Çar. Eki 21st, 2020

 

Sultan KILIÇ

Otuz yaşla seksen yaş arasındaki arkadaşlardık. –dık diyorum artık. En gençlerimizden başladılar. Her gün birkaçımızı deviriyorlar. Kepçeyle önce belimizden girişiyorlar parçalamaya. Mezarları kazınca kökümüze ulaşıyorlar. Köklerimizi toprakta bırakarak gövdemizi bir kısım kökümüzle çıkarıp bir kenara fırlatıyorlar.

Bunları söylemek kolay geldi size değil mi? Ah, bir de yaşayan, bu acı ölümü yaşayan bize sorun.

El kadar fidanlardık Kuyuönü mezarlığının toprağına kök salarken. Sevdiklerini dönülmez ufuklara uğurlayan insanlar, bizi sevdiklerinin başucuna, ayakucuna, yanına yöresine dikmişti. Sevdiklerinin mezar taşlarını yıkadıkları sular, bizim susuzluğumuza derman oluyordu. Bizi doğrudan sulamak, çoğu kişinin aklına gelmezdi. Zamanla kök saldık atalarınızın mezarlarının çevresinde.

Yeşerdik çiçeklendik, gözlerinizi şenlendirdik. Kuşlara yuva olduk, kuş cıvıltılarıyla kulaklarınızı şenlendirdik. Atalarınızın kabirlerine dulda, ziyaretçilerine ağustos sıcağında gölge olduk. Meyveye durduk, damaklarınızı şenlendirdik. Arılarınıza bal olduk. Temmuz sıcağında serin rüzgârınız olduk. Yağmur yüklü bulutlarımızla tarlalarınıza bereket olduk. Oksijen kaynağımızla ciğerlerinize bayram olduk. Sizden su bile istemedik.

Peki, siz bizden ne istiyorsunuz? Ne verdiniz de bize, bizden verdiğinizi alamıyorsunuz? Aylardır Moğol ordusu istilasına uğramış gibiyiz. Her gün üçer beşer katlediliyoruz. Ertesi gün kesileceğimizi bile bile titreşerek bekliyoruz katillerimizi. Bizi yerimizden söküp başka yere dikeceklerini söyleseler de sakın inanmayın. Böyle sökme mi olur? Boynumuzdan yukarı dallarımız kesilmiş, belimiz kırılmış, köklerimiz doğranmış… Paramparça edilerek bir kenara atılıyoruz, kışlık odun niyetine.

Arasıra bir kız geliyor, elinde fotoğraf makinesiyle. İlene söylene, bizi kesenlere beddualar ederek fotoğraflarımızı, videolarımızı çekiyor. Ama elinden bir şey gelmiyor olmalı ki bizi kesmeye devam ediyorlar. Hadi diyelim ki bizi minicik bir fidanken Malatya toprağıyla buluşturan o iyi insanlar, bu dünyada yok artık. Peki, Malatya’da hiç mi insan yaşamıyor? Mezarlığın yanından hiç mi kimse geçmiyor? Bizim her gün üçer beşer kesildiğimizi hiç mi gören olmuyor?

Ağaç bayramlarında, dünya çevre günlerinde, dünya su günlerinde, dünya gıda günlerinde ağaç sevgisi konusunda mikrofonu kapıp mangalda kül bırakmayanlar. Tüm sivil toplum örgütleri, tüm siyasi parti teşkilatları, tüm seçilmiş ve atanmışlar, Malatya’da yaşayıp da ağacı severim diyen tüm insanlar… Dileriz yemeğiniz bol, suyunuz bol olur. Açlıkla, susuzlukla baş başa kalmazsınız umarız. Yemek yediğiniz kaşıklar, bizim dallarımızdan, gövdemizden alınan odunlardan yapılmış olsun. Bizimle bol bol yemek yiyin. Bizim katledilmemize engel olmamış olsanız da sizler aç kalmayın, yemeğiniz bol olsun.

Biz ağaçlar, insan kardeşlerimize kıyamayız, onlara beddua edemeyiz. Yalnız, bizim odunumuzdan yapılan tahta kaşıklarla yemek yerken yemekler soluk borunuzda kalsın. Ne ileri gitsin, ne geri gelsin. Orada öylece kalsın. Horoz gibi öterek Azrail’i ucu yanık mektupla davet edin. Azrail de olabildiğince geciksin.

sultankilic44@hotmail.com

 

55

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir