Sal. Eki 20th, 2020

 

PSAKD Malatya Şube Başkanı Songül Tunçdemir:

“ Bu ülkenin farklı kimliklerine devletin uyguladığı katliam, sürgün ve asimilasyon politikaları yıllardır sistematik olarak devam etmektedir.

 

Malatya katliamı da bunlardan biridir. Malatya da,17 Nisan 1978 akşamı başlayıp 20 Nisan a kadar devam eden saldırı, tahrip ve silahlı çatışma 8 kişinin ölümüne, 20 si ağır 100 kişinin yaralanmasına,960 işyerinin tahrip edilmesine neden olmuştur. Olaylar sırasında onlarca oto da zarar görmüştür. O tarihten sonra 300 Alevi esnaf ve 40.000 Alevi şehri terk ederek büyük kentlere göçmüştür. Sivil faşistleri örgütleyerek Alevi Sünni çatışması yaratan bu zihniyeti kınıyor, katledilen canları saygıyla anıyoruz.

 

Benzer zihniyet ve yöntemler halen devrede. Çünkü bu topraklarda gerçekleştirilen hiçbir katliamın gerçek sorumluları açığa çıkartılıp cezalandırılmadı, tarih önünde hesap vermedi. 

 

Türkiye’de uzun yıllardır devlet ve hükümetler tarafından izlenen “Türk-İslam” sentezine dayalı, “tek din, tek mezhep, tek dil” anlayışı çerçevesinde hayata geçirilen politikalar, çocuklarımızı, gençlerimizi ve bütün toplumu, inanç ve kimlik üzerinden “tek tipleştirmeyi” ve kutuplaştırmayı hedeflemiştir. Bu tek tipleştirme ve kutuplaştırma önceden toplu katliamlarla yapılırken günümüzde eğitimdeki asimilasyon araçlarıyla yapılmaya çalışılmaktadır. Bu aracın adı zorunlu din dersidir.

 

Türkiye’de yıllardır din, mezhep ve kimlik farklılıkları üzerinden farklı kimliklerden halkların, farklı inançtan ve mezhepten insanlar birbirine karşı kışkırtılmış, farklı inanç ve kimliklerin diğerleriyle eşit haklar temelinde ilişki kurmasını bizzat iktidarlar aracılığıyla engellenmiştir.

 

Hiçbir toplum tek tip, tamamen aynı düşünen, herkesin aynı inancı paylaştığı insanlardan oluşmadığına göre, tüm inançlara eşit mesafede durması gereken devletin, belli bir dinin ve mezhebin öğretilerini, üstelik zorla okullarda öğretmesi açık bir dayatmadır ve kabul edilemez. Değişik din, mezhep, kimlik ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilebilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına, okullarda farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına, evrensel bir hak olan her bireyin kendi anadilinde eğitim alma hakkına saygı gösterilmesine bağlıdır.

Tüm düşünce, inanç ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inanç sisteminin kural ve ibadetini okullarda öğretmesi kabul edilemez. Devlet, kişisel bir alan olan inanç alanından elini çekmeli, siyasi iktidar inanç alanını kendi çıkarları için istismar etmekten derhal vazgeçmelidir. 

 

Diğer taraftan anadilinde eğitim bir haktır. Türkiye’de anadilleri faklı olan yurttaşlar yıllarca tek dil anlayışı üzerinden asimilasyona tabi tutulmuş ve inkâr politikası izlenmiştir.

 

Türkiye çocuk hakları sözleşmesinde bulunan ve ana dilde eğitimi bir hak olarak tanımlayan maddelere çekince koymuştur. Ayrıca Anayasa’nın 42.maddesi ile anadilde eğitim yasaklanmıştır.

 

Temel bir insan hakkı olan anadilde eğitim bilimsel eğitimin vazgeçilmez bir koşulu demokratik eğitimin ön koşullarından biridir.

 

Siyasi iktidar, çok inançlı, çok dilli, çok kültürlü Türkiye toplumunu özellikle inanç ve kimlik farklılıkları üzerinden kutuplaştırmayı ve sürekli çatışma alanları yaratarak, baskıcı, otoriter iktidarını pekiştirmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla okullarımızda iktidarın mezhepçi, ayrımcı ve ötekileştirici uygulamalar son yıllarda belirgin bir şekilde artmış, eğitimi dinselleştirme girişimleri çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini tehdit eder noktaya getirilmiştir.

 

 Bizler, yıllardır başta Aleviler olmak üzere, farklı inanç grupları açısından açık bir dayatma anlamına gelen zorunlu din dersi uygulamasına derhal son verilmesi, laik, bilimsel anadilinde eğitimin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin kaldırılması için milyonlarca insanın taleplerini görmezden gelenlere sesimiz duyurmak, taleplerimizi güçlü bir şekilde örgütlemek için Eğitim Sen ile birlikte büyük bir imza kampanyası başlattık.

 

Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yapmış olduğumuz oturma eylemlerinin 24. Haftasında, Yıllardır ayrımcılığa uğrayan, aşağılanan, inancı, kimliği, dili ve kültürü yok sayılan tüm toplum kesimlerini başlatmış olduğumuz imza kampanyasına destek olmaya ve birlikte mücadeleyi güçlendirmeye çağırıyor ve

Buradan siyasi iktidarı bir kez daha uyarıyoruz  

ELİNİZİ İNANCIMIZDAN ÇEKİN!

AİHM KARARLARINA UYUN!  

ZORUNLU DİN DERSLERİNİ KALDIRIN! “

41

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir