Pts. Eki 26th, 2020

 

Sultan KILIÇ

Malatya’dan yola koyuluyoruz Ağvan’a doğru. Doğanyol ilçesine bağlı bu beldenin yeni adı Gökçe; ama halkın kullandığı adı Ağvan. Gökçe, tabelada ve resmi yazışmalarda kullanılıyor. Devlet; geçmişi unuttururum taktiğiyle Mamaş’ı Koldere’ye dönüştürmüş, Zeruşağı’nı da Gümüşsu’ya…

Malatya’ya 87 kilometre uzaklıktaki bu beldeye, dağlara kıvrıla kıvrıla çıkıyor araç. Ağvan’ın girişinde, sağda köy mezarlığı, mezarlığın yanında da belediye binası bulunuyor. Beldenin çarşısı başlıyor sonra. Birkaç kahvehane, birkaç internet salonu, kocaman bir cami, kasap, berber, market, onarım atölyeleri derken Gökçe İlkokulu’nun karşısında bir yemek fabrikasıyla karşılaşıyoruz. Taşımalı sistemle okullara toplanan öğrencilere sıcak yemek verilsin diye kurulmuş, çevre köylerdeki pek çok okula buradan yemek gidiyormuş.

Derslikleri, hayırseverlerce donatılmış, yemek salonu, anaokulu ve öğretmen lojmanı bulunan ilkokulun bahçesine sandalyeler dizilmiş, karşıya sahne kurulmuş. Protokolle halk, sahnenin karşısında otururken Ağvanlı (Gökçe) kadınlarsa sahnenin yanında, anaokulunun önündeki sandalyelerde oturuyorlar.

Ağvan Dut Festivali yapılıyor, bu ilk; Doğanyol’da da Nar Festivali düzenlenmişti; ama devamı gelmedi. Bakalım Ağvanlılar dutlarını tanıtıp pazarlama olanağı bulabilecekler mi? Festivallerin görünen yüzü eğlence olsa da asıl amacı bir yerin ya da ürünün tanıtımıyla ekonomik kazanç elde etmektir.

Doğanyollu ve İstanbul bağımsız milletvekili olduğu söylenen biri sahneye çıkıyor. İnsanın tüylerini ürperten, bayatlamış nutuklardan birini atıyor. Vatanı böldürmeyeceğinden, bayrağı indirmeyeceğinden, ezanı susturmayacağından dem vuruyor. Sanki böyle bir niyeti olanlar varmış gibi.

Hani, içi boş sunumdan sonra göğüslerinden çıkardıkları bayrakla alkış alma kurnazlığındakiler vardır ya, aynen öyle. Milletvekili, hızını alamayıp konuşmasını “Ne mutlu Türk’üm” diye alkış bekleyerek noktalıyor Kürt Ağvanlılara.

Sonradan öğreniyorum Ağvan belediye başkanı, MHP’den seçilmiş, iktidar olanaklarından yararlanmak için AKP’ye geçmiş. Bunu söyleyen Ağvanlı, AKP’ye geçmeseydi köyümüze 2,5 kilometre mesafeden borular döşenerek sulama göleti yapılır mıydı, diyerek iktidar olanaklarından yararlanmak için parti değiştirmelerinin haklılığını savunuyor.

Köyün kanalizasyon sistemi de yapılmış; ama kanal, köyün dışında öylece bırakılmış, bilgisini alıyorum.

İktidarlarla aralarını hep iyi tutmuşlar; şimdi yıkılmış, peye dönmüş evlerin aralarındaki sokakları bile yıllar öncesinden parke taşlarıyla kaplanmış.

Kim demiş Fattey, namaz kılamaz diye?

İki yıl önceki Doğanyol Nar Festivali’nde değişik, girişken tavırlarıyla dikkatimi çeken, ‘köyün yarı akıllısı’ olarak bilinen Fattey’i burada da baş rollerde görüyorum. En iyi dutu seçecek olan sözüm ona ‘gurme’lerin çevresinde dolanıp duruyor. Ben dereceye gireceğim, ikinci olacağım, bu benim dutum ha, diyerek kuru dut dolu bir kutuya pat pat vuruyor.

Sözüm ona seçiciler kurulu, dereceye girebileceğine kanat getirdikleri birkaç kutuyu alarak tören alanından okulun zemin katındaki bir dersliğe gidiyor. Karar vermek kolay değil, orta yerde.

Bir bakıyorum, herkesin yarı akıllı diye sıfatlandırdığı Fattey, bir bez bulmuş. Okulun zemin katındaki tuvaletin önüne sermiş, vakitsiz bir namaza durmuş. Jürinin bulunduğu dersliğin tam karşısında. Ben kendisinin ne yaptığından anlamam diye sanırım, namaz kıldım diye açıklamada bulunuyor bana.  Köylülerden öğreniyorum ki aslında Fattey, namaz kılmayı da bilmiyormuş; ama dereceye girmek için namazı kullanmayı biliyor.

 

Ağvan’ın ünlü dutu, ikinci plana itiliyor

Ciddiyetten uzak, sözüm ona gurmelerden oluşan sözde seçiciler kurulu, kuru dutları tadıyor. Bu tür yarışmalar, hep şaibelidir ve gerçeklik payı da çoktur.  En iyi dut yetiştiricisi yarışmasının birincisi Abdullah Akın, ikincisi Fatih Çakır, üçüncüsü de Dilan Karaman olarak ilan ediliyor. Protokolden kişilerce yarışmada dereceye giren dut üreticileri altınla ödüllendiriliyor.

Ağvan’ın ünlü dutundan hepi topu bu kadar söz ediliyor. Türkü festivali ve siyasilerin nutukları için düzenlenmiş bir etkinlikten ibaret; Ağvan dutu gölgede kalıyor.

Gençler, davul eşliğinde coşkuyla halay çekiyor. Gençler derken, kadınlı erkekli halay göremiyoruz Ağvan’da, sadece erkekler halay çekiyor meydanda. Kadınların oturduğu yan tarafta birkaç kız çocuk, güya halay çekiyor. Oturma düzeni gibi halay düzeni de haremlik selamlık burada. Alevilerde, Ermenilerde, Süryanilerde, buradaki haremlik selamlık düzenini göremezsiniz.

Tören alanını terk edip köyün içine yönelmek en iyisi. Köydeki taş çamur karışımı neredeyse tüm evler yıkılmış, pey dolu her yan. Savaş filmi platosu gibi. Birkaç ev var ayakta kalmış olan, onlardan da ses gelmiyor; şenlik alanına gitmişler diye düşünüyorum.

Tören alanına yetişmeye çalışan birinden Doğanyol, Pütürge ve civarında meydana gelen büyük depremde evlerinin yıkıldığını, devletin kendilerine uzun vadede geri ödemeli faizsiz kredi verdiğini, köylülerin de bahçelerine, yaylalarına ev yaptıklarını öğreniyorum. Böylece toplu yaşam ortadan kalkmış, Karadeniz’deki evlerin birbirinden uzak oluşu gibi bir durum çıkmış ortaya.

Köy mezarlığında Sunal soyadlı üç kişinin mezarına rastlamıştım. Eskiden Ermenilerin olan Ağvan’da Ermeni mezarlığını aradığımda, gâvur mezarlığını sürüp tarla ettik diyorlar. Ağvan’dan Doğanyol’a giderken Sunallar tabelasından sonra, içerisinde Ermeni mezarlarına ait birkaç taş bulunan bir gâvur mezarlığı var, diyor on on iki yaşlarında bir çocuk.

Kemal Sunal’ın köyündeyiz

Köyün üst yanındaki büyük bir bahçe içerisinde yerleri, oturarak süpüren 77 yaşındaki Mediha Sunal Solmaz bibinin yanına varıyorum. Sohbete başlıyoruz, elimden tutup konağın ikinci katına çıkarıyor ünlü sinema oyuncusu Kemal Sunal’ın kuzeni.

Memikler, Zülfolar, Dursolar, Pampikler, Veyseller, İrbaham Hocalar, Ağcabekler, Tanikler, Gurdo Hallolar, Dervişler, Eşrefler, Heyrolar, Haççeler, Sunallar, Çöğrükler… Sayıyor Ağvanlı yaşlı bibi, köyündeki sülaleleri lakaplarıyla. Nerede, hani, kim kaldı bunlardan geriye, diye hayıflanıyor. Gözleri doluyor geçmişe yolculukta.

Gâvur malında hiçbir gün huzurumuz olmadı, yüzümüz gülmedi

Gelmişten geçmişten konuşurken bu bibiden de buraların Ermeni mülkü olduğunu öğreniyorum. Ağlayanın malı, gülene hayır etmezmiş. Ermenilerin mülklerinde hiçbir zaman huzurumuz olmadı. Gâvur malının üstünde huzur bulamadık. Bir evimiz iki olmadı, evlerimiz depremde yerle bir oldu, arazi için kardeş kardeşi öldürdü. Gâvur malında hiçbir zaman huzur bulamadık, diyor.

Bir komşumuz vardı adı Nazmiye, Ermeni’ydi. Gitmemiş, Müslüman’la evlenmişti. Çok becerikliydi, pek çok çiçeği toplardı bahar gelince. Çiçeklerin karışımından damızlık ( yoğurt mayası) yapar verirdi bize. Nazmiye işimize çok yarardı. Çok ağlardı, şu aşağıda çok güzel bahçeler var Çöğrükler, oralar hep Nazmiye’nin babasıgilinmiş. Anlatır ağlardı, Nazmiye’nin Ermenice adını bilmiyorum.

Ben çocuktum, ailem anlatırdı. Bir söylenti yayılıyor köyde, Müslümanlar bayram namazı için camiye toplanınca Ermeniler, Müslümanları öldürecek diye. Bunun üzerine Müslümanlar toplanıp Ermenileri öldürüyor. Köyün dışında bir mağaraya kaçıp doluşanları da mağarada kıstırıp öldürüyorlar.

Ermenilerle biz Müslümanların hiçbir husumeti yokmuş. Kız alıp kız vermişiz. Hökümat emir vermiş, öldüreceksiniz, demiş. Kapı bir komşusunu öldürmüş Müslümanlar. Mallarını da Ermenileri öldüren Müslümanlara vermiş hökümat. Açlık, yoksulluk var. Mal için hısım oldukları kapı komşuları Ermenileri öldürmüşler. Bu topraklar lanetli. Hiçbir gün yüzümüz gülmedi. Köyü terke zorlananlar da giderken beddua etmişler; bize yâr olmayan size yâr olmasın demişler.

Konuk olan komşularından bir kadın; ben milliyetçiyim, Müslümanlar Ermenileri öldürmüş olsalar bile siz bunu söylemeyin. Dışarıdaki Ermenilere çanak tutmayın, diyor.

Bibinin gelini dayanamıyor. Mal için her şeyi yaparlar, üstelik de yoksulluk baştan aşmışsa. Sen çocuğunu kardeşine verir misin? Ermeniler, sürgün yollarında çocuklarını hiç tanımadıkları Müslümanlara emanet etmişler, vicdanlarına bırakmışlar. Öldürülmediyseler ciğerparelerini niye vermişler başkalarına? Benim amcam, babamı bir karış toprak için vurdu. Ermenileri niye öldürmesinler mal mülk için?

Hem sadece 1915’te öldürmekle kalmamışlar ki Ermenileri, daha sonraki yıllarda da kesmişler diyor

Ağvan’ın da Ermenice olduğunu ve ‘ağıt yakılan yer’ anlamına geldiğini ekliyor gelin.

Biraz daha deşiştirsek altından dönmelik bile çıkar diye düşünmeden edemiyorum. Canını kurtarmak için din değiştirerek Müslüman olan Ermenilerin, eskiden beri Müslüman olanlardan daha keskin olduklarını görmüşlüğüm var. Sonradan, can kaygısıyla Müslümanlaşan Ermenilerin torunları, atalarının ibadet şekillerini; kendilerini kabul ettirmek, kendilerini gizlemek için yaptıklarını bilmeden, gerçekten o şekilde tapındıklarını sanarak, dönme olduklarını da bilmeden aşırıya kaçarlar. Belki bu köydekiler de dönmedir, diyeceğim; ama Ermenilerin topraklarını, evlerini, bahçelerini onları öldürerek gasp etmişiz. Bu nedenle de hiçbir zaman huzurlu yaşayamadık diyen 77 yaşındaki bibinin sözleri geliyor aklıma.

 

Bu yıl ilk kez festivali düzenlenerek tanıtımı yapılmak istenen ünlü Ağvan dutunun ekim ayının yarısında elbette kurusundan söz ediyoruz; ama tazesinden pestil ve pekmez de yapılırmış.

Dutlar silkelenmez, kendiliğinden yere dökülür. Ağaçların dibinde, alaca gölgede, ot ve toprağın üstünde kurumsayan dutlar; üç dört günde bir tek tek elle toplanır. Toplanan bu kuru dutlar, alaca gölgelik bir alana yığılır. Doğrudan güneş altında kurumaya bırakılan dutlarsa kararır.

Ağvan’da çekirdekli dut vardır, çekirdeksizler küçük ve tatsız olur. Dutları biz toplarız, bizden alan tüccarsa bizden aldığının bir buçuk katına satar. Pekmezde, pestilde, kayısıda da durum aynı. Kayısımızda ailece çalışmasak, kayısıdan elde ettiğimiz para, işçi ücretine yetmez diyor Ağvanlı üretici. Kooperatif kursanız, aracıya soyulmasanız, diyorum. Bu kez de kooperatif bizi soyuyor, diyor.

Köyde hayvancılığa uygun arazi olduğu halde her evin kendine yetecek kadar hayvan beslediğini… Arıcılığınsa, kayısı çiçeklerine atılan kimyasallarla sonunun getirilmek üzere olduğunu öğreniyorum. ‘Arıların sonu, insanların da sonu olacaktır’ sözünü hatırlıyorum ister istemez.

Adına festival düzenlenerek tanıtımı ve değerine pazarlanması umulan Ağvan dutu, siyasilerin gösterilerinin gölgesinde kalıyor. Köylünün pekmezi, pestili, kayısısının da aracılarca yok pahasına alındığı gibi…

 

sultankilic44@hotmail.com

 

 

326
4 thoughts on “Lüzumsuz bir yazı işte…”
    1. Belki de yazıyı kopyalayarak paylaşmayı deniyorsunuz. Yazıyı kopyalayamazsınız, kurulum buna izin vermiyor. Ama linki gayet rahat paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir