Sal. Kas 24th, 2020

 

Eğitimci Hasan Gül

 

1942-1943 yıllarında, o zamanki adı Mamazar olan köyümüzün Değirmenbaşı mezrasında oturuyorduk. Beş yaşındaydım. Evimiz tren yolunun çok yakınındaydı. Tren düdüğünün sesini duyduğumuzda yarmanın başına koşar izlerdik. Bizi gören makinist daha uzun çalardı düdüğü.

 

Maden taşıyan üstü açık vagonların üzerinde asker elbiseli insanlar olurdu. Onların Ermeni olduklarını söylemişlerdi. Onların bizim düşmanımız olduklarını söylemişlerdi. Onları taşlamamızı söylemişlerdi. Bizler de açık vagonların üzerindeki bu kişileri taşlardık. Onlarda bizi taşlarlardı. Daha sonra bu fikrin bizlere nasıl aşılandığımı babama sorduğumda köye gelen jandarmaların bu söylemleri empoze ettiğini söylemişti.

 

Olay, çocukluk yıllarımızda kaldı, unuttum. 1975 yılında Gümüşhane ilinde ilköğretim müfettişi olarak görev yaptığım yıllarda bölgemdeki bir öğretmen, beni memleketi olan Erzurum- Aşkale ilçesindeki aile evlerine davet etmişti. Yaşlı annesi vardı. Sohbet sırasında 1942 yılında Aşkale tren yolu yapılırken, İstanbul’un zengin Ermenilerinin buralarda çadırlarda, perişan olarak çalıştırıldıklarını söylemişti.

 

Daha sonra incelediğimde, 11 Kasım 1942 tarih 4305 sayılı kanunla çıkarılan varlık vergisi sonucu bu vergiyi ödeyemeyen çoğunluğu ermeni olan vatandaşların bu işlerde, zor koşullarda çalıştırıldığını öğrendim. Bizim tren vagonlarının üzerinde taşladığımız asker giysili Ermenilerin de bunlar olduğunu öğrendim.

32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir