Sal. Eki 20th, 2020

jip

 

Şu İstanbul var ya, ah şu kayıplar kuyusu! İstanbul; tüm Dünya’nın sahibi olduğu ve tüm tabuları reddeden bir kenttir. İstanbul hem her şey ve hem de hiçbir şeydir.

 

Sosyalistsin sosyal değil; entelektüelsin entel değilinden bir zamandı, kendimi İstanbul sokaklarında dolaştırıyordum.

 

Kafam; içinde kavga çıkmış, hem de oldukça büyük bir kavga çıkmış Agop’un meyhanesinden farksızdı!

 

Ben beni sokaklarda sürükleye sürükleye, ben benim koluma gire gire, kendimi döve döve dolaştırıyordum. Yorulup da içi sigara dumanının, erkek kokusunun ve maç oynanan televizyon sesinin fokurdadığı bir kahvehaneye girdim. Erkek dolu bir kahvehane, koltuk altları mazgal kapağıydı sanki, arada ahlak polisleri kovaladığında kadınların da girip çıktığı ama esasında bir sürü erkeğin doluştuğu bir kahvehane…

 

Ocağa “Çay!” diye seslendim.

 

Patron bana bir çay getirdi, çay dediğin de kaynatılmışlıktan olacak ki rezil bir su… İzlanda-Türkiye maçı vardı, maç Konya’da oynanıyordu.

 

IŞİD tarafından Ankara’da organize edilmiş olan katliam, vicdanlarda pansuman olamayacak kadar tazeydi ve futbolcular katliamda kaybettiklerimiz için saygı duruşunda bulunuyordu, bu yetersiz de olsa sevindirici bir şey, ama saygı duruşu esnasında Konya seyircisi ıslık çalıp sloganlar attı…

 

O sırada Konya haritanın en kara, en IŞİD yeri oldu.

 

Çay da maçın oynandığı stat gibi rezildi, içmedim sanki tükürdüm sayın! “İyi geceler Konya!” deyip kalktım, nereye gittiğini bilemediğim yollara çıkardım kendimi, ağzım tıka basa küfür dolu…

 

Yazıklar olsun size düz ovanın alçak adamları… Konyalı güzel insanların baş belaları, ülkenin faşist ambarındaki döl israfları, Irak-Şam-İslam-Terör karargâhının bayraktarları!

 

Konya diyorum, Mevlana sağ olsa kentlisine küser de ikametgâhını yırtar, yakardı, sonra da adresinin küllerini gömerdi. Kendisini kaybedip Şems’in meçhullüğüne karışırdı.

 

Ve sen Dostoyevski; en bayağı ve aşağılık insanların aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri, ancak senin ülkende mümkün değil. Kusura bakma Amca, benim ülkem seninkinden de beter, zararımız sizinkinden fazla…

 

Nihayet beni evime götürecek otobüse kadar tek parça halinde gelebilmiştim, otobüsün kalkmasını bekleyen gençler telefonlarından maçı takip ediyordu. Spiker:

 

“Fantastik bir geceydi, çok gol kaçırdık ama kazanmasını bildik.” diyordu, demek ki maç bitmişti ve ta en başından kaybedilmiş bir maçın kazanıldığı sanılıyordu.

 

…/

 

O günün üstünden günler geçti, yüreğim ise izi süpürülemeyecek bir katliam meydanı…

 

Şehir vapurundayım. Vapurun salonunda dört televizyon var, dört televizyon da TRT kanalında. Bazı insanlar bundan hoşnut değil, karşımdaki iki kadın mesela; “AKP mitingini izlemek zorunda mıyız?” diye birbirleri ile soluksuz konuşuyor. Haksız da sayılmaz kadınlar, sağa dönsen TRT, sol da öyle; arkanı dönsen TRT, önünde zaten TRT. Ülkede, vapurda her yandan “TRT” anlayacağınız.

 

Gözler bir sorumlu arıyor, sorumlu yok, en sonunda koltuklardaki çöpleri toplayan bir temizlik görevlisi görünüyor, kadınlar “ya kardeş, şu televizyonlar…” diye arzu hal ediyor ama temizlik görevlisi onlara sertçe bakıp işine devam ediyor.

 

“İşim yok da ülkenin istikrar düşmanları ile münakaşaya mı gireyim yani…” der gibi koltuklarda gezinip ömür bitiriyor.

 

Mitingte konuşan ve Konya’dan milletvekili olan AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu dinlerken; kendisine Konya’da oy verenleri, verecekleri düşünüyorum, o katliam için saygı duruşu yapılırken ıslık çalıp slogan atanlar muhtemelen AKP Genel Başkanına biatlarını sandıkta bildirecek, AKP ise muhtemelen katliamın yapıldığı meydana derakap “Barış” ya da “Demokrasi” diye yeni bir isim verecekti.

 

Allah şahittir ki Genel Başkanın ne diyeceğini bilmiyordum, onun daha öncesinde Irak-Şam-İslam-Terörü ile ilgili sarf ettiği sözcükler ise içimde debeleniyordu, demişti ki:

 

“IŞİD terörist bir örgüt değil, öfkeden bir araya gelmiş bir insan topluluğu…” Ve o sözcüklere kendimi kaptırmışken mitinge kulak veriyorum. Genel Başkan, birçok toma ve öldürücü araç eşliğinde dolaştığı Van Mitinginde şöyle konuşuyordu:

 

“AK Parti iktidardan indirilirse burada terör çeteleri ve beyaz toroslar dolaşacak..”

 

“Buldum, buldum!” diye bağırmak istedim. “Sevdanın zehri olan temayı buldum, beyaz toroslu cümleyi, çocukluğumun kâbusunu, terör örgütünü buldum…”

 

../

 

Toroslar…

 

Sırf bu toroslar ile ilgili öyküler yazılmalı, tartışma programları yapılmalı ve manşetler atılmalıdır!

 

Zira tüm sevda, torosların karanlık camlarının ardında kirletildi!

 

Hazreti Ömer demiş ki: “Eğer Ömer yanlış yaparsa onu kılıcınızla düzeltin.”

 

Oysa zaman kılıç zamanı değil ve şiddet haklıyı haksız yapan bir illettir. Halifeme diyeceğim odur ki; AKP Hükümeti yanlış yapar. Kalkıp da hükümeti eleştirmekten korkuyoruz ey Adaletin Halifesi, bir sürü psikopatın kalkan olduğu bir hükümet sonuçta. Zaten mafya liderleri de hükümet adına açık seçik miting yapmaya başladı ve Konyalı malum seçmen şöyle düşünmektedir:

 

“Ve hiç devletimiz yanlış yapar mı, sen paralel yapının elemanı mısın ey Halife, kötü örnek olma, haddini bil! İnsan hiç kendi hükümetini kötüler mi, başkasının hükümetini kötületir mi; kötüleyenlerin sütü bozuk, açıp bakıldığında görülecektir ki pipilerinin çoğu sünnetsiz, dinsiz imansız bunlar. Bunlar vatan haini… ”

 

Vahap IŞIK

58

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir