Sal. Eki 20th, 2020

 

Sultan KILIÇ

Taptıkları Mısdafa’lardan birinin “uçkur tarihçesi” haber sitelerinden birinde yayınlanmıştı. Ben de o haberin linkini sayfamda ‘Bunları da kutlayın’ başlığıyla paylaştım.

Ah, şeytana uydum galiba. Ne işin var Mısdafa’yla, Mısdafa’nın uçkur ilişkileriyle, o kadınlara bağışladığı arazilerle? Sana ne; şarkı türkü paylaş, yemek sofralarını paylaş, deniz tekne sefalarını paylaş… Sana ne sosyal, siyasal, ekonomik tarihten?

Vayyyyyy, sen misin bizim kahramanımıza laf eden? Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığımız bir günde bu başlığı atan?

Artık seni takip etmeyeceğiz diyerek beni cezalandıranlar (!). Sanki Facebook, takipçi sayısına göre ücret veriyor.

Ünlü olmak mı istiyormuşum? Ünlü olmak isteyen ben keşke arkadan, önden, yandan, yarı çıplak boy boy fotoğraflarımı paylaşsaydım. Daha kolay ve hızlı ünlü olmaz mıydım? İpliğimi pazara çıkaracaklarmış, Arguvan’a giremez edeceklermiş. Sanki işadamıyım ya da siyasete atılacakmışım da bana ihale verdirmeyecekler ya da oy verdirmeyecekler.

Bu Kemal’in askerleriyiz, cumhuriyetinin kadınlarıyız diyen birkaç cazgır var ki… Acizliklerinden mi, doğal cazgır mayalarından mı; cinsel tatminsizliğimden tahminiyle Mısdafa’nın uçkur keyfine sataştığımdan suçlamasıyla saldırıya geçti. Oradan yaşıma atladı, oysa doğum günü kutlamasından nefret ettiğimden yazmadım sosyal paylaşım sitesindeki profil bilgilerime, yaşımdan dolayı bunaklık tahmininde bulundu. Öteki cazgır hızını alamadı, sokaklarda yaz, dedi…

Hani şu, başı örtülü diye saldırıya maruz kaldığını iddia eden bir kadın vardı ya. Ona inanmamıştım; insan insana bunu yapamaz, demiştim. Ama bu cumhuriyetçi bacıların saldırgan tutumu, Mısdafa’nın askeri bacıların terbiyesizliği, acaba mı dedirtti doğrusu.

Bir de Ayşe Hür’ün “Kafa kesmenin kısa tarihçesi” isimli köşe yazısını paylaşmıştım. Çeşitli dinlerde ve milletlerde tarih boyunca kafa kesmeler örnekleniyordu. Ali de bir savaşta ‘teslim olan’ altı yüz Yahudi’nin kafasını kesiyor. Kolay mı, bir kolu yorulunca öteki koluyla sürdürüyor teslim olmuş insanların kellesini kesmeyi. Çok sevdiği ilk Mısdafa da çadırında oturduğu yerden izliyor bu katliamı.

Bu köşe yazısını paylaşınca Aleviler parladı. Vay efendim, Alevilere zaten hücum edilirken bir de ben çanak tutuyormuşum. Bu tarlananlar, yazının tamamını da okumuyorlar. Sadece başa alınan paragrafta taptıkları Ali’nin katliamını okuyunca hücuma geçiyorlar.

Halkla yaptığım röportajların video kaydını yayınlayınca, içerik hoşlarına gitmemişse konuşan kişiyi ya ‘genç o, ne anlar’ ya da ‘yaşlı o, ne dediğini bilmiyor’, diye aşağılama yolunu seçiyorlar. Kolay değil, yıllardan beri inandırılanların birdenbire altüst olması.

 

Oysa ben de aynen bunlar gibi yalancı tarihle şahlandırılmıştım bir zamanlar. Ordusu donanım açısından yoksul; ama imanca güçlü, gittiği ülkelere adalet götüren, merhametli birilerinin torunları olmaktan göğsüm çatlıyordu gerim gerim gerilmekten. Bayrak, vatan, millet için can vermekten kaçınmamaktı ülküm.

Sonra gerçek belgelere birileri nasılsa ulaşmayı başardılar. Teknolojinin önlenemez desteğiyle paylaştılar. Osmanlı savaşlarının yağma ve haraca bağlama katliamını, saray ve tapınakların halkın kanı pahasına yaptırıldığını, Ermeni soykırımını, Dersim soykırımını, tetikçi katil Topal Osman’ı, 6- 7 Eylül planlı yağma harekâtını, Varlık Vergisi zulmünü, varlığına canımı armağan etmemi emreden andı zorla okutanları öğrendiğimde taptığım değerler yerle bir olmuştu.

Hem bize okutulan kitaplarda Mısdafa’nın yetim bir oğlancağız olduğu, anası ve bacısıyla birlikte sığındıkları dayısının tarlalarını kargaların hışmından koruduğu, yoksullukla büyüdüğü yazıyordu. Sonra bir de baktık ki Mısdafa’nın malları, mülklerinin adları bile sayfalara sığmıyor. Bir de güce tapan halkımızın yağcılıkla Mısdafa’ya, Ermeni ve Rumların konaklarına, bağlarına el koyarak bağışladığı mülkler, konaklar var. Gerçi bunlar, mecburen devlete kalmış, bir kısmı da kurduğu partiye. Çoluk çocuğu olsaydı, yedi göbek sülalesi, sırt üstü yatıp yese tükenmezdi. Bunlar da yayınlanınca… Bunları da öğrenince taptığım mihrabım, külden kaleler gibi yıkıldı elbet.

Şimdi bana terbiyesizce hakaretler savuran, beni tehdit eden, mümkün olsa bilgisayar ekranından elini uzatarak saçımı başımı yolabilecek olanlar, külden değerlerine alıcı gözle bakmayı düşünemeyecek kadar tapınma sarhoşluğuna kapılmışlar.

İşin ilginç yanıysa saldırganların tamamına yakınının, insanı incitmek Kâbe’yi kırmakla özdeştir felsefesine inandığını iddia eden Alevi, solcu, cumhuriyetçi, Mısdafacı olduklarını açıklayanlardan oluşu.  

Kendilerin taptıklarından birini eleştiren bir yazı paylaştığımda çaresiz savunmaları; git Tayyep’e sarıl öyleyse, oluyor. Onlara göre mutlaka birine sarılacaksın, sarılmadan yaşayamazsın.

Birileri beni illa bir kalıpta, partide, bir '-izm' de, bir bayrakta, bir ırkta, bir dinde, bir liderin kanatları altında görmek istiyorlar… Kısaca; herhangi bir kişiye ya da kavrama biat etmeyeceğim… Biat etmek isteyenlerin yolu açık olsun… Benden de uzak olsunlar.

sultankilic44@hotmail.com

59

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir