Per. Eki 22nd, 2020

 

                              

 

Belediyenin itfaiye ekibi, su dolu tanker ve yangın söndürme tüpleriyle geliyor. Okulun bahçesine kuru tahtaları yığıyorlar. Tahtaları tutuşturmaya çalışıyorlar; ama bir türlü tutuşturamıyorlar. Öğrenciler, kopya hazırladıkları kâğıtları tahtaların arasına sokuşturarak yardımcı oluyorlar. Alevler gökyüzüne yükseliyor.

Hani, tüm il ve ilçelerimizde valiliklere bağlı Sivil Savunma Müdürlükleri- İl Afet ve Acil Durum Müdürlükleri vardır. Görkemli binaları, pek çok elemanı, araç- gereci olan bu müdürlükler, Türkiye’yi örümcek ağı gibi sarmışlardır.

Mahalle muhtarlıkları da doğal Sivil Savunma Kılavuzluğunu üstlenmişlerdir.

Bununla da yetinilmemiş, tüm resmi kurumlarda sivil savunma ve kurtarma ekipleri oluşturma zorunluluğu getirilmiştir.

Okullarımız, bu örgütlenmenin en zorunlu olduğu kurumlardır. Okul müdürü, sivil savunma ve kurtarma ekibinin başkanıdır. 130 kiloluk ağır gövdeye sahip olması bile önemli değildir. Nasılsa listede adının yazılı olması yeterlidir. Müdür yardımcıları, organizasyonda gösterilir. Beden eğitimi öğretmenleri, kurtarma bölümüne; bayan öğretmenler, acil yardım- sağlık bölümüne yazılır.

Kurtarma ekibinde görevlendirilen idareci ve öğretmenlerin adlarının yer aldığı liste, çerçeveletilerek okulun koridoruna asılır; zorunludur.

Zorunlu işlemlerden biri de ‘yangın köşesi’ yapmaktır. Duvara kazma kürekler asılır. Yerden iki karış yükseklikte, basamak şeklindeki kürsüye de su dolu kovalar dizilir. Okulların tarihinde bu yangın köşelerindeki kazma, kürek ve su dolu kovaların kullanıldığı görülmemiştir.

Bir de okul duvarlarına asılan, belli tarihlerde kontrollerinin zorunlu olduğu yangın tüpleri vardır ki bunların kullanımını pek kimse bilmez.

Sivil Savunma Haftaları, müthiş etkinliklerle dolu dolu geçer. Yılın birinde lise öğrencileri bahçede toplanıyor. Kendiliklerinden değil tabi, idarecilerin emriyle. Belediyenin itfaiye ekibi, su dolu tanker ve yangın söndürme tüpleriyle geliyor. Okulun bahçesine kuru tahtaları yığıyorlar. Tahtaları tutuşturmaya çalışıyorlar; ama bir türlü tutuşturamıyorlar. Öğrenciler, kopya hazırladıkları kâğıtları tahtaların arasına sokuşturarak yardımcı oluyorlar. Alevler gökyüzüne yükseliyor.

İtfaiye müdürü, elinde yangın tüpüyle öne çıkarak bu tüpün mandalını şöyle açacaksınız, diyerek gençlere gösteriyor. Tüpü alevlere sıkıyor… Fıssss, tüp boş. Caka ile öne geçen itfaiye müdürü, elinde tuttuğu tüpün rengini alıyor. İtfaiye erleri, müdürlerine başka bir tüp koşturuyorlar. Tutuşturuyorlar tüpü müdürlerinin eline.

Biraz azalmış; ama sönmemiş cakasıyla yangın söndürme tüpünün mandalını açarak alevlerin üstüne boşaltıyor köpüğü müdür. Alevler öyle coşmuş ki ne köpüğü ne de cakalı müdürü tınıyor.

Zorla yaktıkları, okulun boş bahçesinin ortasına elleriyle yaktıkları ateşi söndüremiyorlar. Tatbikat yapacağız diye onlarca tüp harcıyorlar. Öğrencileri derslerinden alıkoyuyorlar. Telaş ve biraz da utançla tankerin hortumunu dayıyorlar bir kucak tahtayı söndürmek için.

Deprem olduğunda da öğrenciler sarsıntı şokundayken, okulun bahçesini bırakın, karşıdaki kaldırıma kaçan öğretmenleri görüyoruz.

 Son yıllarda bu yangın ve deprem tatbikatlarını öyle abartır olduk ki neredeyse bir hafta şenlik yapıyoruz. Öğrencilerin, çalışanların rol dağıtımı yapılıyor. Yaralı rolünü üstlenenlere sargılar sarılıp boyalar sürülüyor. Sedyelere alınan sözde yaralıların inlemesi, arşa çıkıyor. Basın da bu gösterileri ballandırarak göklere çıkarıyor, gerçeği aratmadı, diyerek.

Trilyonlar harcanan, haftalarca süren deprem ve yangın tatbikatları ne kadar işe yarıyor? Bu pahalı tatbikatlarda epeyce eğlendiğinizi biliyoruz, görüyoruz. Gerçek, tatbikata, hele hele de sahne gösterisine çevirerek eğlendiğiniz tatbikatlarınıza hiç benzemiyor değil mi?

 

Sultan KILIÇ    sultankilic44@hotmail.com 

54

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir