Çar. Eki 21st, 2020

 

 

Eğitimci Hasan GÜL

 

Gümüşhane’de ilköğretim müfettişi olarak çalışıyordum.1978 yılında teftiş bölgem Torul ilçesi idi. Üç kişilik bir teftiş gurubu idik. Gurupta rahmetli Mehmet Ali Gül ile Rizeli bir ağabeyimiz Ferdi Kartal vardı.

 

Ocak ayı içinde Zigana dağına tırmanan kara yolu çevresindeki okulların denetimine gitmiştik. Köprübaşı köyü ile Zigana geçidine kadar olan bölümde dört okulumuz vardı. O nedenle orada birkaç gün kalacaktık. Kalkanlı köyündeki bir otelde yer ayırdık. Köyde otelden söz ettiğimde, köyde otel ne arar, deyişinizi duyar gibiyim.

 

Anlatayım. Zigana dağı Gümüşhane Trabzon arasındaki yüksek dağdır. Zigana geçidi, dağın geçilebilir yeridir. Kışın kar yağdığında, hele don olduğunda bu dağı aşmak çok zor olur. Kalkanlı köyü bölgesine gelen araçlar, dağa tırmanamaz kalırlar. Araç sürücüleri ve yolcuların barınması amacıyla köylüler, çoğunluğu ahşap evlerden bozma oteller oluşturmuşlar. Bir geçim kaynağı bulmuşlar. Şimdi dağın altından tünel açılarak sorun çözülmüştür.

 

Köye gidişimizin ikinci günü idi. Yoğun kar yağışı vardı. Ders bitiminde birkaç öğretmenle birlikte otelin altındaki kahvehanede oturuyorduk. Kar hızlanmıştı. Gelen araçlar, dağı aşamıyor otel ve kahvehanelerin olduğu yerde kalıyorlardı. Oturduğumuz kahvehane tıklım tıklım dolmuştu. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk, kimi dersen…

 

O zaman sigara içme yasağı da yoktu. Yoğun bir sigara dumanı vardı. Kalabalığa yer vermek amacıyla bizler, çay ocağına yakın bir masaya geçtik. Bir ara çocuk denecek yaşta bir kadın, kucağında bebeği, garsonla bana doğru geldi. Bir kolunda bebeği, bir kolu ile boynuma sarıldı. Siz Malatya Yeşilyurt’tan öğretmenimsiniz. Çocuğum donuyor, yatağınızı alacağım, dedi. Şaşırmıştım. Toparlanıp konuşacaktım ki müfettiş ağabeyimiz otel görevlisini çağırdı. Bu kadına ve bunun gibi çocuklu kadınlara odamızı ver, talimatını verdi. Öğrencim olduğunu söyleyen kadın, geleceğim, dedi ve hızla merdivenleri çıktı, otel bölümüne gitti.

 

Odamızdan eşyalarımız getirildi. Okul müdürü ile okula gittik. Müdür odasının sobası yakıldı. O gece koltuklarda, öğretmenlerin getirdikleri minder ve battaniyelerden yararlanarak yattık. Sabahleyin kahvehaneye gittiğimizde kimse yoktu. Gece ekipler yolu açmış, araçlar ve yolcular gitmişti.

 

Otel sahibi bana bana bir kâğıt uzattı. Bana öğretmenimsiniz diyen kadın özetle; öğretmenim, bebeği yatırdıktan sonra aşağı indim, yoktunuz. Sabaha karşı yol açıldı, gidiyoruz. Yeşilyurt Atatürk İlkokulu’nda 1971 yılında öğretmen Nurdan Bentli’nin öğrencisi olarak mezun oldum. Müdürümüz idiniz. Sizi hiç unutmayacağım, ellerinizden öpüyorum. Banu.

 

Banu’yu tanımam mümkün değildi. Yeşilyurt Atatürk İlkokulu, bin öğrenciye yakın mevcutlu bir okuldu. Okul müdürü olarak öğrencileri tanımam olanaksızdı. Sordum, soruşturdum, Banu’nun, ailesi ile birlikte Yeşilyurt’tan ayrıldığını öğrendim. Bir daha da kendisinden haber alamadım.

65

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir