Pts. Eki 26th, 2020

 

                        İT KILI, POSTAL BAĞI

 

Facebook’ta yediğimiz booklar…

 

Adamın biri: “Tüm sevenlerime günaydıııııın!” diyor sosyal paylaşım sitesinde. Saatler; hatta günler geçiyor paylaşımın üstünden. Yanıt veren bir kişiyle (o, tek kişi de kendisi)o paylaşım, ortalıkta salınıp geziyor. Adam, sevdiklerim, sözünü bile kullanmıyor. Öylesine kendinden emin ki ‘sevenlerim’ diye gümbür gümbür geliyor. Geldiği yerde bir kişi yanıt veriyor sesine. O bir kişiyle meydanda geziyorlar. Diyeceksiniz ki bazılarımızın bir kişisi bile yok; azımsamayın, küçümsemeyin. Bir kişi bile çok önemli şu devirde. Öyle tabi, ya o da olmasaydı…

Bilgisayarın başındasınız. Bir bakıyorsunuz art arda bildirim yağıyor. Tıkır tıkır işliyor beğeni butonu. Günlerdir paylaştığınız yazılarınız, saatlerce uğraşarak hazırladığınız yazılarınız, otuz saniyede beğenilerek bir kenara atılmış. Hani beğeniyor ya, o da haklı. Face hokkabazları; okudum, izledim, nefret ettim, kınadım, tükürdüm, daha önce okumuştum, bunu bir daha yayınlama, sen sanki ak kaşıksın gibi seçenekleri sunmamışlar. O da otuz saniyede, otuz köşe yazısını tıklayıp gidiyor.

Bir de sanal armağan yollamalar var: Çiçek, böcek, ayıcık, çikolata, baklava, çay, simit, kahve… Aynısından sen de ona yolla, önerisi de cabası… Armağanlar, bedava nasılsa. İşin bir tuhaf yanı da sokakta karşılaşsalar birbirinin yüzüne bakmayacak… Otobüs kuyruğunda birbirine saldıracak kişilerin, birbirine canım cicimli hitaplarla armağan yolluyor oluşları.

Otuz yıldır evli, hâlâ da evli olan birinin sayfasında ‘X, artık evli’ gönderisini görmeye ne dersiniz? Hani, kimsenin haberi olmadan eşinden ayrılmış da yeniden evlenmiş gibi.

Küfürbazların terbiyeli, sapıkların namus timsali, hırsızların erdem markası, bencillerin yardımsever, zırcahillerin âlim, korkakların kahraman kesildikleri bir ortam bu facebook. Klavye kahramanlarıyız hepimiz…

Bir de hiç tanımadığı birilerine mesaj yoluyla asılanlar var ki… Bunlar, inceleme konusu olacak kadar tuhaf yaratıklar. Hangi arada tanıdın da hayran oldun? O hayranlıkla da kitap gibi laflar ettin? Kopyalayıp kopyalayıp yapıştırarak kendince bütün kapıları çalanlardan bunlar.

Bir kez, iyi bildiğim Arguvan türkülerinden birinin epeyce beğenildiğini gördüm. Hiç duymadığım birinin yorumu da olunca, merak ederek dinledim. Dayanamadım yazdım yorumumu: “Yazık olmuş güzelim Arguvan türküsüne. Ses, dinlenemeyecek kadar kötü. Yorum, türküyü mahvetmiş, keşke söylemeseydi. Saz deseniz, ayrı bir işkence aracı olmuş. Mangala çıngıraklı maşayla vuruluyor gibi garip sesler, rahatsız ediyor insanı.” dedim.

Türkü videosunu yayınlayan kişiden yanıt geldi:”Türküye güvenerek videoyu dinlemeden paylaşmıştım. Sizin yorumunuzdan sonra dinledim. Haklısınız, gerçekten çok kötüymüş. Özür diliyorum ve videoyu siliyorum.” dedi. Sadece okumadan, izlemeden beğenenlerimiz yok; kendi okumadığını, izlemediğini başkalarının beğenisine sunanlarımız da çok.

Her gün bir gruba eklenmemize ne demeli? Bu kişinin ilgi alanına girer mi, bu grupta olmayı kabul eder mi demeden kurduğu gruba tüm arkadaşlarını otomatik kaydedenler var. Grubumuzu destekleyin, tanıtın, üyemizi çoğaltın, çabaları da bir başka dumur.Sanki üye sayısına göre reklam gelirleri artacak.

Çoğu zaman kolaylığı, az zaman alışı, fazla düşünmeye gerek bırakmayışı açılarından paylaşılan, ünlülere ait sözler paylaşılıyor. Söze bakıyorsunuz; içerik deseniz, incir çekirdeğini doldurmaz… Söyleniş şekliyle sıradan; ama altında ünlü birinin adı olunca akan sular duruyor. Kurşungeçirmez zırha bürünüyor. Tartışılamaz gerçekler grubuna konuyor. O, it kılı postal bağı söz, mecburen baş tacı ediliyor. Ya da o sözün arkasına sığınılıyor.

Kimileri, arkadaş listesindekilere tehditler yolluyor: Bana bakın, her gün sayfama bakmayacaksanız, ne işiniz var listemde; defolun gidin, diyebiliyor.

Ya şu dürtmelere ne demeli?Bilekten bağımsız bir el… Elin işaret parmağı, kıvrılmış geliyor size doğru… Yazıyor bir de “X, seni dürttü… Sen de onu dürt!” Olur, sökürdeli mi olsun dürtmem, sökürdesiz mi, diyesim geliyor her seferinde.

 Sökürde, ucuna metal kaplanmış, uzun sopadır. Mızrağın kibarıdır, anlayacağınız. Öküzle çift sürerken çiftçiler kullanırmış, öküzleri yönlendirmek için.

Sanırım bir işe yarıyor bu sosyal paylaşım siteleri: Rahatlıyoruz, terapiye ihtiyacımız kalmıyor. Gerçek yaşamda söyleyemediğimiz sözleri, gösteremediğimiz tavırları, saniyeler içerisinde ortaya koyuyoruz. Nasılsa okumadan, dinlemeden, izlemeden beğenip art arda tıklayanlarımız da var. Yaşasın, facebookun meydanları! Yaşasın, tık tık kahramanları!

 

Sultan KILIÇ   sultankilic44@hotmail.com 

 

 

 

Sultan KILIÇ   sultankilic44@hotmail.com 

46

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir