Paz. Oca 17th, 2021

Haber Türk’te Fatih Altaylı: “Türk silahlı kuvvetleri, hep savunmada kaldı. Oysa hep taarruzda olmalıydı, hep bombalamalıydı, hep rahatsız etmeliydi.” diyor. Barış için çözüm önerileri, yolları sunacağına öldür, diyor.

 Kolay tabi stüdyoda oturup gidin öldürün, demek. Fatih Altaylı, kolaysa gidip siz savaşın. Size engel olmayacağımıza söz veriyoruz. Cepheye gidin, çok istiyorsunuz madem, buyurun siz savaşın…

 

Malatya’nın ana caddelerinin birinde, iğreti tuttuğu her halinden belli olan tüfeğiyle bir er… Sarışın, orta boylu, beyaz tenli, mavi gözlü bir bebek duruyor karşımda. Araçtan inmiş, mağazadan her an çıkacak olan komutanını bekliyor belli ki. Açık mavi gözler, uzaklara bakıyor; endişeli, tedirgin, hatta korku dolu. Kucağındaki silahsa hiç yakışmıyor, oyuncak tutar gibi taşıyor tüfeği. Eline zorla tutuşturmuşlar gibi.

Öyle küçücük ki daha on sekiz yaşında bile görünmüyor. Bu çocuk, nasıl taşır bu ölüm makinesini? Bu çocuk, nasıl savaşır? Nasıl öldürebilir bir insanı? Ölüm hendeklerinde kulağının dibinden geçen kurşunların altında yüreği patlamadan nasıl kalır? Bu çocuk, nasıl ölür?

Asker uğurlamalarında buruk bir tat vardır. İnsanın içini sızlatan, gidip de geri gelmeme tadında bir acılık… On yedisini doldurmuş bu çocuklar, bana öyle gelir ki hep desinlere kurban edilir. Kınalar yakılır ellere. Hısım akraba, konu komşu, askere yollanacak bu çocuğu uğurlamaya gelirler. Cebine harçlık koyarlar. Şapur şupur öper, sırtını sıvazlarlar ‘aslanım’ diyerek. Boynuna emzik takar, omuzlara alırlar ‘en büyük asker bizim asker’ diyerek.

Bunca tören, bunca öpme yağlama, övme varken nasıl vazgeçer bu çocuk askere gitmekten? Omuzlardan yolculuk otobüsüne atılan çocuk, nasıl desin ben gitmeyeceğim, ölmek istemiyorum, korkuyorum anne, diye. Nasıl ağlasın, öldürmek ve ölmek istemiyorum, ölmekten korkuyorum anne, nasıl desin?

Bir ülke ki cumhurbaşkanı, intikamımız büyük olacaktır, der. Haber sunucuları, köşe yazarları, bilim ve siyaset adamları; savaş çığırtkanlığı yapar. Başbakanı;Amerika devlet başkanından telefon almakla övünür. İsrail’le kapışır gibi görünüp el altından insansız savaş uçakları alışverişi yapar. Halk da yöneticilerine benzer.

Haber Türk’te Fatih Altaylı: “Türk silahlı kuvvetleri, hep savunmada kaldı. Oysa hep taarruzda olmalıydı, hep bombalamalıydı, hep rahatsız etmeliydi.” diyor. Barış için çözüm önerileri, yolları sunacağına öldür, diyor. Kolay tabi stüdyoda oturup gidin öldürün, demek. Fatih Altaylı, kolaysa gidip siz savaşın. Size engel olmayacağımıza söz veriyoruz. Cepheye gidin, çok istiyorsunuz madem, buyurun siz savaşın…

Malatya’da bir grup, şehitleri anma yürüyüşü düzenliyor. Parti bayrakları, bir boz hayvanı simgeleyen parmak işaretleri eşliğinde sallanıyor. “Dişe diş, kana kan, intikaaaaaaaam intikam!” nidaları yükseliyor. Aynı grubun önündeki arabanın arka camında “şehitler ölmez, vatan bölünmez” yazıyor. Aracın pencerelerinden bellerine kadar çıkan gençler, hayvanı simgeleyen parmak işaretleriyle kendilerini paralıyorlar, tüm yürüyüşçüler gibi. Bu araçtan çıtsak çıtsak, şıkıdım şıkıdım bir oyun havası da yükseliyor. Basın çalışanlarından birine “düğüne mi gidiyor bunlar oyun havalarıyla” diyorum.

Ellerindeki pankartların birinde “Genelkurmay, bizi de askere al.” yazıyor. Askerliği zorunluluktan çıkarıp gönüllülere bıraksalar, anlaşılacak o zaman kimlerin sadece bağırmayı sevdiği. Kent merkezinde, güvenli ortamda, kürsülerde ‘vatan sana canım feda’ demek kolay.

Şehit haberlerinden sonra sokağa çıkanlar, bağırdıkları sloganları yüreklerinde hissedebiliyorlar mı? Beyinleriyle algılayabiliyorlar mı, kuşkuluyum bu durumda.

Tarlasının bir karış toprağı karşı tarafa geçti diye baba, oğlunu; oğul, babasını öldürür. Sonra da caddede bağırır “vatan için canım feda” diye. Bir karış toprak için babanı öldür. Sonra da soyut bir vatan kavramı için canım feda, de.

Anaların da içlerinden gelerek “vatan sağ olsun” dediklerine inanamıyorum. Bir ananın vatanı, çocuğudur. Çocuğu öldürülmüş bir ananın vatanı da öldürülmüştür. Öldürülmüş olan bir vatana “sağ olsun” denir mi? İnsansız bir toprak parçası, vatan olabilir mi?

 

Sultan KILIÇ    sultankilic44@hotmail.com

 

 

  

66

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir