Pts. Kas 23rd, 2020

 

İDAM ETTİĞİNİZ VEYSEL GÜNEY’İN DE KEMİKLERİNİ İSTİYORUZ

 

AKP İNSAN HAKLARINDA İKİYÜZLÜ”

 

Cumhuriyet Halk Partisi Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İnsan Hakları Haftası dolayısıyla TBMM’de bir basın açıklaması yaparak insan hakları ihlallerini gündeme getirdi. Ağbaba: “12 Eylülle hesaplaşacağını söyleyen, idam edilen gençler için gözyaşı döken Başbakan, referandumdan sonra bu defteri kapattı. Ama biz kapatmayacağız.” dedi.

 

Ağbaba; beraberinde Ankara 78’liler Federasyonu Temsilcisi Hüseyin Yılmaz; gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’ in kardeşi İrfan Bilgin;  Bilim ve Gelecek Dergisi editörü, tutuklu Gazeteci Baha Okar’ın eşi Suzan Okar; Kaçak elektrik kullandığı için cezaevinde tutuklu bulunan kanser hastası Basri Vardar’ın eşi Zekiye Vardar ve 12 Eylül’de idam edilen ve hala mezarı bulunamayan Malatyalı Veysel Güney’in ablası Meral Karakuş ile birlikte ortak bir basın açıklaması yaptı. Veli Ağbaba basın açıklamasında ayrıca Veysel Güney’in idamından önce ailesine yazdığı mektubu da okudu.

 

Milletvekili Veli Ağbaba basın açıklamasında:

 

“İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası’nın içinde bulunuyoruz. AKP, demokrasiyi ve insan haklarını dilinden düşürmüyor.  Gerçekler ise, AKP’nin ikiyüzlülüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor. AKP’nin 2011 yılındaki Demokrasi ve İnsan Hakları karnesi çok zayıf. Dünyadaki terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan kişilerin yarıya yakını Türkiye cezaevlerinde yatıyor. 500’e yakın öğrenci şu anda cezaevlerinde bulunuyor. Sadece toplantı ve gösteri yürüyüşüne katıldığı için 2 bin 604 kişi gözaltına alındı. İşte AKP’nin ileri demokrasi anlayışı. Dünyada en çok eleştirildiğimiz konuların başında insan hakları ihlalleri geliyor.

 

 2011 yılına ait bu rakamlar, bulunduğumuz tehlikeli noktayı gösteriyor. İnsan hakkı ihlallerinin bizzat muhatabı olan konuklarım, az sonra size kendi sorunlarını anlatacaklar.

 

Şimdi sizlere konuklarımı tanıtayım ve yakınları hakkında kısaca bilgilendireyim. Meral Hanım, Veysel Güney’in ablası.

 

Suzan Hanım, tutuklu gazeteci, Bilim ve Gelecek Dergisi editörü Baha Okar’ın eşi. Baha Okar, ne olduğu belli olmayan, polis müdürüyle sosyalistlerin bir arada yargılandığı Devrimci Karargâh davasının bir kurbanı. Somut hiçbir delil olmamasına rağmen parlak bir gazetecinin aylarca hapishanede tutulması kabul edilebilir bir şey değildir. Hayatı boyunca Ankara’nın doğusuna geçmeyen Baha Okar Kuzey Irak’ta eğitim almakla suçlanıyor. Ve Kuzey Irak’ta olduğu iddia edilen tarihte Baha Okar’ın pek çok resmi belgede imzası mahkemeye sunuldu.

 

 

İrfan Bilgin, gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’ in kardeşi. Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedildiği bizzat savcı tarafından da kabul edilmiştir. Savcı, Kürt olmasından dolayı korktuğunu ve olayın üzerine gidemediğini belirtmiştir. Konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınmış ve Türkiye suçlu bulunmuştur.

 

Zekiye Vardar, kanser hastası, ölümün kıyısına gelmiş Basri Vardar’ın eşi. Basri Vardar, kaçak elektrik kullandığı için hapse atılmış bir insan ve hastalığı oldukça ilerlemiş durumda. Bu nasıl vicdan?Bankaları hortumlayanlar, milyonları çalanlar, fener kuranlar dışarıda; parası olmadığı için kaçak elektrik kullanan Basri Vardar ise ilerlemiş hastalığına rağmen hapishanede. Artık hayatımızın bir parçası olan elektrik enerjisini kaçak kullanmanın bedeli bir hayat olamaz.

 

Basri Vardar’ın dışarıda tedavi edilmesi gerektiğine dair doktor raporları mevcut olduğu halde,  buna izin verilmemektedir. Bu hukuksuzluktur. Bu suçtur.

 

Basri Vardar’ın cezası tecil edilmeli ve tedavisini devlet üstlenmelidir. Aksi takdirde,  Basri Vardar’ın katili, AKP olacaktır.

 

“Faili meçhul” kavramının yanı sıra, “mezarı meçhul” gerçekliğiyle de karşı karşıyayız. Hemşerim Veysel Güney, 1981 yılında cuntacılar tarafından idam edildi. İdamından hemen önce ailesine yazdığı mektupta “mezarımı yol kenarına kazın” diye vasiyet etti. Ne var ki cuntacılar ona dağ başında bir mezarı bile çok gördü.

 

İşte Veysel Güney’in kendi el yazısıyla ailesine bıraktığı mektup:

Değerli babacığım ve tüm dostlarım,

Ben hiçbir şahsi çıkarımı gözetmeden ülkemin bağımsızlığı ve halkımın kurtuluşu için doğru bildiğim yolda inanarak mücadele ettim. Benim kalbim, insan sevgisi ile doludur. Ben kimseyi öldürmedim, suçsuzum.

Gösterdikleri gerekçeyi dahi mahkemesi sonuçlanmadan karar verildi.

Onlara göre suçlu olabilirim. Çünkü onlar ülkeyi yabancılara peşkeş çeken ve onlarla bir avuç işbirlikçi mutlu azınlık işbirliği yapmaktadırlar. Halkıma ise zam, işkence ve ölüm reva görünmektedir.

İşte ben buna insan olarak karşı geldiğim için onlara göre suçluyum. Ama boşuna. Çünkü insan kafasındaki düşünceyi yok edemedikten sonra işkence ve idamla bir yere varamayacakları açık.

Babacığım,

Ben ölüme seve seve gidiyorum, bir namussuzluk ve bir şerefsizlik yapmadım. Onun için hiç üzülmeniz gerekmez. Benim binlerce annem babam olduğu gibi sizin de binlerce oğlunuz var.

Göndermiş olduğunuz mektupları bugün verdikleri için cevabını yazamadım. İmam ve Sultan’dan da mektup aldım. Ayrıca Sultan’ın gönderdiği çamaşırları da aldım. Tüm dostlardan memnunum ve saygılarımı sunar, mutlu yarınların halkımın olmasını dilerim. Size bir tek dörtlük şiir yazıyorum.

Mezarımı yol kenarına kazın
Üzerine devrim şehidi yazın
Başına yumruklu yıldız kazın
Gidiyorum ölümsüzlüğe, hoşça kalın…

Selamlar. Sizin Veysel.

Gaziantep’te yaralı olarak gözaltına alınan Güney,  günlerce işkence gördü.12 Eylül hukuku bile uygulanmayan Veysel Güney’in yargılanması tam bir tiyatrodur. Güney’in avukatları ile görüşmesine ve hâkim karşısında kendisini savunmasına bile izin verilmedi. Hapishanede koğuşta değil, idam hücresinde aylarca tek başına tutuldu. 5 Ay gibi kısa bir sürede sözüm ona yargılanan ve idam kararı verilen Veysel Güney, ömrünün baharında, 24 yaşında katledildi.

Güney’in canı alınmış bedeni ailesine teslim edilmek üzere, Yüzbaşı Burhan Erdem’e verildi. Savcı ve diğer yetkililerin de imzasının bulunduğu resmi belge elimizde mevcuttur.  Fakat cuntacılar bunu da çok görmüş olmalı ki Güney’in cenazesini ailesine teslim etmemiştir

 

12 Eylülle hesaplaşacağını söyleyen, idam edilen gençler için gözyaşı döken Başbakan, referandumdan sonra bu defteri kapattı. Ama biz kapatmayacağız.  Veysel Güney’in cansız bedeninin kaybedilmesi, Güney’in katledilmesi ve mezarının kaybedilmesinden sorumlu olanların yargı karşısına çıkması için elimizden geleni yapacağız.” dedi.

 

TBMM’de gerçekleştirilen basın açıklamasında:

 

Basri Vardar’ıneşi Zekiye Vardar, eşinin evden ambulansla alınarak savcılığa, oradan da Metris Cezaevine götürüldüğünü söyledi. İlik kanseri olan Basri Vardar’ın sağlık durumunun her geçen gün kötüye gittiğini ifade eden Zekiye Vardar, Adli Tıp Kurumu’nun artık seslerini duymasını istedi.

 

Bilim ve Gelecek Dergisi Editörü Baha Okar’ın eşi Suzan Okar, ele geçirilen 1800 parmak izinden birinin eşi Baha Okar’a ait olduğunu; ancak Emniyet Müdürlüğünün de belirttiği gibi parmak izinin tek başına delil olamayacağını söyledi. Okar; Devrimci Karargâh Örgütü davasında Hanifi Avcı’nın yalnız bırakılmaması için eşinin ve diğer tutukluların cezaevinde tutulmaya devam ettiğini, söyledi.

 

1994 yılında gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin ise kardeşinin gözlatında kaybedildiğini, bu gerçeği savcının da itiraf ettiğini söyledi. Tüm kayıp yakınları ve Cumartesi Anneleri adına konuştuğunu söyleyen Bilgi, Türkiye’yi AHİM’de mahkûm ettiklerini belirtti.

 

78’liler Federasyonutemsilcisi Hüseyin Yılmaz ise; kendilerinin arkadaşı olanVeysel Güney’in cansız bedenini yıllardır aradıklarını, vasiyetini yerine getirmek istediklerini söyledi.

 

 

Sultan KILIÇ      sultankilic44@hotmail.com

 

 

 

 

 

  

69

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir