Pts. Kas 23rd, 2020

Ali Dağdelen

 

Gün yok ki katliam olmasın.

 

Roboski’den Gezi’ye, Lice’den Reyhanlı’ya, Soma’dan Okmeydanı’na.

 

Bir başka ülkede bırakın bu kadarını, bunun zekâtı kadar dahi katliam olsa hükümetler yerinde duramazlar.

 

Nitekim örnekleri de var;

 

Güney Kore Başbakanı Chung Hong-Won, 27 Nisan 2014’de 300’den fazla yurttaşın ölümüyle sonuçlanan feribot kazasını önleyemediği ve yeterince hızlı hareket etmediği için istifa etmiştir.

 

Hırvatistan Ulaştırma Bakanı Bozitar Kalmeta, 6 kişinin öldüğü tren kazası nedeniyle 2009 yılında istifa etmiştir.

 

Japonya Ekonomi Bakanı Yoshio Hashiro, nükleer santral kazası geçiren Fukuşima şehrine “ölüm kenti” dediği için hata yaptığını kabul ederek 2011’de istifa etmiştir.

 

Kosta-Rika Ulaştırma Bakanı Karla Gonzales, 27 Kasım 2009'da 5 kişinin yaşamını yitirdiği köprü çökmesi kazası nedeniyle istifa etmiştir.

 

Letonya Başbakanı Valdis Dombrovskis, 2013’de bir alışveriş merkezinin çatısının çökmesi sonucu 54 kişinin ölümüne neden olan facia nedeniyle görevinden ayrılmıştır.

 

Macaristan Ulaştırma Bakanı Pal Szaba, 4 kişinin tren kazasında hayatını yitirmesi nedeniyle 10 Temmuz 2008’de istifa etmiştir.

 

Makedonya Ulaştırma Bakanı Mile Yanakevski, 2009 Ohri gölünde 20 Bulgar turistin tekne kazasında hayatını yitirmesi nedeniyle istifa etmiştir.

 

Mısır Ulaştırma Bakanı Muhammed Mansur, 2009’da Kahire’nin güneyinde meydana gelen tren kazasında 18 kişinin yaşamını yitirmesi nedeniyle istifa etmiştir.

 

Mısır Ulaştırma Bakanı Raşid el Mateeni, 2012 yılında 49 öğrencinin tren kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle istifa etmiştir.

 

Güney Pasifik ülkesi Tonga’da Ulaştırma Bakanı Paul Karalus, 11 Ağustos 2009’da 93 kişinin öldüğü bir gemi batması sonrası hükümetin inceleme başlatmaması üzerine istifa etmiştir.

 

Avustralya Başbakanı O'Farrell, 2011'de Australian Water Holdins yöneticisi Nick Di Girolamo’dan hediye olarak kabul ettiği 3 bin dolar değerindeki bir şişe şarabın yarattığı sıkıntı üzerine istifa etmiştir.

 

Tayland Başbakanı Yingluck Shinawatra “Birçok gruplardan aşırı tepkiler Tay halkına zarar vermekte. Bu sebeple görevimden ayrılıyorum. Gücü yeniden Tay halkına devrediyorum. Yakında tekrardan seçim yapılır ve Tay halkı gücünü kime vermek istiyorsa ona verir. Artık bırakalım ülkenin geleceğine halk karar versin” değerlendirmesinde bulunarak 09 Aralık 2013’de istifa etmiştir.

 

Fransa Başbakanı Jean-Marc  Ayrault, yerel seçim sonuçlarının "hükümet için bir yenilgi olduğunu" değerlendirerek 31 Mart 2014 tarihinde istifa etmiştir.

 

İşte Dünya’dan istifa örnekleri böyle, bizde olanın zekâtı kadar yaşanan olaylarda dahi sorumlular görevlerinden istifa edebilmektedirler.

 

Bizde ise tam tersi yaşanmaktadır; bırakın sorumluların istifa etmesini, hükümet ve yetkilileri büyük bir pişkinlikle ve polis devleti refleksi ile bir başkalarını suçlayarak “suçlular mutlaka cezalandırılacaktır” yaklaşımı ile sorumluluktan kaçmaya çalışmaktalar. Ayrıca, yaşanan katliamlar karşısında yükselen tansiyonla sokaklara çıkan ve ayaklanan insanlara karşı devlet güçleriyle yeni katliamlara girişmekteler.

 

Peki, neden bizde başka elde başka olmaktadır?

 

Öncelikle Türkiye’nin özgür bir ülke olmamasından yani ABD güdümlü olmasından kaynaklanan sıkıntılar buna nedendir. ABD, insanlık suçlarıyla, katliamlarla ve soykırımlarla kriminalize olmuş bir Türkiye’yi kendi çıkarına çok daha rahat kullanabilmektedir. Bu anlamda Türkiye, demokrasisini geliştirmek için atması gereken bazı adımları özellikle ABD’nin etkisinde kalarak atamamaktadır. Buna, Türkiye’nin “Uluslararası Ceza Mahkemesi” sözleşmesini imzalamaması önemli bir örnektir. Çünkü bu sözleşme, Türkiye’nin kronikleşmiş insanlık suçu işleme refleksini önleyecek çok önemli bir mekanizmayı Türkiye’ye kazandıracaktır.

 

Bir başka neden de; İttihat terakki ile şekillenen Türk devlet geleneğinin hala egemen olmasıdır. Yani; Tek kimlikçilik ve tepeden inmeci ideolojik yaklaşımdır.

 

Yine bir başka neden de; Türkiye halklarının önemli bir kesiminin inanç ve mezhep temelli sekter bir kültüre sahip olmasıdır. Bu kültürle siyasete yaklaşılmasıdır. Siyasetin birey ve toplum ile bunların ihtiyaçları temelli değil de kimlik temelli ve ben merkezli olarak değerlendirmesidir. Benim devletim olsun yaklaşımıdır. Devletin kutsanmasıdır. Kutsal devlet ve onun yöneticilerine her durumda biat etmenin niyaz kabul edilmesidir. Ve bu anlamda da iktidarlara açık çek verilmesiyle iktidarın bu açık çeki hoyratça kullanmasından kaynaklanmaktadır.

 

Peki, çözüm nedir?

 

Çözüm; Türkiye’nin zincirlerini kırmasındadır; özgürleşmesindedir.

 

Bir başka ifadeyle Türkiye, geçmişi ile yüzleşmeli, tekçi zihniyet sarmalından sıyrılmalı ve kanun devletinden hukuk devletine evirilmelidir.

 

Peki, bu mümkün müdür?

 

Elbette ki mümkündür.

 

Yeter ki insanlık suçlarına, katliamlara ve soykırımlara bulaşmamış siyasi partilerle temiz siyasete şans verelim…

alidagdelenali@hotmail.com

 

 

Not: 1) Malatya Tez Haber’de yayımlanan yazılardan yazarın kendisi sorumludur.

2) Blogda sunulan reklamlardan Malatya Tez Haber’in herhangi bir gelir elde etmesi söz konusu değildir. Reklamların sunuluyor oluşu, blog hizmeti sunanların tasarrufundadır.

 

60

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir