıştır.

 

Bugün Tarihi eser statüsünde olan kilise; Cumhuriyet döneminde bir süre askeri mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 1962 yılında boşaltılmıştır. Ahşap üzerine Meryem Ana, Hazreti İsa ve meleklerin resimlerinin işlenmiş olduğu tavan tamamen yıkıldı. Çatı; resimlerin zeminini oluşturan ardıç ağaçlarından yapılmış tavan ile Kurşun Levhalar arasında bir metreden kalın bir taş ve toprak dolgu ile yapılmış. Malatya Ermenilerinin ibadet amaçlı kullanımına da izin verilmeyen kilise zamanla çatısındaki kurşun levhaların çalınması, daha sonra tabiat şartları ve kötü niyetli kişilerin yoğun çabalarıyla giderek daha çok ve hızlı bir şekilde yıprandı. Kilisenin kubbesi, kurşun kaplamasının alınmasından ve içerideki ahşabın çürümesinden sonra yıkılmıştı. Kilisenin içinde yüzlerce kumru yuva yapmış, evsizlerin sokak çocukları ile define arayıcılarının, tinercilerin mekânı haline gelmişti. Uzunca bir süre, daha fazla tahrip edilmemesi için kilisenin kapı ve pencereleri duvar örülerek tamamen kapatılmıştır.

 

Malatya’da tüzel kişiliği olan bir Ermeni kurumu olmadığından mülkiyeti; önce Kilisenin üzerinde bulunduğu arsanın 1/3 payı Malatya Belediyesine, 2/3 payının Milli Emlak Müdürlüğüne ait iken son restorasyon çalışmalarından önce tüm mülkiyeti Maliye Hazinesine, kullanımı da Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiş olup şimdi yapının korunması ve tasarrufu hakkı Maliye Hazinesine aittir.

2010’lu yılların başında KUDEB tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları, bilahare ödenek ve ek bütçe ihtiyacından ötürü durdu. Ancak tek sorun ödemek değil, aynı zamanda düzeltilmesi gereken teknik bir-iki konu daha vardı.

 Kilisenin kubbesi

Restorasyon planında kubbe tamamen taş olarak belirtilmiş ve Anıtlar Kurulundan da bu şekliyle onaylanmıştı. Tamamen taş bir kubbe yaklaşık 300 ton gibi bir ekstra yük demek olacağından kilisenin üzerinde böylesi bir kütle ile ayakta durması mümkün değildi. Yapılması gereken, projenin tadil edilerek eskisine uygun ve çok daha hafif olan çelik konstürksiyon iç malzeme ( eski taş ve toprak dolgu yerine ) iç tavana ardıç kaplama ve kubbenin dışına da kurşun çatı kaplaması konmasıdır.

 

60’lı yıllara kadar Kilisenin Boztepe Caddesi tarafındaki duvarı ile caddenin eski sınırı arasında hayli yoğun bir su çıkarmış. Yol genişletme çalışmaları sırasında köreltilen bu su zamanla altta yok olmuş ancak görünüşe göre duvarın sağlığı için bu boşluğun da bir şekilde uygun malzeme ile doldurulması söz konusu.

 

Tarihi eserler kültürel mirasımızdır. Geçmişten günümüze kadar ulaşan kültürel mirasları hangi dine inanca ve millete ait olursa olsun gelecek nesillere aktarmak insanlığın vazifesidir.

226
One thought on “Malatya Taşhoran Ermeni Kilisesi’nin ölmesini mi bekliyorsunuz?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir