Cts. Eki 24th, 2020

 

 

ÖNCE EKMEKLER BOZULMADI, MALATYA EKONOMİSİ

HAŞHAŞ EKİMİNİN YASAKLANMASIYLA BOZULDU

 

Raşit KISACIK

 

rasit.kisacik@gmail.com

 

Malatya ekonomisinin inişe geçtiği ve giderek yok olmaya yönelmesi 1970’li yıllarda başladı.

 

Ne zaman “Malatya ekonomisinin ne zaman çöküşe başladı” sorusuna yanıt arasam hep aklıma Ünlü yazarımız Oktay Akbal’ın “Önce ekmekler bozuldu” ilk romanı aklıma gelir.

 

Akbal romanına, “Önce Ekmekler Bozuldu, sonra her şey” diye başlayıp “Çünkü dünyada savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürülüyorlardı.” Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu. Radyolarda marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu. Herkes telaşlı ve şaşkındı…” diye devam ediyor. 1940-50 arasında, ülkemizin durumunu çocuk gözüyle anlatıyor…

 

Dedim ya “Malatya ekonomisi ne zaman bozuldu?” sorusu aklıma gelse zihnimi hep 1970’li yılların başları gelir… Malatya Ekonomisi 1971’de Haşhaş ekiminin yasaklanmasıyla inişe geçti. Arkasından Yerli tütünümüz ABD’nin Virginya tütünü ile yer değişti. Sonra Pancar ekim alanları yok edildi. Ekim ve dikimlere kotalar getirildi. Şimdilerde düne kadar Malatya ekonomisini ayakta tutan haşhaşın yerine gelen kayısıya alternatif bir ürün düşünüyor sayın yetkililerimiz.

 

Biz, haşhaş ekimi yeniden serbest bırakılsın. ABD’nin emriyle kaldırılmasın… Kayısının yerine alternatif ürünün haşhaş olduğunu, o olmaz ise Avrupa’da tüm pastaneler tarafından tercih edilen Malatya bölgesi, daha doğrusu Fırat nehrinin batısındaki bademi söyleyip durduk.

Ama önce ekmekler bozulmuştu

 

Haşhaşı, yerde bulduğumuz ekmeği öpüp alnımıza koyup insan elinin değemeyeceği bir yere koymadık belki (Çünkü ekmek kadar elbette ki kutsal değildi bizim için ama) Malatya ekonomisi için çok değerliydi. Çünkü Malatya’nın en başta gelen geçim kaynağı kayısı değil, haşhaş ve ondan elde edilen afyondu…

 

Dedim ya 1970’lerin başında, dünyada gelişmekte ve geri kalmış ülkelerde darbeler, üs, kendi çıkarı için kitlesel ölümlere devam eden ABD, önce haşhaşımıza el uzatmıştı bir kere…

 

O dönemlerde yani 1971’lere kadar Malatya’nın ekili alanlarının, hatta şehrin göbeğinde boş alanların çok büyük bir bölümü haşhaş tarlaları ile doluydu. Kayısı ağaçları, haşhaş tarlalarının kenarında kendi haline bırakılmıştı. Yani kayısı ikinci ürün gibiydi… Ekim ve dikimi ilkel şekilde yapılıyordu. Büyük parasal girdiler sağlayan özellikle Malatya haşhaşı ve ondan elde edilen afyon, dünyaca aranan ve büyük paralar getiren bir ürünüydü.

Oktay Akbal’ın “Önce Ekmekler Bozuldu” kitabının ismini hatırlatan Malatya ekonomisinin çöküşü haşhaş’ın yasaklanmasıyla olduğunu, özellikle aslan(!) siyasetçilerimize, sonra da üretici ve halkımıza iyice anlatabilmek için Malatya haşhaşını anlatmakla işe başlayalım dedik.

 

Genelde ülkemizin 5 bin yıldır, özelde ise Malatya ekonomisinin 150-200 yıllıdır lokomotif görevini haşhaş ve ona bağlı olarak afyon ürünü sürdüre gelmiştir.

 

Genç Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi zaman zaman dünya haşhaş üretiminin hemen hemen yarısına sahip olmuştur. Haşhaş ve afyon ürünü, Milli Mücadele yıllarında ülke ekonomisi önde gelen 4. ürünü konumundaydı.

 

1971’lere kadar ülke genelinde haşhaş üretimi 4. sırada yer alırken Malatya bölgesinde ilk sıralardaydı.

 

Haşhaş üretiminin yasaklanmasının nedenlerini, Malatya ekonomisine indirilen en büyük darbe olduğunu detayları ile açıklamadan önce haşhaş ve afyon ürününü anlatmak gereğini duyuyoruz. Çünkü özellikle yeni neslin büyük çoğunluğunun bu ürünü ve özelliklerini bilmediği ya da çok az bildiği kanaatindeyiz.

 

HAŞHAŞ NEDİR?

 

Bilimsel adı ile Papaver somniferum olarak geçen, halk arasında haşhaş diye tabir edilen bu bitki genelde tıp alanında kullanılan uyuşturucu ilaçların üretimi için yetiştirilmektedir. Üretimi TMO (Toprak Mahsulleri Ofisi) tarafından titizlikle takip edilen, kaçak yetiştirilmesine izin verilmeyen bir türdür.

 

Afyon, Uşak, Kütahya, Antalya, Isparta gibi bölgelerde çokça yetişen haşhaş bitkisinin kapsülünden keyif verici diye bildiğimiz bazı narkotik maddeler üretilmektedir. Yasa dışı durumların önüne geçilmesi için TMO çiftçinin ürettiği tüm mahsulü takip etmekte ve bizzat kendileri tarafında alımını yapmaktadır. Çiftçi sadece bir sonraki sene için kullanacağı tohumu elinde tutarak sürekliliği sağlamakta, elindeki tohumlarında yağını çıkararak kaliteli yemek yağı elde etmektedir.

 

Kapsül şeklindeki yapısının içinde fazlaca minik tohumu bulunur. Tohumlarının yarısı yağdan oluşmaktadır. Tohumların ezilmesi ve karartılması ile haşhaş susam sürtülür(ezilir). Sürtülen haşhaş sabahları peksimet yapımında lezzet verici olarak hamurun içine sürülür ve güzel bir besin maddesi elde edilir. Pastanelerde ve bazı evlerde ev hanımları tarafından poğaça ve kurabiyelerin üzerlerinin süslenmesinde, tahin gibi pekmez ile karıştırılıp tüketilmesinde de kullanım yeri fazladır.

 

Yazları kurak ve sıcak, kışları az yağış alan bölgelerde çok şart aramadan kolaylıkla yetişen haşhaş her yıl 1 defa ürün vermektedir. Haşhaş üretiminin amacı tıp sektörü içindir ki neredeyse tüm mahsulün %90’ı bu alanda kullanılmaktadır. Ülkemiz haşhaş üretiminde Hintlerden sonra 2. sırada yer alarak bu ürünün yüksek miktarda ihracatını da gerçekleştirmektedir.

 

YARARLARI

 

 

Haşhaş’ın yararlarını şöyle sıralayabiliriz:

Başta kalp krizi olmak üzere damar tıkanıklığı riskini azaltır.

Haşhaş bitkisinin yağı çok fazladır ve diğer endüstriyel yağlara göre kolesterolü oldukça azdır.

Posası reçelle ya da pekmezle karıştırılıp yenildiği takdirde insana zindelik verir.

Bitkinin kullanılan kısımları; ham meyvelerinin çizilmesi ile elde edilen afyon, kurutulmuş ham meyveler, yapraklar, tohumları ve tohumlarından elde edilen yağıdır.

Bilhassa haricen kullanılan bazı merhemlerin bileşimine girer ve ağrı kesicidir. Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Harici ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır.

Tohumlarının yağı ise, tohumları soğukta tazyik edilmesi suretiyle elde edilen yağdır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır.

Soğukta elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşimine girer.

Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır.

İçerdiği zehirli maddeli dolayısıyla, hekim kontrolü ve tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.

AFYON VE KULLANIM ALANLARI

 

Afyon; ikiçeneklilerin gelincikgiller familyasından haşhaş bitkisinin henüz iyice olmamış meyvelerinden elde edilen bir maddedir. Koyu kahverengidir, baygın bir kokusu, acı bir tadı vardır. Haşhaşın çiçekleri döküldükten sonra, meyveler henüz yeşilken ortası çepeçevre kesilir. Bu kesikle kabuktaki süt boruları da beraber kesildiğinden yaradan beyaz, süt gibi yapışkan bir madde sızar.

 

Bu madde havanın etkisiyle koyulaşır, kahverengi bir sakız haline gelir. Sakıza benzeyen bu madde sonradan bitkinin üzerinden bir bıçakla kazınarak toplanır, yoğrulur. Topak ve somun şekline getirilerek haşhaş yapraklarıyla sarılır. Böylece ham afyon elde edilmiş olur. Bundan, muhtelif kimyasal işlemlerle, uyuşturucu madde, ilaç v.s. elde edilir.

 

Afyon, içindeki alkolidlerden ötürü, tıpta kullanılan en önemli ilaçlardan biridir. Afyondan morfin, kodein, tabain, papaverin, portopin ve narkotin gibi uyuşturucu ilaçlar yapılır.

 

Afyonun uyuşturucu özelliği çok eski, zamandan beri, hatta Omiros devrinden beri bilinmektedir, fakat ilaç olarak ilk defa 1804’te Alman eczacısı Sertürner tarafından morfinin bulunmasından sonra önem kazanmıştır.

 

Afyon, zehirli bir madde olduğu için tıpta kullanılması kontrol altında bulundurulur. Çocukları 0,01, büyükleri de 0,5-2 gram afyon öldürebilir. Afyon bir yavaş, bir de çabuk olarak iki şekilde zehirler. Yavaş yavaş zehirlenme, daha çok, afyonu uyuşturucu özelliklerinden ötürü, keyif verici madde olarak kullananlarda görülür. Orta Asya, İran, Hindistan ve bilhassa Çin’de bugün bile birçok kimse afyonu nargile veya çubukla içmektedirler.

 

Afyon kullananlarda beniz sararır, neşe kaçar, hasta bir ruh bitkinliği içinde krizler geçirmeye başlar. Bu krizler ölüme kadar varabilir. Tıpta büyük fayda sağlanan afyonun, keyif verici madde olarak kullanılması yüzünden, insanlığa yaptığı büyük zararı önlemek maksadıyla, haşhaşın ekimi, yetiştirilmesi ve ticareti devletlerce kontrol altına alınmıştır.

 

Kısacası afyon, haşhaş kapsüllerinin çizilmesiyle sızan, kenger sakızı sütüne benzer özsuyunun toplanmasıyla elde edilen özellikle çok etkili uyuşturucu bir maddedir. Haşhaş kapsülleri uygun olgunlukta çizilir, çiziklerden sızan sıvı pıhtılaşır ve özel bıçaklarla alınır. Hava durumunun etkisi ile beyaz renkli sıvı renk değişir koyu kahverengi olur. Yani bu şekle gelince isim değişir ve adı afyon olur. Eczacılıkta Morfin, Kodein, Tebain, Papaverin gibi alkoloitlerin yapımında kullanılır.

 

Afyonun keskin, hoş olmayan kokusu ve acı bir tadı vardır. Bileşiminde ortalama olarak%10 morfin, %5 kodein %6 narkotin bulunabilmektedir. Ayrıca afyonun içeriğinde şeker, protein, kauçuk yağı gibi maddeler ile alkoloid denilen zehirli madde bulunur ki içlerinde en zehirlisi morfindir. Günümüzde en çok kanserli hastaların son zamanlardaki ağrıları için de kullanılır.

 

(Kaynak: Eczacı Mehmet Sözen)

…VE EKİM’İN YASAKLANMASI

 

1960’da ABD’de uyuşturucu madde bağımlılarının sayısı resmi rakamlara göre 60 bin iken, 60’ların sonuna gelindiğinde bu sayı 250 bini aşmıştı. Uyuşturucu madde kullananların %98’i eroin bağımlısıydı. 1965’te uyuşturucu ile bağlantılı suçlardan tutuklananların sayısı 50 binden azdı.

 

1969’da ise 233 bin kişi bu suçlardan tutuklandı. Bu suçluların %20’si daha önceki yıllarda uyuşturucu sorununun yaşanmadığı kırsal alanlarda yaşamaktaydı. Nixon, kendi ülkesinde eroin ile mücadele edemeyince bizim gibi gelişmekte olan ülkelere haşhaş ekimi yasağı getirilmesini istedi. Bu durum en çok Malatyalı üreticiyi etkiledi.

 

HAŞHAŞ EKİM YASAĞINA DOĞRU

 

ABD tarafından hem Demokrat Parti hem de Adalet Partisi hükümetlerine haşhaş ekiminin yasaklanması konusunda büyük baskı yapılmış ancak her iki hükümet de bu konuda yapılan baskılara boyun eğmeyerek, halkın önemli bir çoğunluğunun geçim kaynağı olan haşhaşı yasaklamamışlardı.

 

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından CHP Kocaeli Milletvekili ve Başbakan Nihat Erim’e verildi. Eski başbakanlardan Ecevit’e göre, ABD Yönetimi 12 Mart müdahalesini yapanları teşvik etmişti. Haşhaş ekiminin yasaklanması ancak oy kaygısı olmayan bir hükümet tarafından alınabileceğine inanan ABD yönetimi, plan ve icraat aşamasında müdahaleci generallerin yanında yer almıştır. Bu desteğe kısa süre içinde karşılık verilmiş, 1971’in yaz aylarında haşhaş ekimi yasaklanmıştır. (29 Haziran 1971)

 

Bazı Batılı bilim adamları yaptıkları araştırmalarda Bolu, Antalya, Malatya, Kayseri, Niğde gibi illerde ve civarlarında haşhaş ekiminin çok eski yıllardan beri yapılmış olduğunu kaydetmektedirler. Bugün itibariyle Anadolu’da birçok yabani haşhaş türüne rastlanmaktadır (40 çeşit, hatta daha fazla)

 

HAŞHAŞ ve MALATYA

 

Türkiye ekim yapılan alan itibariyle iki bölgeye ayrılır. DROGİST bölge ve SOFT bölge. Bu ayırım yapılırken ölçüt olarak elde edilen afyonun içerdiği morfin yüzdesi esas alınır. Drogist bölge Aydın, Afyon, Uşak, Burdur, Kütahya, Konya, Isparta.

 

SOFT bölge: Ülkemizin bilhassa kuzey ve doğu bölgesindeki illeri kapsar. (Merzifon, Gümüşhacıköy, Amasya, Mecitözü, Çorum, Tokat, Niksar, Erbaa, Zile, MALATYA, Ürgüp)

 

Malatya’nın da yer aldığı soft bölge afyonu, kalite yönünden en çok talep gören mahsuldür. Yani Malatya afyonu dünya piyasalarında özellikle aranan afyon sıralamasında önde gelirdi. Bunda bilhassa Tohma boyunun mümbit arazisinin bu işe çok elverişli olması büyük rol oynardı.

 

Ayrıca bugün yerleşim bölgemiz haline gelmiş bulunan Aspuzu bağlarında da enva-ı çeşit meyve ve sebze üretiminin yanında haşhaş ekimi de ön sıralarda yer alırdı. Yaşları ellinin üzerinde olan hemşerilerimizin Kernek civarındaki bahçelerde kayısı istihsalinin yanı sıra geniş çapta haşhaş ekiminin yapıldığını da hatırlarlar.

 

Birçok aile geçimini bu sayede temin etmekteydi. Haşhaş sadece afyon elde etmek için değil, tohumundan ve yağından da yararlanıldığı için günlük tüketimde de önemli bir yer tutmaktaydı.

 

Ülkemizde1933 yılına kadar haşhaş ekimi serbest idi, ancak 1931Cenevre Afyon Anlaşmasını Türkiye’nin de kabulüyle haşhaş ekim alanlarına sınırlama getirilmiştir. Buna göre o tarihte ancak 14 ilde haşhaş tarımına müsaade ediliyordu.

 

İkinci Dünya Harbi dolayısıyla gıda maddelerinde bir darlık yaşanmasından dolayıdır ki haşhaş yağına olan talep de artmış ve 1945 yılında bir Bakanlar Kurulu kararıyla tahdit sınırı genişletilmiş ve 35 ilde tarım yapılmasına izin verilmiştir. Fakat bu müsaade ancak 1971 yılına kadar devam etmiş bu defa da ortada hiçbir neden yokken sırf Amerika’nın ambargo tehdidi ve dayatması sonucu ekim alanı iyice daraltılmış (Türkiye genelinde sadece 7-veya 8 ile) indirilmiştir.

 

Bununla da kalınmamış ve çok anlamsız bir şart daha eklenerek bu konu tamamen bitirilmiştir. Artık müstahsil ürettiği haşhaş kapsülü üzerinde çizim yapamayacak ve koparıp kuruttuğu (kelle)’leri ilgili kuruma teslim edecektir.

 

Yasak sonrasında ‘1972 sonbaharından itibaren Türkiye’de haşhaş ekiminin yasaklanması dolayısıyla Amerikan hükümeti tarafından Türkiye’ye toplamda iki milyon dolar artı üç yüz 3 yüz bin kişiye hibe verilmiştir. 7 Ocak 1972 tarihinde hibe anlaşması taraflara gönderilmiştir.

 

Yasak kaldırımı sonrasında yapılan açıklamada, Bakanlar Kurulu, dünya ilaç sanayinin ihtiyacı ve başta Malatyalı üreteciler olmak üzere 90 bin Türk üreticiyi perişan etmiş, Ege bölgesinde bazı illerde ekim iznini vermişti…

 

 

Bu konuda haşhaşın ekiminin amaçları dışında kullanılmaması için etkin kontrol ve tedbirler de alınacaktır. İzin bölgesi dışında ekim yapanlar hakkında yasaların koyduğu ceza müeyyideleri de uygulanacaktır.

 

Başbakan Ecevit söz konusu kararnamenin Resmî Gazete ’de yayınlanmasından sonra 2 Temmuz 1974 tarihinde, Millet Meclisi’nde haşhaş ekimine yeniden izin verilmesi konusunda gündem dışı bir konuşma yapmıştır. Ecevit yaptığı şu açıklamayla hükümet görüşünü özetlemeye çalışmıştır: “…Hükümetimiz aldığı bir kararla yedi ilde ve bir ilin üç ilçesinde sınırlı ve sıkı denetim altında haşhaşın ekimine yeniden izin vermiştir. Hükümet insanlığın bundan en küçük ölçüde zarar görmemesi için en etkin tedbirleri almayı insanlık görevi sayacaktır. Dünyada kimse bundan kaygı duymamalıdır. Biz bu kararımızla milletimizin bir isteğini ve milli politikanın gereğini yerine getiriyoruz.”

 

Ecevit, haşhaş konusunda Hükümet Programı’nda yer alan sözleri yeniden okuduktan sonra şöyle devam etmişti: “Bu kararı vermekte beş aydır beklememizin nedeni dünyanın insancıl kaygılarını tatmin edici etkin yolları aramamızdı. Şimdi kanun emrettiği tarihte kararımızı ortaya koymuş bulunuyoruz. Türkiye, haşhaş ekimine en çok tepki gösteren ülkelerin bile çok sert buldukları müeyyideleri afyon kaçakçılarına uygulayan bir ülkedir. Haşhaşın gayri meşru ticaretinden kazanç sağlayanlar olmuştur. Ancak, bundan kazanç sağlayanlar geçimi haşhaşa bağlı köylüler değildir. Onlar haşhaşın meşru olmayan ticaretinden kazanç sağlasalardı Türkiye’nin en yoksul köylüleri arasında bulunmazdı.”

 

 

Malatya başta olmak üzere birçok ilde köylüler için haşhaş yalnız bir geçim yoldu değildir, bir yaşam biçimiydi.

14 Ağustos 1974 tarihinde yapılan İkinci Barış Harekâtı’ndan sonra, ABD Kongresinin aldığı, Türkiye’ye ambargo uygulanması yönündeki kararları Başkanın durdurması mümkün olmadı.

 

Dış baskılarla ekimi kısıtlanan ve hatta yasaklanan bu üç ürün, başta Malatya üreticileri olmak üzere tüm köylülerimiz için çok önemli bir gelir kaynağıydı. Bize tütün ekimini yasaklatmak, dünya çapındaki sömürgecilerin ürettiği marka ve sigaralara pazar açmak içindir. Ne yazık ki zaman- zaman, hatta her zaman büyük müttefiklerin talimatlarına boyun eğdiriliyoruz. Haşhaş önemli bir yağ bitkisidir. Ülkemizin birçok yerinde haşhaş yağı, çok sevilir.

 

Fakat afyon kellelerini çizerek, temmuz başlarında sakızını almak yasaklanınca; o sakızın da içinde kaldığı tohumlardan üretilen yağ; eski kalitesinde olmuyor. İçinde uyuşturucu sütün etkisi kalıyor. Eskiden yağmursuz yaz başında kelle çizilir; iki gün içinde o çizikten sakız çıkar ve güneşte kururdu. Toplanan sakızlar yalnızca devletimize satılırdı. Böylece hiçbir kötü amaca alet edilmeden devlet tarafından, yurt dışındaki ilaç fabrikalarına ihraç edilirdi.

 

Ameliyatlarda ve başka iyi yahut kötü amaçlarda kullanılacak bu ilacı; sömürgeci ülkeler laboratuvarlarında sentetik olarak üretmeye başlayınca; bize ektirmemek ve ihraç ettirmemek için, ağır baskılarla tehditler yağdırdılar. Tarlalarımızı ve yurdumuzu halı bombardımanı denilen en vahşi şekilde bombalamaya kalktılar. Bizdeki üretimi, kendimize yasaklattırdılar.

 

Köylü ve çiftçilerimiz haşhaş ekiminden ve kazancından mahrum bırakılınca; dünyada haşhaş ekimi bitti mi? Hayır! Afganistan’da ekim devam ediyor. Hem de işgalci subayların eliyle ve elde edilen gelirin en büyük bir kısmı onlara verilerek…

 

Bize tütün ekimi yasaklatılıp daraltılınca; dünyada sigara tüketimi son buldu mu? Tütün ekimi artık hiçbir yerde yapılmıyor mu? Sigara, artık tüm yerkürede içilmiyor mu? Hayır! Sigara tüketimi de tütün ekimi de sürüyor. Yalnızca bizde kısıtlandı. Ne için kondu bu yasaklar ülkemize? “Sigara ve haşhaş tüketimi son bulsun” diye mi? Belki görünüşte ileri sürdükleri gerekçe öyleydi. Fakat gerçek neden; “Bunları kendilerinin üretip pazarı tümüyle ellerinde tutma” isteğiydi.

 

Üretmemizi yasaklayıp engelledikleri yalnızca tütün ve haşhaş değil! Hangi temel gıda ürünü bizde çıkıyorsa; yasaklayıp yerine kendi hormonlu ürünlerini satmak için baskı kuruyorlar.

O baskılarla, birçok şeker fabrikamız kapatıldı. (Malatya Şeker fabrikası kapasitesi daraltıldı. Buradaki ispirto fabrikası kapatıldı) Pancar üreterek canlanan ve o ürünün artıklarıyla besili hayvanlar yetiştiren köylülerimize ve çiftçilerimize yazık edildi. Pancar şekeri çok sağlıklıydı. Onların bize satıp, tüketmeye mecbur bıraktılar ve GDO’lu mısır şekeri gibi hormonlu ürünlere mecbur ettiler…

 

Elbette ki hormonlu ürünler öldürücü bir zehirdir. Şeker pancarının yaprakları ve atıkları, birinci sınıf hayvan yemi oluyordu. Pancar ekimi, hayvan besiciliğini kolaylaştırıyordu.

 

Et ve mamullerini yurdumuzda üretiyorduk. Başka ülkelere, pamuk, buğday ve diğer mahsullerle birlikte; canlı hayvan da ihraç ediyorduk. Artık, kurbanlıklarımızı bile dış ülkelerden satın alıyoruz. Hatta hayvanlara verdiğimiz samanı bile…

 

Domuzlarla aynı yemleri yiyen ve aynı ortamlarda beslenen, hatta domuza benzeyen sığırları; özellikle Kurban Bayramı arifelerinde yurdumuzu dolduruyor.

 

Malatyalı çiftçi ve köylülerimizin önce haşhaşı sonra, tütünü, pancarı diğer ürünleri yetiştirerek geçinebilmeleri engellenince; onlarda büyük kentlere Malatya merkezine yerleştiler. Şehirlerin nüfusu köyleri geçti…

 

Malatya’da sosyal problemler çoğaldı. Malatya başta olmak üzere özellikle büyük kentler yaşanamaz hale geldi. Yaşama şartları zorlaştığı için, ülkemizde nüfus artışı durdu. Kavgalar ve cinayetler çoğaldı. Üretim kapasitemiz düşünce her türlü kaçakçılık başladı. Hepsinden önemlisi terör arttı. Terörle mücadelemiz ekonomik mücadelenin önüne geçti.

 

Neymiş efendim, Amerikan gençliğini Malatya afyonu, yani afyondan elde edilen eroin ve diğer uyuşturucular zehirliyormuş…

 

Düne kadar Nagazaki’de, Hiroşima’da, Somali, Afganistan, Irak ve şimdi de orta Doğu’da kitlesel Müslüman ölümlerini gerçekleştiren kendileri değilmiş gibi…

 

O yüzden önce haşhaşımızı yasakladılar, sonra diğer ürünlerimizi… İnadına ölmeyince bu kez terörü başımıza bela ettiler, bütçemiz sıfırlansın diye…

 

Kendileri petrol diye her yola başvuruyor… Kuzey Kore’yi kışkırtıp Güney Kore’ye milyarlarca dolarlık silah satıyorlar… Katar ile diğer Müslüman ülkeleri birbirlerini düşürüp onlara da el altından yine milyarlarca dolar silah satıyorlar. Şimdi de Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da iş karıştırıyorlar… Malatya bölgesinde de ve Türkiye’de petrol yeterince yok ya…

 

 

BİZ UYUMAYA DEVAM ETTİKÇE, BU KEZ BAŞIMIZI HAŞHAŞ GİBİ EZECEKLER!

 

436

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir