Pts. Eki 26th, 2020

 

 

Hasan GÜL

Eğitimci- Emekli İlköğretim Müfettişi

 

İnsanoğlu, geçmişte yaşadığı bazı olayları hatırlamak istemez. Hatta bir şekilde görüntüleri gözüne görünür veya bir şekilde gündeme gelirse konu, görüntüyü değiştirir. Siz kaçsanız bile bu olay bir hatalı davranışınızdan kaynaklanmış ise peşinizi bırakmaz. Varsa ilgili kişi ve ya benzer bir olay gündeme geldiğinde, olay tak karşınıza çıkar. 49 yıl önce bir hatamdan dolayı yaşadığım bir anımı yazarak bu yükten kurtulmak istedim.

 

1971 yılında Malatya – Yeşilyurt Atatürk İlkokulu müdürüyüm. Okul binası şehir merkezine çok yakın, kesişen iki yolun üçgeninde kurulmuş, ana yoldan okul alanına, alandan okula girişte merdivenler var. Bu gün aynı bina Yeşilyurt İlçe Milli Eğitim müdürlüğü binası olarak kullanılıyor.

 

1971 yılında o binada 12 derslikte ikili öğretim yapıyoruz. 24 öğretmen, müdür, bir müdür yardımcısı görevliyiz. Ramazan ayının bir gününde, teneffüs saatinde birkaç öğrenci sokağa inmiş, karşıdaki dokuma atölyesinden yük alan at arabası bir öğrenciye çarpmıştı. Haber verdiler, birkaç öğretmenle olay yerine gittik. Önemli bir hasar yoktu. Öğrenci, çarpma etkisiyle yere düşmüş, ufak sıyrıklar ve burun kanaması olmuştu. Öğrenciye gerekli müdahale öğretmenlerce yapıldı. Ders zili çaldı, sınıflara gidildi. Ancak iki kadın nöbetçi öğretmen ortada yoktu.

 

Dinlenme saatinde öğrencilerin sokağa inmeleri yasaktı. Nöbetçi öğretmenler görev başında olsalardı olay yaşanmayacaktı. Öğrenciler ve öğretmenler sınıflarına gitti. Ben, giriş salonunda nöbetçi öğretmenlerin gelişini bekledim. Ortada olmalan nöbetçi öğretmenler koşarak kapıya geldi. Beni merdiven başında görünce, Nurdan Bentli adındaki öğretmen adeta kaçtı. Çağırmama rağmen dönmedi, merdivenleri tırmanarak gitti. Diğer öğretmen S. Ç. tecrübeli, benim yaşıma yakın yaşta bekâr bir kadındı. Bu okula gelmeden önce Doğanşehir ilçesinin birbirine yakın okullarında çalışmış, tanışıyorduk. Ermeni asıllı ancak Müslümanlık inancını kabul etmiş bir ailenin kızıydı. Bu durumu çok kimse bilmezdi. Kendisi ile bu konuda konuşmalarımız olmuştu. Hatta tanışmamamıza rağmen bazı Ermeni vatandaşlarla ilgili bilgileri S.Ç. aracılığıyla babasından alıyordum. Nurdan öğretmen kaçmıştı. Ancak S.Ç. üzgün bir biçimde karşımda duruyordu. Müdür edasıyla, öğrencinin sokağa inerek kaza geçirdiğini, nöbetçi öğretmen olarak buna engel alamadıklarını, üstelik derse geç kaldıklarını, herhalde sert bir şekilde kendisine söyledim. Kendisi, dudakları titreyerek, ağlamaklı bir şekilde; “ Müdür bey, orucum, akşam iftar için tandır ekmek almamı söylediler. Tandırcıya gittik, özür dilerim. Bir daha olmaz.” dedi. Ben, alay eder gibi, S. Hanım, oruç, akşam iftar için tandır ekmek siparişi verecek. Nöbet görevini ihmal edecek gibi sitem dolu cümlelerle kendisine kızdım. Cevap vermedi, arkasına bakmadan merdivenleri tırmanarak gitti.

 

O an söylediklerimi bir daha değerlendirdim. Hata etmiştim. S. Öğretmen bu ifadelerimi kendisinin durumuyla ilişkilendirecekti. Nasıl böyle bir hata yapmıştım. Çıkıp, özür dilemeyi düşündüm, yapamadım. Başım döndü, düşer gibi oldum. Odama gitmeye cesaret edemedim, çünkü orada müdür yardımcısı vardı. Yüzümde, davranışlarımda bir değişiklik varsa görmesini istemedim. Soldaki öğretmenler odasına yöneldim, orada bir süre oturdum. Gün, cuma günüydü, cumartesi günü okula gelmedim. O tarihte cumartesi günü yarım gün mesai vardı. Cumartesi ve pazar günü bu hatamla savaştım. Kendimi S. Öğretmene nasıl affettireceğimi aradım iki gün. Çünkü onda, oruçla ne ilgin var hissi uyandırmıştım.

 

Pazartesi günü okula gittim. Bayrak töreni yapıldı, Öğrenciler sınıflarına alındı. S. Öğretmen bana hiç bakmadı. Benim zaten ona bakacak yüzüm yoktu. Aradan birkaç dakika geçmişti, hizmetli geldi. S. Öğretmenin benimle görüşmek istediğini söyledi. Sınıfı ikinci katta idi. Merdivenleri güçlükle çıktım. Sınıfın dışında, kapının önünde bekliyordu. Yaklaştım, özür dilemek içim ağzımı açacaktım ki, kendisi ağlayarak konuşmaya başladı. Şöyle başladı.” Müdürüm, dün hatalıydım. Bana sövebilirdin, beni dövebilirdin. Fakat yıllarca yüzümüze defalarca söylenenleri, sizin imalı bir biçimde bana söylemeniz beni yıktı. Eve gittiğimde ağlayarak babama anlattım. Babam beni teselli etti. Bana yemin ettirerek sana şunları söylememi istedi. Bir kâğıttan okudu. Babasının adına bana iletilenler aynen şöyleydi.

“Müdür Bey, Ermeni vurgununda dört yaşındaymışım. Babam ve annemin nasıl kaybolduğunu bilmiyorum. Daha sonrada öğrenemedim. Çünkü tanıdığımız kimse kalmamıştı. Bir Müslüman ailenin yanında, onların çocuklarının arasında büyüdüm. Onlar gibi konuştum,  onlar gibi inandım. Sen benim yerimde olsan, ne bok yerdin? Seni çok seviyorum müdür.” diyordu.

 

Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Sırtımdan bir yük kalkmıştı. Babasına selam söylemesini tembih ettim, öpüştük ayrıldık. Sırtımdan bir yük kalkmıştı. Nurdan öğretmeni genç yaşta kaybettik. S. Öğretmen yaşıyor mu bilmiyorum.

 

100

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir