Per. Kas 26th, 2020

kadın

 

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde Malatya Demokratik Kadın Platformu üyeleri, Emeksiz üst kavşağında bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Çok sayıda kadın ve erkeğin katıldığı eyleme meşalelerle katılan kadınlar, kadına yönelik politik ve sistemli şiddetin durdurulmasını istedi.

 

Demokratik Kadın Platformu adına basın açıklamasını sunan Canan İşlek “Erkek-devlet şiddetiyle katlediliyoruz” derken her gün yaklaşık beş kadının katledildiğini söyledi.

Kadınların babaları, kocaları, sevgilileri ve en yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete maruz kaldığını; yüzlerce kadın ve kız çocuğunun, tecavüze ve cinsel istismara maruz kaldığını sözlerine ekleyen Canan İşlek, kadınlara yönelik şiddetin ise politik bir olgu olduğunu belirtti.

 

“Yaşamın her alanında erkek-devlet şiddetiyle yüz yüze kalıyoruz” diyen İşlek, kendilerini korumak için meşru müdafaa haklarını kullanan kadınlara verilen cezaların, erkek yargı sistemi tarafından az bulunduğunu ancak kadınları katleden erkeklere verilen cezaların ise ”haksız tahrik, iyi hal, aşırı sevgi ve saygın tutum” gibi gerekçelerle indirime gittiğini belirtti.

 

Basın açıklaması sırasında sık sık “anaların gözyaşı, katilleri boğacak”, “kadına yönelik şiddet politiktir”, “erkek vuruyor devlet koruyor” sloganları atılırken Canan İşlek basın açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

 

“Erkek-devlet şiddetiyle katlediliyoruz! “

 

“Her gün yaklaşık beş kadın katlediliyor. Her yıl yüzlerce kadın babaları, kocaları, sevgilileri, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Yüzlerce kadın ve kız çocuğu tecavüze ve cinsel istismara maruz kalıyor. Yanı başımızdaki kadını korumaya çalıştığımız için, yemeği tuzsuz yaptığımız için, boşanmak istediğimiz için, aşklarına karşılık vermediğimiz için, barışmayı reddettiğimiz için, sadece kadın olduğumuz için, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğimiz farklı olduğu için şiddete maruz kalıyor, katlediliyoruz. Evimizde, kapımızın önünde, işyerimizde, sokakta, mecliste, kısacası yaşamın her alanında erkek-devlet şiddetiyle yüz yüze kalıyoruz.

 

Erkek yargı sistemi kendilerini korumak için meşru müdafaa haklarını kullanan kadınlara verilen cezaları az bulurken, nefret suçu işleyenleri ve kadın katillerini ”haksız tahrik, iyi hal, aşırı sevgi ve saygın tutum” gibi akla ziyan indirimlerle ödüllendirmektedir.

 

Savaşa karşı barışı ve yaşamı savunmaya devam edeceğiz!

 

Kürt illerinde devreye konulan OHAL uygulamalarıyla, Kürt sorununun çözümünde yeniden çatışma ve şiddetin dayatıldığı haziran ayından bu yana yüzlerce insan hayatını kaybetmiş, binlerce kişi gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Annesinin, cansız bedenini buzlarla kucağında sakladığı Cemile, Sur’da keskin nişancıların başından vurarak katlettiği 12 yaşındaki Helin, “galoş giyin” dediği için polislerce katledilen Dilek, Nusaybin’de kapısının önünde vurulan Selamet, ölü bedenleri kokmasın diye buzdolabında saklanan 35 günlük bebekler savaşın en acımasız yüzünü bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

 

Savaş kadına yönelik en pervasız şiddettir. Savaş ve baskıya karşı direnen, barış için mücadele eden kadınlara karşı en acımasız şiddet biçimleri devreye sokuluyor. Gözaltında cinsel işkenceler yapılarak, ölü ve çıplak bedenleri teşhir edilerek kadınlar üzerinde korku hegemonyası oluşturmak isteyenlere cevabımız şudur: inadına barış, inadına eşitlik, inadına direniş!

 

Saray ve AKP tarafından desteklendiği ayan beyan ortaya çıkan IŞİD vahşetinin boyutları günden güne büyüyerek derinleşmektedir. Diyarbakır, Suruç ve Ankara’da sonra Beyrut ve Paristeki katliamlar Sincar’da ortaya çıkan Ezidi kadınlara ait bir toplu mezar yürütülen kirli savaş politikalarının sonucudur. Biz kadınlar; diktatörlüğe, tekçiliğe, gericiliğe ve militarizme karşı özgürlükleri, barışı ve bir arada yaşamı savunduk, savunmaya devam edeceğiz!

 
İş güvencemiz, yaşam güvencemiz için direniyoruz!

 

Zaten alabildiğine sınırlanmış olan iş güvencemizin, 1 Kasım seçimlerinin hemen akabinde 657 sayılı yasada değişiklik yapılarak tamamen ortadan kaldırılmasının gündeme getirilmesi tesadüf değildir. Savaş bütçesi hazırlığında olan AKP hükümeti kamu personel rejiminin son halkası olarak iş güvencemizi ortadan kaldırarak, güvencesiz, sendikasız, örgütsüz emekçiler yığınında biat kültürünü geliştirmek istiyor. Ev içi bakım emeği annelik kutsanarak kadının asli işi olarak sunulurken, esnek ve yarı zamanlı çalışma biçimleriyle güvencesizlik kadın emekçilerden başlatılarak temel çalışma biçimine dönüştürülmek isteniyor.

 

Biz kadınlar, erkek-devlet-sermaye işbirliğiyle yaşamımızı kuşatma altına alan saldırılara karşı, yaşam alanlarımıza, toprağımıza ve doğaya dönük talana karşı, kentlerimiz üstünde oluşturulan ablukaya karşı, toprağımızdan bizi koparan şiddet, baskı ve zora karşı; emeğimize, bedenimize ve kimliğimize sahip çıkıyoruz!

 

Erkek Devlet şiddetinin son bulması için,

 

Kadın cinayetlerini durdurmak için,

 

Tacize ve tecavüze, haksız tahrik indirimlerine son vermek için,

 

Gözaltında cinsel işkence insanlık suçudur demek için,

 

Nefret suçlarına dur demek için,

 

Güvencesiz, kayıt dışı, kölece çalışmaya hayır demek için,

 

AKP’nin kadın düşmanı politikalarını durdurmak için,

 

Cizre, Suruç, Nusaybin ve Ankara katliamlarının hesabını sormak için,

 

Savaşa karşı onurlu bir barışın inşası için,

 

Tüm kadınları dayanışmayı büyütmeye, 25 Kasım direniş mirasına sahip çıkmaya davet ediyoruz.

 

Yaşasın örgütlü kadın mücadelemiz!

 

Jin, jiyan, azadi ! ”

 

 

 

 

 

53

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir