Sal. Eki 20th, 2020

 

 

 

KESK, Yol-İş ve TMMOB tarafından ortaklaşa düzenlenen 1 Mayıs İşçi Emek Dayanışma Bayramı kutlamaları, binlerce vatandaşın katılımıyla Malatya Turan Emeksiz Meydanında halaylarla, zılgıtlarla, sloganlarla, coşkuyla kutlandı.

 

Çok sayıda sendika, siyasi parti, dernek ve kurumun katıldığı 1 Mayıs kutlamaları Emeksiz alt kavşağında buluşan grupların yürüyüşe geçmesiyle başladı. Eğitim Sen, SES, Yol İş, EMEP, ESP, HDP, Öğrenci Dayanışması, Haziran Hareketi, CHP, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, LGBT’ler, Arguvan Belediyesi’nin pankartlarıyla katıldığı yürüyüşe AKP karşıtı sloganlar damgasını vurdu.

 

KAZANILMIŞ HAKLARIMIZI, EMEĞİMİZE GÖZ DİKENLERE YEDİRMEYECEĞİZ    

 

Kortejlerin kutlama alanına girmesinin ardından Eğitim Sen Malatya Şube Başkanı, KESK dönem sözcüsü ve 1 Mayıs Tertip Komitesi Başkanı Tarık Kaya, İşçi ve emekçilerin; kapitalist sömürüye, emperyalist saldırganlığa, işsizliğe, yoksulluğa ve her türlü ayrımcılığa karşı alanlara çıkan; iş, ekmek, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten herkesin 1 Mayıs’ını kutluyoruz, diyerek sözlerine başladı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“İşçi sınıfının iki yüz yılı aşkın süredir süren mücadelesinin simge günü olan, bu yıl 125.sini kutladığımız, 1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma gününde, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir köşesinde sermayenin baskılarına karşı direnen, talepleriyle alanlara çıkan bütün sınıf kardeşlerimize Malatya 1 Mayıs Meydanından selamlarımızı gönderiyoruz. 

 

İşte; bizler bugün burada, 1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma gününü kutlarken İstanbul’da onlarca demokratik kitle örgütü, emek örgütü, halk örgütü, siyasi parti ve sol siyasi gruplar da AKP hükümetinin, TOMA’lı, gazlı, coplu polis saldırılarına karşı 1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma günlerini, Taksim 1 Mayıs Meydanında kutlamak ve anmak için amansız bir mücadele vermektedirler. 

 

Bu yoldaşlarımızı ve mücadelelerini buradan; Malatya 1 Mayıs meydanından selamlıyorum!

 

Ve Taksim'de 1977 1 Mayısın da yitirdiğimiz arkadaşlarımızın anıları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum!

 

Onurlu ve kararlı duruşları mücadelemize her zaman ışık tutacaktır, yolumuzu aydınlatacaktır!

 

Bu yıl Malatya 1 Mayısını Somaya atfettik.

 

Bir kez daha söylüyoruz; Soma’da Yaşananlar Kaza Değil, Katliamdır!

 

Manisa'nın Soma ilçesinde özelleştirilen Soma Maden İşletmeleri AŞ. ‘ne ait maden ocağında meydana gelen patlamada resmi açıklamalara göre 301 işçi kardeşimiz yaşamını kaybetti, Ülkemizde her yıl binlerce işçi, daha fazla kar uğruna işçilere, emekçilere kölelik koşullarını dayatmakta sınır tanımayan bu düzen nedeniyle can vermektedir.

 

Hiçbir denetime tabi olmayan, uzun mesai saatlerinde çalışmak zorunda kalan, sendikalaşmanın önü fiilen ve hukuki pek çok biçimde kesilen, güvencesizliğin ve taşeronluğun yaygınlaştırılması sonucunda ülkemiz bir işçi mezarlığına dönüşmüştür.

 

Toprağın yedi kat altında ölüm çukurlarına dönüşen maden ocağında çalışan Soma maden işçileri özelleştirmenin, taşeronlaştırmanın bedelini canlarıyla ödemişlerdir.

 

Faili biliyoruz, sorumlularını tanıyoruz. 

 

Bu katliamın faili sicili iş cinayetleriyle dolu, ellerinde daha nice maden işçisinin kanı olan Soma Maden İşletmeleri AŞ’dir.

 

Bu katliamın sorumlusu, işçilerin emeğine ve hayatına el koyan bu taşeron düzenini yasal hale getirenlerdir.

 

Sorumlular, bir cinayet şebekesi gibi çalışan sermayeye teşvikleri peşkeş çekerken işçileri ucuz bir maliyet haline getirenler, yaşamlarına üç kuruş değer biçenlerdir.

 

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile iş kazalarının önleneceği yanılsamasını yaratanlar, taşeron çalışmayı yaygın hale getiren Torba Yasa’yı hayata geçirenlerdir.

 

Yüzlerce işçinin can verdiği bu katliamın sorumlusu iş cinayetlerine “kader” diyenlerdir, Sorumlusu AKP iktidarıdır.

 

Acımız ve öfkemiz büyük.

 

Artık yaşanan iş cinayetlerine, bir can daha yitirmeye tahammülümüz yok!

 

Onun için 13 Mayıs Çarşamba günü tüm herkesi soma için yapacağımız yürüyüşe davet ediyorum.

 

Biz bu ülkenin tüm değerlerini yaratanlarız.

 

Biz işçileriz, kamu emekçileriyiz, öğrencileriz, mimarlarız, köylüleriz, ev emekçileriyiz.

 

Biz, eşitlik, özgürlük, barış, adalet, bağımsızlık ve demokrasi için sokaklarda, meydanlarda, işyerlerinde, okullarda, yoksul mahallelerde ayağa kalkıp yüzlerini güneşe dönenleriz.

 

Biz, yıllardır binlercesi iş başında öldürülen işçileriz. Yaşama hakkı en temek haktır. Bu hakkın korunması da hukuk devletlerinin birincil görevleridir. Yaşamak için ölümüne çalıştırılmaya isyan ediyoruz.

 

Biz, simit hesabıyla ne kadar iyi durumda olduğu iddia edilen asgari ücretli işçileriz. On bin asgari ücreti bir ayakkabı kutusuna sığdıranların, kaçak saraylarında ferman buyuranların bizi “aşağılamasına” isyan ediyoruz.

 

Biz, taşeron çalıştırmayla, özel istihdam bürolarıyla, esnek çalıştırmayla, sözleşmeli personel uygulamalarıyla köleliğe mahkûm edilenleriz. Fabrikada, okulda, hastanede, atölyede, işyerlerinde, medyada, bankada, plazada, ambarlarda çalışırken yakalarımızın rengi ve statülerimiz farklı olsa da hepimizin bir ortak yanı var. Biz, insanca yaşamak için bir güvencesi olmayanlarız. Biz kıdem tazminatımız için direnenleriz ve pazarda alınıp satılan bir köle muamelesi görmek istemiyoruz.

 

Biz, emeğinin karşılığı olarak açlık sınırına yakın, yoksulluk sınırına uzak bir maaşın reva görüldüğü, grev ve gerçek toplu sözleşme hakkı, örgütlenme ve siyaset yapma hakkı yok sayılan, mezarda emekliliğini sürgünlerde bekleyen kamu emekçileriyiz. Biz bu ülkenin onurlu insanları olarak insanca, demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz.

 

Biz, sesimizi, isteklerimizi, taleplerimizi haykırdığımızda “polis destanıyla”, adalet sarayıyla, yasakla, sürgünle, sansürle, panzerle, TOMA’yla, copla, gaz fişekleriyle, hapishanelerle, tabutluklarla karşılaşan bir halkız. Susmak ve “kaderdir”''fıtrattır'' diyenlere boyun eğmeyenleriz.

 

Biz, yüzlerce sınavı başarıyla geçtikten sonra öğretmenlik yapmaya hak kazanmış ancak önüne hileli KPSS engeli konulan, VİP torpiller yüzünden ataması yapılmayan öğretmenleriz.. 

 

Biz, bu ülkenin çocuklarıyız; Roboski’de devletin bombasıyla, Okmeydanı’nda devletin gaz fişeğiyle vurulup öldürülmek istemiyoruz. Ve biz o çocukların aileleriyiz, kan parası verilip susturularak acımızla alay edilmesini istemiyoruz. Acılı anaların seçim mitinglerinde yuhalatılmasına isyan ediyoruz.

 

Şakran Cezaevinde ördükleri duvarların ardında yaptıkları hak ihlallerini gizleyeceklerini düşünenler yanılıyor. Bizler yüreği eşitlikten ve adaletten yana atanlar olarak o duvarlarınızı başınıza yıkana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Çocuklarımızın yeri, gerekçesi ne olursa olsun cezaevleri değildir.

 

Biz, kâr için, rant için deresi kurutulan, toprağı zehirlenen köylüyüz. Biz mahallesinden sürülen yoksul emekçiyiz. Biz inşaat çılgınlığıyla güneşi, parkları, ağaçları çalınan kentliyiz. Kendi yaşadığımız mekânlar üzerinde söz hakkımızın olmadığı bir düzen istemiyoruz.

 

Biz, bu ülkenin bütün ötekileriyiz. Dinimiz, mezhebimiz, dilimiz, kültürümüz, cinsiyetimiz nedeniyle ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmek, yok sayılmak, ayrımcılığa maruz kalmak istemiyoruz.

 

Biz, bu ülkenin engellileriyiz. Engelli beyinlerle yönetiliyor olmamıza isyan ediyoruz.  Engelsiz bireyler gibi biz de eşit haklara erişmek istiyoruz. 

 

Biz, kırmızılı kadınız, şiddet mağdurlarıyız, “namus” kisvesiyle öldürülenleriz, sermayeye ucuz işgücüyüz. Kadını daha ucuza, daha güvencesiz çalıştıracak istihdam paketlerini başlarına çalmak istiyoruz.

 

Biz, Berfo anayız, Cumartesi anneleriyiz, evlatlarımızın gözaltında ve “faili meçhul” siyasi cinayetlerle bağrımızdan koparılıp alınmasına ve çocuklarımıza bir mezar taşının dahi çok görülmesine isyan ediyoruz. 

 

Biz, ibadethanesine cümbüş evi yakıştırması ile saldırılan Alevileriz. İnsanların inançlarına, ibadethanelerine ve değerlerine saldırılmasına isyan ediyoruz. Devletin inançlar üzerindeki elini çekmesini istiyoruz ve bir kaç gün önce Hatay ilimizin yakınlarında Suriye'de Alevileri katledenleri ve katilleri din kardeşimiz diye himaye edenleri lanetliyoruz.

 

Biz, Malatya ekonomisinin temelini oluşturan kayısı üreticileriyiz. Uygulanan yanlış tarım politikalarıyla borç ve icra kıskacına alınan, yaşanan olağanüstü don olayları ile emeği heba olan, her geçen gün daha da yoksullaşan ve hayatta kalma mücadelesini yitirmiş çiftçileriz. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de ürünlerimizin simsarlar tarafından yok pahasına elimizden alınmasına ve yaşanan tabii afetler fırsat bilinip spekülasyona malzeme edilerek emeğimizin ürünü kayısı üzerinden haksız kazanç elde edilmesine isyan ediyoruz.  Emeğimizin ve ürünümüzün, mevsimlik işçilerimizin de emeğinin karşılığı gözetilerek güvence altına alınmasını istiyoruz. 

 

Biz, köyüne füze kalkanı denilen savaş aygıtı kurulan Kürecikli köylüleriz. Radyasyon ve savaşın hedefi olma kıskacında güvercin tedirginliği içerisinde yaşamaya isyan ediyoruz. Köyümüzde savaş aygıtı istemiyoruz.  

 

Biz, bu ülkenin ulusal devlet ideolojinin saldırısına uğramış; yok sayılmış, inkâr edilmiş, yerinden ve yurdundan koparılarak tehcir ve tecritle asimile edilmiş, katledilmiş, ayrımcılığa, aşağılanmaya, hakarete uğratılmış Ermeniler, Kürtler, Aleviler, Süryaniler, Keldaniler, Ezidiler ve tüm ezilenleriz. Yüzyıldır devletin ve toplumun bu yaşatılanlarla yüzleşmemesine isyan ediyoruz. Bir özür bekliyoruz. Ve, herkesin eşit, özgür, halklarının kardeş olduğu, barış ve huzur içerisinde yaşadığı bir ülke istiyoruz.

 

Biz başka bir dünya isteyenleriz! 

 

Ve o dünyayı ancak ve ancak kendi ellerimizle kuracağımızı biliriz.

 

İşte bu nedenle ülkenin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarındayız.

 

Ve bizler, bu ülkenin tüm değerlerini yaratanlar diyoruz ki; 

 

Taksim’ime dokunma!

 

Hukuka saygın yok bari kendi yaptığın yasalara saygılı ol!

 

Taşeron çalıştırmayı, özel istihdam bürolarını, esnek çalışmayı, sözleşmeli personel uygulamalarını, güvencesiz istihdam paketlerini, 4+4+4 eğitim sistemini, Füze kalkanını ve mezarda emekliliği al başına çal! 

 

Taşeron çalışmayı yaygınlaştırmayı, kıdem tazminatını fona devrederek ortadan kaldırmayı ve kölelik bürolarını hayata geçirmeyi aklından çıkar!

 

İstihdam yapısının niteliğini bozarak; yoğun çalışma koşulları altında, daha esnek ve güvencesiz çalıştırmayı yaygınlaştırarak İşsizlik oranını gizleme!

 

Kazanılmış haklarıma dokunma!

 

Kürt sorunun ancak müzakereyle çözülebileceğini kafana kazı! her canının istediğinde Kürt sorunu yok deme!

 

Düşüncelerinden ve siyasi görüşlerinden dolayı hapishanelerde rehin tuttuklarını serbest bırak!

 

Ermeni, Kürt, Alevi, Süryani, Ezidi katliamları ile yüzleş!

 

Hrant’ı milli ittifakla; elbirliği ile katlettiniz, bunun hesabını ver!

 

Faili meçhulleri itiraf et!

 

Çocuklarımızdan elini çek!

 

Roboski’nin, Gezi’nin, Lice’nin hesabını ver!

 

Toprağımı zehirleme!

 

Ucube, çılgın, Toki'li inşaatlarınla güneşimi, parklarımı, ağaçlarımı çalma!

 

Mensucat’ı ve Tekel’li çarçur ettin Şeker fabrikamıza dokunma!

 

Engellilere kulak ver!

 

Cinsiyet ayrımcı yaklaşımları ve politikaları bırak!

 

Namus bekçiliği yapma, “namus” cinayetlerine bak!

 

Deniz Fenerinin, ayakkabı kutularının ve kaçak sarayının hesabını ver!

 

Özel hayatıma karışma!

 

İnanç bezirgânlığını yapma!

 

Elini inancımdan çek.

 

Dirilere saygın yok bari ölülere saygılı ol;

 

Meslek hastalıklarını gizleme!

 

İş cinayetinden hayatını yitiren işçi ve emekçilere bir mezar taşını çok görme!    Diyoruz…

 

Ve Malatya 1 Mayıs Meydanından;

 

Eşitlik, özgürlük ve demokratik barış yolunda mücadele verenlere.

 

Halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere.

 

Taksim’e, Gezi’ye ve Lice’ye selam olsun diyoruz.

 

Yaşasın 1 Mayıs!

 

Biji Yek Gulan!

 

Yaşasın işçiler emekçiler!

Yaşasın halkların kardeşliği! “

 

 

                                             

 

 

60

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir