Cum. May 14th, 2021

songül

 

12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’nde gerçekleştirilen katliamın 21. yıl dönümünde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şubesi tarafından Turan Emeksiz üst kavşağında basın açıklaması yapıldı.

 

PSAKD Malatya Şube Başkanı Songül Tunçdemir karanlık güçler tarafından gerçekleştirilen Gazi Katliamı’da 28 Alevi vatandaşın katledildiğini 200 vatandaşın ise yaşanan çatışmalarda yaralandığını ifade ederek katliamın faillerinin 21 yıldır açığa çıkarılmadığı söyledi.

 

Katliamın tüm dünyanın gözü önüne gerçekleştiğine dikkat çeken Tunçdemir, açıklamasını şöyle sürdürdü:

 

“12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesinde yapılan katliamın üzerinden 21 yıl geçti.

 

Bundan 21 yıl önce İstanbul Gazi Mahallesinde, Alevilerin uğrak yeri olan kahvehane ve dükkânlar karanlık güçler tarafından ağır silahlarla tarandı.

 

12 Mart akşamı, Gazi Mahallesine gelen katliamcılar, karakola 100 metre uzaklıkta bulunan işyerlerini ve Cem Evini otomatik silahlarla taradılar.  Katliam esnasında 67 yaşında, Alevi dedesi olan Halil Kaya yaşamını kaybetti. 4 gün süren olaylarda 28 canımız katledildi ve 200’den fazla insanımız yaralandı.

 

Gazi katliamı devletin kontrolünde yapılan bir imha ve yıldırma hareketidir. Hayatını kaybeden tüm canların arkadan hatta tek kurşunla katledildikleri yapılan Otopsi Raporları ile kanıtlandı. İnsanlarımızın polis copları altında sürüklenerek postallar altında ezildiğine ve coplar ve sopalarla dövülen bir genç kızımızın öldü diye çöplüğe atıldığına bütün dünya şahit oldu.

 

Gazi mahallesindeki olaylar rast gele değil, bilinçli ve planlı olarak gündeme getirmiştir. Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, kendi inanç, felsefe ve kültürlerini yaşatmak için hızlı bir örgütlenme sürecinin başladığı bir dönemde, Gazi mahallesi özellikle hedef seçilmiştir. Toplumun inanç ve ibadet dünyasında önemli bir yeri olan Cem Evi de dâhil, Alevilere ait işyerleri hedef seçilmiştir. Bu saldırıların asıl amacı toplumu Alevi-Sünni çatışması içerisine çekerek, halkı birbirine düşman etmek; talan, vurgun ve çete düzenini devamı ettirmek ve aynı zamanda Alevi örgütlenmelerinin hızını kesmek, toplumun bir araya gelmesini engellemekti. Zamanlama olarak, Alevilerin dernek ve Cem Evlerini kurarak haklarını aramak, seslerini duyurmak ve örgütlü bir toplum olma dönemine denk gelmesi saldırıların niyeti hakkında açıkça bilgi vermektedir.

 

Bu katliam da Madımak ve Ümraniye katliamları gibi “Bin operasyon yaptık!” diyen ve göstermelik bir “Ceza” ile tatile çıkarılanların yaptığı “Operasyonlardan” biridir. 1990’lı yıllar Alevilere uygulanan katliamlar açısından “Tarihin tekerrürü” olmuş ve ırkçılık, asimilasyon, katliam, soykırım politikası zirve yapmıştır. 2 Temmuz 1993 Madımak, 12 Mart 1995 Gazi, 16 Mart 1995 Ümraniye ırkçılık, asimilasyon, katliam ve soykırımcı politikanın 90’lı yıllardaki konseptidir.

 

 

Gazi katliamı, bin yıldır Alevilere uygulanan soykırımın bir parçasıdır. Katliamı yapan güçleri koruyanlar göstermelik bir dava açılmış ve katliam İstanbul’da yapıldığı halde dava Trabzon’a taşınmıştır. Trabzon’da tehdit, baskı ve zulüm altında devam eden dava, katliamcıları aklama mahkemesine dönüşmüştür. Davanın sonucunda devlet aklanmış, kitlenin üzerine kurşun yağdıran “Güvenlik güçleri” paklanmıştır. İki polise verilen göstermelik “Cezalar” ve her katliamda olduğu gibi dosya tozlu raflara kaldırılmıştır.

 

İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Dönemin emniyet müdürü Necdet Menzir, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe  ve yine dönemin emniyet müdürü Mehmet Ağar ve Başbakan Tansu Çiller, bu katliamın baş sorumluları oldukları halde haklarında hiç bir dava açılmamıştır.

 

21 Yıl sonra ecdadından devraldığı mirasa binaen “Alevi Açılımını, Milli birlik projesine” tahvil eden AKP iktidarı Alevilere yapılan katliamlarla yüzleşmek gibi bir erdemlilikten hiç söz etmiyor. Bu yüzdene siyasi iktidardan, Aleviler için “Demokratik beklenti” içinde olmak fazlaca iyimser bir tutumdur.

 

Alevi Toplumunun ve Alevi kurumlarının temel talebi Laik, Demokratik Türkiye’dir. 90 yıldır bize “Laiklik” diye dayatılan garabet resmi ideolojinin Diyanet İşleri Başkanlığı marifetiyle şekillendirdiği devlet dininden başka bir şey değildir.

 

Tarihsel olarak Mart ayları , eğemen güçlerin toplumu ve toplumsal dinamikleri pasifiz etmek istediği dönemlerdir.12 Mart Muhtırası.30 Mart Mahir Çayan ve arkadaşlarının imhası, 24 Mart Savcı Doğan Öz’ün öldürülmesi,16 Mart İstanbul Üniversitesi Katliamı,7 Mart Gazeteci Çetin Emeç’in öldürülmesi,21 Mart Nevroz bayramının kana bulanması, 12 Mart Gazi Katliamı ve günümüzde yapılan bütün katliamların bu imhacı zihniyetin devamı olduğu bilinmelidir.

 

Laik, Demokratik Türkiye gerçeği devlet zihniyetinin ve bu zihniyetin ufkundan dünyaya bakanların resmi tarihle yüzleşmesiyle başlayacaktır. Bu anlamda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde yaşanan tüm Alevi katliamlarını içeren arşiv bilgileri, belge, dosya ve ne varsa açılmalıdır!

 

“Bin operasyon” yapanlar bu kapsamda yargılanmalıdır.

 

“Bin operasyon yapanlar” ve katliamcılar yargılanıp gereken cezaya çarptırılmadığı sürece Türkiye’de Aleviler ve “ötekiler” güvencede olmayacaktır. “

 

 

 

 

79

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir