Çar. Eki 21st, 2020

 

 

Fikri Demirtaş

fikridt@hotmail.com

 

(Aziz Krikor Lusavoriç (Aydınlatıcı) Manastırı – “Venk” Manastır ve Kilisesi)

 

20 Mart 2020 Malatya Battalgazi İlçesi Surp Lusavoriç Ermeni Manastırı “Venk” Manastır ve Kilisesine Fotoğrafçı Hüseyin Koç’la birlikte doğa ve yaşam fotoğrafı çekmek için Malatya Battalgazi Çamurlu mahallesine şehir merkezinden 5 km. uzaklıkta Çevre yolu Cd./ D 300 üzerinden dağ yolundan gittik.

 

Malatya ovasını kayısı çiçekleri boydan boya bürümüştü. Beydağ’ının yamacında yol boyunca badem çiçekleri kaplıydı. Çamurlu mahallesinin bahçelerinde kayısı ağaçları çiçeklerini daha açmamıştı. Köye yaklaşınca yolun sağ tarafında yamaçta mezarlık. Mezarlığın biraz ilerisinde, kilisenin olduğu tarafta kapalı ilkokul binasını gördük. Öğrenciler az olduğundan köyün öğrencileri taşımalı eğitimle şehirdeki bir okula götürülüyormuş. Okulda öğrencisiz ve bayraksız, Venk Şapeli gibi öksüz kalmıştı. Birbirlerine kader arkadaş olmuşlardı.

 

Köyden emekli işçi Bayram Beyle tanıştık. Bayram bey Venk köyünden.50 yaşlarında sakalı ağarmış, orta boylu zayıf, esmer bir adamdı. Usuldan köyle ilgili ve kilisenin yanındaki ucube sözde Cercis Peygambere ait yatırın konusunu açtım. Şöyle bir düşündü.  Anlatayım, dedi. Sonra başladı anlatmaya:

 

” Büyüklerimizin anlattıklarına göre 1915’ten sonra hükumet Çamurlu’ya bağlı Venk mezrasını menkulleriyle beraber Dersim bölgesinden Mamsur aşiretine sattığı söylenmektedir. Dersim’den gelenler Mamirek, Alikan, Teşikan, Mamsur. Bu köylere yerleşirler. Bunlardan üçü Sünni Kürt, Mamirek Kürt Alevi- Sünni karışıktır.”

Biraz nefeslendikten sonra yatırın kapısına doğru bakarak ” Köyün büyüklerinden kilisenin yanında böyle bir yatırın olmadığını duymuştuk. 2000’li yıllarda Yeşilyurt’tan gelen bir kadın kilisenin duvarını yanında kaya parçasının üzeri saç ile kaplı derme çatma bu yeri ziyaret ettiğini şifa bulduğunu rüyasında burayı gördüğü için yeniden betondan bir dam yaptırıp mezarı andıran taşın üzerine yeşil bir kumaşla örtmüş. Virane haldeki kiliseyi ziyarete gelen Hristiyanlar, yatıra gelen Müslümanlar, inançları doğrultusunda dualarını edip dilek tutup gidiyorlar.” dedi

Manastır güneydoğuya doğru Beydağı’nın bağrında yüksek bir tepede kurulmuş. Halk arasında Vank olarak adlandırılır. Eski görkemli günlerinden geriye sadece bir Şapel kalmıştır. Siyah beyaz tarihi fotoğrafta görüldüğü gibi Surp Krikor Lusavoriç Vank yıkılmadan 1915 ‘den önce veremli hastalar için sanatoryum görevi yapmıştır. Zengin bir geçmişin önemli bir anıtı olan görgü şahidi olarak bu manastır pek çok bela geçirmişti. Öksüz sahipsiz korumasız kalan manastır kapı ve pencereleri sökülmüş kala kala bir şapel ayakta dik durabilmiş. . Manastır ahıra kiliseye samanlığa çevrilmiş . Ülkenin içinde olduğu zorlu şartlar, Ermeni kimliği üzerindeki baskılar ve ardından yaşanan zorunlu olarak İstanbul ve yurt dışına göçün etkisiyle belki… Bölgede yaşayan Ermeni Hristiyan nüfusun gitmesiyle yalnızlığı pekişmiş Venk Şapelinin… Yüzlerce yıl Türklere, Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere ev sahipliği yapmış bu coğrafyanın bir tanığı gibi beklediğini söyleyenler haksız mı? ‘Yaşanan bir tarihin kayısı diyarı Malatya’da geride kalan bir anıtı’ diyenler!

Buraya geldiğinizde, tepeden uzağa, çok uzağa yayılan hayatların hüküm sürdüğü tüm o toprakların uçsuz bucaksız haline şehitlik ediyorsunuz.’ Bir zamanlar ‘ diye başlayan nice hikâyeler var ki bu topraklarda, hiçbir kimse tahmin edemez. Ne yaşanan acılar ve hüznün derinliğini kimse anlatamaz.

Venk mahalesi( köyü) eskiden beri bağlar, asmalar, dutluklar, ceviz, kayısı, elma ve badem ağaçları ile donatılmıştır. Kışın karlar eriyip dağı taşı yeşil örtü kapladığında göçmen kuşların neşeli çığırışlarıyla baharın yeniden geldiğini müjdelendiğinde, kardelenlerin, nevruz çiçekleri çıktığında, suyun gözeleri, pınarlar coştuğunda suyu temiz, havası mükemmel, manzarası büyüleyici bir köydür.

 

Yakın zamana kadar Nevruz’da, Hıdırellez’de, Hristiyanlar dini bayramlarında genellikle Venk’e giderlermiş. Sabah erkenden kalkılır mahallelerden zengin, fakir Müslüman Türk, Kürt,1915’ten sonra geride kalan buradaki yaşamlarını sürdüren Hristiyan Ermeni, Süryani, aileler vatandaşlar hep birlikte yollara düşerlermiş. Eskiden yayan, at arabaları ile sonraları traktör, kamyona doluşur giderlermiş. Gelenler yüreklerini tabiat anaya açarmış. Doğaya çıkılır, doğaya teşekkür edilir, doğanın kucağında doğayla birlikte eğlenilir. Onlarca kurban kilisenin arka tarafında oyulmuş kayanın önünde kesilir. Niyazlar edilir, lokmalar dağıtılır. Doğanının doğumuna herkes kendi inancında dilinde gülbenkler, türküler, dualar okurlarmış. Kurbanlarını keser lokmalarını yerler, piknik yapar eğlenirlermiş. Dağ vadi her yanı mutluluk nidaları çınlatırmış.

Şapelin yaklaşık 1 km. yukarısında köyün ilerisinde dağın yamacında mermer çift oluklu çeşmeden dağlardan gelen kaynak su gürül gürül akmakta. Çeşmenin kürünlerinden geçen su yolun karşısında beyaz dut ağacının altında büyük havuzda toplanıp yaz boyu köyün bağları, bahçeleri sulanmaktadır. Şehirden gelenler bu çeşmeden bidonlarına su doldurup götürürler. Ramazanda iftardan önce bu çeşmeden su almak için yüzlerce kişi sırada bekliyormuş.

 

Malatya ovasının buradan görünümü de son derece etkileyicidir. Malatya – Elazığ yolu, Yıldıztepe, Pınarbaşı göleti, Orduzu, Aslantepe höyüğü Eski Malatya, Fırat nehri- Karakaya barajı, barajın karşısında Baskil topraklarında Abdulvahap türbesi, Süryanilere ait yaklaşık bin yıllık Mar Ahron Manastırı görülmektedir.

 

Okulun arkasındaki Venk Şapeline Kültür Bakanlığı sahip çıkarak yıllar öncesinden başlayarak restorasyonu yaptırmış. Görünürde Şapelin dış dört duvarını çevreleyen ucuz mermerden eni bir metre koruma kaldırım yapılmış. O da kardan buzdan etkilenmiş parçalanmış… Çatı kısmı da ucuz mermerlerden örtülmüş. Akan kar suları duvara sızmakta. Demir kapı ile kapatılmış. Kilisenin anahtarı nerede, diye sorunca bizimle sohbet eden Bayram Bey,“ Muhtar, kilisenin anahtarının İl Kültür Müdürlüğünde olduğunu söyledi.” Köylüler Restorasyonu yapan şirketin işi yarıda bırakıp kaçtığını söylüyorlar. Kilise kapsının da mimarisine uygun, estetik bir kapının yeniden yapılması. Şapelin etrafı taş istinat duvarları ile çevrildikten sonra aydınlatılması ve güvenlik açısında kamerayla kontrol edilmesi. Çevre düzenlenmesinde çardaklı oturma alanları, ağaçlandırılma, su ve temizlik, tuvalet ihtiyaçlarının karşılanması için kapalı bir mekânın da yapılması gerekmektedir.

 

Şapelin kapısının yanına yakın tarihte Cercis Peygamber adına ucube bir ‘yatır odası’ yapılmış. Burasının aşamasında oradan kaldırılacağı, resmi açıklamalarda bildirilmesine rağmen kaldırılmamıştı. Bu iğreti yapının, şapelin ana kapısının onarımına engel olduğu fotoğrafta görülüyor. Bu yer izbe bir şekilde, duvarlarında ziyaretçiler tarafından gelişi güzel yazılmış yazılar dikkat çekmektedir.

Birinci Dünya emperyalist devletlerin paylaşım savaşında 105 yıl önce acı çeken, savaş yüzünden yerinden edilenlere karşı birbirimize sorumluluğumuz var. Bunun acısını en derinden birlikte yaşıyoruz. Acılar herkesin içinde yaşanıyor… Ermenilerle, Süryanilerle Türkler arasındaki bağların kopmasının kader olmadığını, yüzlerce yıl bir arada yaşamış olan bu iki kadim halkın, tarihten ders alarak Türkiye Cumhuriyeti devletimiz tarafından yapılan bu tarihi eserlerin restorasyonları barışçı bir gelecek inşa edebilmelerinin yolunu açacaktır.

Venk Şapelinin restorasyonu tamamen bittiğinde şehrimizin kültürel değerlerine önemli bir katkı sağlayacaktır. Kent belleğinin yeniden canlanmasına katkı sağlayacak en anlamlı projelerden biridir. Venk Şapeli de bağrında birçok acıyı, sevinci taşıyor. Birazda bu yüzden, daha fazla sahiplenmeyi restorasyonla Venk Şapelinin taşları yıllardır uyuduğu yerden kalkmış. İnanç turizmine açılmasını cemaatinin gelmesini hak etmiyor mu?

 

Güneşin son ışığı kilisenin, kapatılan ilkokulun penceresinden içeri süzülürken Venkt’en ayrıldık. Camiden okunan akşam ezanı yirmi haneli köyün semalarında yankılanıyordu…

 

SURP KRİKOR LUSAVORİÇ VANKI (Aziz Krikor Lusavoriç (Aydınlatıcı) Manastırı – “Venk” Manastır ve Kilisesi) Tarihçesi

 

“Malatya’daki Ermeni manastırlarının en eskisi olarak kabul edilen ve yerel dini liderin yazın yaşadığı bu manastırın, Beydağı’nın doğusunda, “Guluçkar” diye adlandırılan kayalıklar üzerine ve 4. Yüzyılda inşa edilmiş olduğundan bahsedilmektedir. Söylendiğine göre Aziz Krikor Lusavoriç, Roma’dan dönerken Malatya’ya uğrar ve “Kozluk”’un üstlerinde otağını kurmuş olan şehrin prensini ziyaret etmek ister. Prensin ruhani konuğunu kabulü esnasında Aziz Krikor burayı göstererek, “Burası kilise yapmaya çok uygun bir yerdir” der. Prens bu sözü aklında tutar, konuğu gittikten bir zaman sonra öldüğünü duyduğunda ise, onun adını verdiği bu Krikor Lusavoriç Manastırını yaptırtır. Tam olarak tespit edilemeyen bir tarihten 13. Yüz yılın sonuna dek Süryanilerin elinde kaldığı kabul edilen manastır, 13. Yüz yılın başında Ermenilerce yeniden inşa edilmiştir. Günümüze ulaşan kilise de bu dönemden kalmadır. 20. Yüz yılın başında da işlevini sürdüren Surp Kirkor Lusavoriç Manastırı günümüzde tamamen yıkılmış olup, ancak kilisesi yılın belli günlerinde, genelde Malatyalı Ermeniler ve Süryaniler tarafından ama toplumun tüm kesimlerince ziyaret edilmektedir.

 

Kilisenin kapısının üzerindeki kitabeden, 15. yüzyılda, şehrin o zamanki ruhani önderi Piskopos Simeon tarafından bir onarımdan geçirildiğini (1439) anlayabiliyoruz. Kitabede şunlar yazılıdır:

“Surp Krikor ‘un kapısı, Episkopos Simeon tarafından, 1439 Mart’ının 20’sinde, Ailesinin anısına yapıldı.”

 

Küçük bir tepenin üstüne inşa edilen manastırdan, günümüze yalnızca kilisesi ulaşmıştır, tepenin eteklerinde de çeşitli yapılarının temelleri görülür. Bodrum ve üst katın her birinde 8-10 kâgir odası vardır. Manastıra ek olarak Patrik Mağakya Ormanyan (1896-1908) zamanında bir de yetimhane eklenmiştir. Şapeli (şimdiki kilise), manastır dış duvarlarının merkezinde, kemerli ve sade bir yapı olarak inşa edilmiştir. Kilise; dikdörtgen, bazilika planlı bir yapıdır Kesme ve moloz taştan yapılmıştır Kilisenin taşıyıcı unsurları taştan olup, üzeri çift meyilli bir çatı ile örtülmüştür 10.30 x 6.60 metre büyüklüğünde bir alanı kaplamaktadır. Tonoz kubbelidir. Kilisenin kapısının önünde, manastır ruhanilerinden birkaçının mezarları sıralanmıştır.

 

Manastır hakkında eldeki bazı bilgiler; yüksek konumlu, göz alıcı ve büyüleyici bir manzarası ile temiz ve sağaltıcı bir havası; iç avlusunda, suyu berrak, soğuk ve tatlı olan çok güzel bir çeşmesi vardır. Kozluk denilen yerden doğup çağlayarak akan berrak ve soğuk su, künklerle manastırın içine getirilmiştir. Bu çeşmeyi, eski Kudüs ruhanilerinden, daha sonra Malatya ruhani önderi olan Piskopos İsahag Sahakyan bu manastırdaki önderliği döneminde (1889-1991) ailesinin anısına yaptırmıştır. Manastırın ana kilisesi küçük ve sade bir yapıdır. Oldukça güzel döşenmiş bir önderlik konutu, manastır mensupları ve ziyaretçilerin kaldığı otuza yakın basit yapılı odası vardır. Piskopos İsahag Sahakyan ayrıca ulaşım kolaylığı sağlamak için eski yolu bırakıp, yeni bir araba yolu yaptırdı. Bu yol sayesinde de gerek hayvan sırtında, gerek arabayla rahat ulaşım imkânı sağlanmış oldu. Peder Kevork Arslanyan da, kendi önderlik döneminde üst katta yeni birkaç oda ve balkonlu görkemli önderlik konutunu inşa ettirmiştir.

 

Kayalıkların üzerinde olanca güzelliğiyle yer alan manastır; yöreden ya da gurbetten gelmiş niyetlilerin Tanrı’dan niyaz etmek, ibadet, hava değişimi ve eğlenmek için haftalarca kaldıkları bir yerdir. Manastırın işleri ve yönetimi, ruhani önderliğin denetlediği özel bir manastır bekçisi tarafından yerine getirilir.

Manastır, yürüyerek iki saatte kat edilebilecek bir sınır çizgisi içinde yer alan; 400-500 dönümü verimli tarım alanı, gerisi genişçe bir ormanlık ve üzüm bağları olmaya müsait bor alanlardan oluşan, büyük bir toprağa sahiptir. Bunlar, üzerinde tarım yapılmak üzere şahıslara kiraya verilirler. Manastırın dışındaki Kozluk denilen küçük derenin kıyıları, söğüt ağaçlarıyla kuşatılmış ve çevresinde ceviz ağaçlarıyla dolu bir de koruluğu olan, çok güzel bir sayfiye yeridir. Malatya’dan manastıra giden yolun üzerindeki “İn Deresi Vadisi”nde, içinde pınarı olan bir mağara bulunur. Yerli halk, mağaranın üzerindeki köprüyü Maze Gamurç (Saç Köprü ya da Maze Köprüsü) olarak adlandırır. Daha aşağıda, yöre halkınca, bir duvarında Aziz Krikor Lusavoriç’in dinsel ritüel kıyafetlerini giymiş şekilde, oyma bir resminin de bulunduğu ve burada saklandığı rivayet olunan bir mağara daha vardır. Aslen Malatyalı olup, burada öğretmenlik ve daha sonra da bir inceleme gezisi yapmış olan Prof. Mıgırdiç Vorperyan, Malatya Ermeni manastırlarını anlattığı satırlarında bu oyma resmin var olduğu saptamasını yapar, ancak elde inandırıcı bir belge olmadığından, bunun Lusavoriç’e ait bir resim olduğu konusunda kesin bir dil kullanmamıştır.

 

Başpiskopos Kevork Aslanyan (Kevork Melidinetsi = Malatyalı Kevork), manastırın ayrıntılı tasvirlerini verdiği satırlarında şöyle der: “Halk buraya VANK (Manastır, sonraları “Venk” olarak adlandırılmış) derdi. İn Deresi’nin doğusunda uzanan sıradağın alçak bir tepesi üzerinde kurulmuştur. Eski şaşalı döneminin nişanesi olarak şapeli ve yanında da halk tarafından kabul salonu olarak inşa edilmiş olan iki katlı bir bina ayakta kalmıştır.”

 

Ancak manastır hakkında yazanlardan hiçbiri, manastırın çevresinde bulunan ve bazı hastalıkları tedavi edici etkileri olan pınarlardan pek bahsetmemişlerdir. Bu konuda Başpiskopos Aslanyan; “Manastırımız” başlıklı makalesinde, manastırın hemen dışında, iri yapraklı bitkilerle kısmen gizlenmiş, büyük bir taşın altından çıkan berrak ve soğuk suyu olan bir pınar hakkında şöyle yazar: “LUSAVORÇATS ÇUR” (Lusavoriçlerin Suyu) olarak adlandırılan bu suyun içinde, sonucunda çoğu şifa bulup rahatlayan dalak ve titreme (muhtemelen sara) hastalarına banyo yaptırılırdı. Bunun biraz üzerinde, bahçenin sağ tarafındaysa, şemsiye vazifesi gören büyük söğütlerin altında parıldayan “VARİ GOLI” (Aşağı Göl) bulunurdu… “VARİ GOL”ün biraz yukarı çaprazında da, yine yeşillikler arasında ve söğütlerin gölgesinde her zaman serin bir ortamı olan “KELEG PUNARI” (Kelek Pınarı) yer alırdı. Biraz daha yukarıda manastırın güneyinde ise “VERİ GOL” (Yukarı Göl) vardı…

 

Buranın Hıristiyanlar nezdindeki ilgi ve itibarı, halen kilise kısmı ayakta olan külliyenin, Ermeni milletine Hıristiyanlığı kabul ettiren Kirkor Lusavoriç’e izafe edilmesindendir. *

 

CERCİS PEYGAMBER TÜRBESİ MASALI

“Kilisenin Süryaniler tarafından 13. yüzyılda Aziz Sarkis (Saint Georges) anısına yapılmış olduğu inanışı ve yoğun ziyaret edilmesi, bazı din istismarcıları tarafından kullanılmış ve Müslümanlarca ve Hristiyanlarca peygamber olarak kabul edilen Aziz Sarkis (Saint Georges) için Venk kilisesinin dış duvarına bitişik olarak bir mezar kondurulmuştur.

 

Kilisenin önünde Cercis Peygamber’in mezarının bulunduğuna inanıldığı için, kilisenin giriş kapısının yan tarafındaki mezar taşının çevresi 2001 yılında önce taşlarla örülmüş, üstü de sacdan bir kubbeyle kapatılarak türbeye dönüştürülmüş. 2005-2006 tarihlerinde bunun yerine betondan 2 metre yüksekliğinde kâgir, kapısız, türbe gibi küçük bir bina yapılmış, içine de yeşil bir kumaşla örtülmüş bir mezar taşı konmuş ve burası bir türbeye dönüştürülmüş, (bu mezar taşının eskiden duvara dayalı olarak durduğu da söyleniyor) Sac kubbe ise tepeden aşağılara yuvarlanmış.

 

Ortada Aziz Krikor Lusavoriç ile Aziz Sarkis veya Cercis Peygamber arasında bir karışıklık olduğu kesindir. Ermeni kayıtları; Aziz Krikor Lusavoriç’in bugünkü Erzincan Esense (Keşiş veya Sebuh) dağında bir mağarada inzivaya çekildiği, burada yalnız vefat ettiği ve çobanlar tarafından bulunduktan sonra tam belli olmayan bir yere defnedildiğinden bahseder.

 

Ayrıca araştırmacı İbrahim Olcaytu 2000 yılında yayınladığı Folklor Araştırmaları kitabında “Malatya, Diyarbakır’a komşu bir ildir. Bu bölge de Hz. Cercis’den etkilenmiştir. Malatya’ya 5 km. Beydağı’nın göğsündeki bir kilise bu gün Müslümanlarca da çokça ziyaret edilmektedir. Burada Cercis peygamberin kabri olduğu söylenirse de gözükürde böyle bir şey yoktur. Halk kurbanlar keser, çocuklarına Cercis ismi koyar” yazmaktadır. ”

 

VENK KİLİSESİ RESTORASYONU

Malatya İl merkezinden 5 km doğudaki Çamurlu Köyü 258 parsel üzerindeki “Venk Kilisesi” yapısı ve arsası hazineye ait olup, arsa büyüklüğü 1540 m2.dir. Manastırın içi ve çevresi yıllar boyu definecilerce kazılarak delik deşik edilmiş ve bugüne bir kilise harabesi ve manastıra ait küçük bir bina kalıntısı kalmıştı. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından son yıllarda yapılan Venk Kilisesi restorasyonu küçük birkaç dokunuş dışında hemen hemen tamamlanmıştır.

 

Venk Kilisesi duvarına bitişik yapılan bu iğreti yapı gerçekte bir peygamberin veya bir başka ruhaninin mezar yeri değildir. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin yapacağı bir çalışma akabinde bu gerçekliği olmayan şekilde Bu türbemsi yapı mutlaka ortadan kaldırılmalı ve Venk Kilisesi özgün konumuna kavuşturulmalıdır.

 

Venk Kilisesi Malatya’nın dış eteğinde olup insan olarak yoğun olmayan bir yerde bulunduğu için bir anıt yapı olarak restorasyonu yapıldıktan sonra Van Ahtamar Kilisesi için uygulandığı üzere turizm amaçlı kullanılmalı ve yılın belli günlerinde ibadete açılmalıdır. ” **

 

Malatya Surp Krikor Lusavariç – Venk –

Ermeni Kilisesi Kitabesi

 

“Şinvetsav Turıs Surp Krikori

Tseramp Simeovn Yebisgobosi:

İ Tvin hy: BTSI ( 888 = 1439 )Mardi

Hişadagin Tsev Dznoği”

yazmaktadır.

 

Kaynak:

1-*Malatya Ermenileri Kitabı / Arşag Alboyacıyan

2-**MalatyaHAYDer Hosrof Köletavitoğlu’nun Venk kilisesi ile ilgili göndermiş olduğu bilgilerden ve fotoğraflardan alıntı yaptım..

480

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir