Per. Ara 3rd, 2020

4

  MARAŞ KATLİAMINDAN NASIL KURTULDUK?

 

1945 Malatya’nın ……. ilçesine bağlı ……… köyünde doğmuş olan M. A. K. katliamda Maraş’taydı. 1978’de Maraş Katliamı sırasında, Maraş …….’nde müdür olan M. A. K. anlatıyor:

                                                          MARAŞ SOKAKLARI KALABALIKLAŞIYOR

 

Bir süredir, dikkat çekici şekilde Maraş’ın sokakları kalabalıklaşmıştı. Seyyar satıcılar, simitçiler, ayakkabı boyacıları da çoğalmıştı. Sadece dikkatimi çekmişti bu kalabalıklaşma. Maraş katliamından sonra, demek ki bunun içinmiş, dedim.

Yılbaşı yakındı, ………’nin ödeneği de vardı daha. Ambar memurunun tespit ettiği ihtiyaç listesini alıp yaya olarak yola çıktık. ………i, kent merkezlerinde olmaz. Maraş ……..i de kentin dışındaydı. Ödeneğimiz olduğu halde, şoför, ……..i aracına, yakıt alamamıştı. Maraş, zaten dağın yamacına kurulmuştur. Şoförle yaya indik dağdan, Yörükselim’den kent merkezine geldik. Damlarda, çatılarda öbek öbek toplandığını gördüm insanların. Yol kenarlarında grup halinde yürüyenler vardı. Bir gün önce sol görüşlü iki öğretmen öldürülmüştü. Sütçü İmam Meydanı’na öldürülen öğretmenlerin cenazeleri getirilmişti. Endişeli bir bekleyiş, sıkıntılı bir hava, gergin bir ortam vardı Maraş’ta.

mr10

                                                  CAYIR CAYIR YAKILIYOR MARAŞ

 

Alışverişten sonra ………’ne dönmek istedik; ama dönemedik. Cenazelerin başında toplananların yolunu, başka bir grup kesmiş. Karşılıklı slogan atıyorlar. Bu durumda arka sokaklardan dolaşarak, ………ne vardık. ………….ne ulaşmıştık ki silah sesleri duyulmaya başladı. Silah sesleriyle birlikte Maraş’ın üstünü kapkara bir duman kapladı. Şehirden sürekli silah sesleri gelince, her yandan dumanlar da yükselince, ……………..larla görüşmek gereğini duydum. ………….ların nabzını yoklayacaktım. Bu kargaşadan yararlanarak ….

…………..lara, bu durumda ne yapacaklarını açık açık soramazdım; ama bu anlama gelecek sorular sordum. Hepsi beni çok severdi, yaşça benden büyük olanlar bile, bana baba derdi. Bana güvence verdiler: “ Müdürüm, siz burada görevli olduğunuz sürece, ………de herhangi bir olay çıkmayacaktır. Bizden yana kayıtsız olun. Siz bir an önce gidip çoluk çocuğunuzu kurtarın.” dediler.

………….i memurlarından M. K., beni motosikletinin arkasına alarak şehre doğru yola çıktı. Olay çıkaran, taşkınlık yapan, evleri yakan güruh, yollarda bir de kimlik kontrolü yapıyordu. Kentin tek hâkimi bunlardı. M., Maraş’ın ara sokaklarına daldı.O kalabalığın, saldırgan grubun ellerinde uzun menzilli silahlar, baltalar, satırlar ve benzin dolu bidonlar vardı. Gözü dönmüş saldırgan grup, “Ya Allah, Bismillah; Allah-u Ekber” nidalarıyla coşmuş, saldırıyor, yakıyor, yıkıyor, parçalıyor, yağmalıyor, öldürüyordu. Bu durumda tüm insanlar için bile endişelenemiyorsunuz, kendi canınız bile ikinci planda kalıyor. Evde eşim, üç küçük çocuğumuzla… Başlarına ne geldi? Bu saldırganlar, kapıyı kırıp içeri girdiler mi? Yavrularımı, eşimi öldürdüler mi; evi ateşe verip sevdiklerimi diri diri yaktılar mı? Arka arkaya sorular uçuşuyor. Endişeden, kalbim yerinden çıkacak sanki. Ev göründüğünde evden dumanlar yükselmiyordu; ama ya ölüleriyle karşılaşırsam, diye kaygım arttı bu kez. Neyse ki korktuğum olmadı. Eşimi, üç küçük çocuğumuzu çok korkmuş olarak buldum.

tek başına

TESLİM OLMAYACAKTIM, ÇARPIŞARAK ÖLECEKTİM

 

Oturduğumuz ev, iki katlıydı. Sokak kapısının ardına kalas dayadım. Sonra dama çıktım. Karşımızda Fatma teyze otururdu. Fatma teyze, herkese yardım eden, herkese iyilik eden dünya iyisi bir kadıncağızdı. Fatma teyze, bir Sünni’nin evinde kiracı olarak oturuyordu. Fatma teyzenin eşyalarını balkondan aşağı attılar. Eşyaları tutuşturdular, Fatma teyzeyi yanan eşyaların içine attılar. Fatma teyzenin çırpınışları, çığlıkları, bugün olmuş kulaklarımdan gitmiyor. Şu anda anlatırken bile kadıncağızın, yanan eşyaların arasından kurtulmaya çabalayan çaresiz hali, yuvalarından dışarı fırlamış gözleri, gözlerimin önünden gitmiyor. Aleviler, solcular bir Sünni’nin evinde oturuyorsa, evi yakmıyorlardı. Eşyaları evden dışarı atıp insanlarla birlikte dışarıda yakıyorlardı. Ev, Alevi’ninse, evle birlikte yakıyorlardı insanları ve eşyaları.

Sıra bize geliyordu. Yanımda kötü bir Kırıkkale tabanca ve otuz üç kurşun vardı. Silaha davrandım; ama eşim engel oldu. Eşimin daha mantıklı davrandığını o an sezemezdim, sonradan anladım.  Onlar, uzun menzilli silahlarla, sınırsız mermiyle, sürü halinde saldırıyorlardı. Bendeki silahın patlaması, onların saldırısını hızlandıracaktı sadece.Bir kapıya, bir pencereye gidiyordum; bir dama çıkıyordum. Her an kapıyı kırıp içeri dalabilirlerdi. Çocuklarımı ve eşimi gözlerimin önünde işkenceyle öldürebilirlerdi. Ya da beni sevdiklerimin gözleri önünde öldürerek, onlara işkence edebilirlerdi. Bunlar hep yaşandı. Damda, briketten örülmüş yarım bir duvar vardı. O yarım duvarı, yerinden oynatarak öylece bıraktım.

Kapıya dayandıklarında, duvarı aşağıdaki saldırganların üstüne yıkacaktım. Kırıkkale tabancamla otuz üç kurşunu da üstlerine boşaltacaktım. Nasılsa bizi öldürecekler, bari biz ölürken onlardan da öldürebileceğim kadar öldüreyim, dedim.Eli kolu bağlı ölmeye niyetim yoktu. Çarpışarak ölecektim. Damdaki çamaşırlığın demirini de söktüm. Demirin ucundaki betonla demiri, balyoz gibi kullanabilirdim. Sürekli plan yapıyordum. Çocuklarımız da dâhil kırk sekiz saat hiç uyumadık. Yemedik, içmedik. Her an yakılma, öldürülme endişesiyle evde kıvrandık.

katliam

                       O GÜNLER GİDE DE BİR DAHA GERİ GELMEYE

 

( Bu arada M. A. K.’ın eşi S. Hanım, dayanamıyor. Söze giriyor, eşinin söylediklerine ek sözler söylüyor ya da onları onaylıyor. Sıkça söylediği söz: “ Oooy oy, o günler mi; o günler gide de bir daha gelmeye. Maraş’ta bize yaşatılan o işkence, ömrümüzden ömür çaldı. Çocuklarımıza gözlerimizin önünde işkence ederek mi bizi öldürmekten beter edecekler; yoksa bizi çocuklarımızın gözleri önünde öldürerek çocuklarımıza mı acı çektirecekler? Sonra da öldürecekler? Hep bu sorularla, bu kaygıyla acı çektik. Acıların, işkencelerin en yoğununu yaşattılar bize. Komşumuzu ateşin içine attılar, yaktılar kadıncağızı. Bir başka komşumuzu da çocuklarının ve bizim çocuklarımızın gözleri önünde kafasını baltayla parçalayarak öldürdüler. Daha ötesi var mı bunun? İşkence nasıl olur, ölüm nasıl olur? O işkenceleri yaşayacağıma, dünyaya gelmeseydim keşke.” diyor. Yine M. A. K. anlatmayı sürdürüyor.)

Sonradan öğrendik ki bir gün önceden Alevilerin, solcuların evleri ve iş yerleri işaretlenmiş. İşaretli evleri ve iş yerlerini yakmışlar. Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları mahalleleri ateşe vermişler. Kadın, çocuk, bebek, ihtiyar, hamile dememiş öldürmüşler. Kızlara, kadınlara tecavüz etmişler. Evleri, dükkânları yağmalamışlar. Duyduklarımızın dışında, insanları öldürdüklerini, mallarını yağmaladıklarını gözlerimizle de gördük. Katliamı tüm çirkinliğiyle, acımasızlığıyla yaşadık. Yanık et kokularını solumak zorunda kaldık. İki gün, iki asır gibi geldi. İşkence altında iki koca asır…

Olaylar, cuma namazından sonra başlamıştı. Pazartesi sabahı, bir askeri cemse kapımıza geldi, içindeki on kadar erle. Anası Malatyalı bir binbaşı vardı Maraş’ta. Anası Malatyalı olduğundan bana dayı, derdi. Bana dayı diyen binbaşı, askeri cemseyi göndermiş bizim eve. Cemsede on kadar er vardı. İki günün iki asırlık işkencesini yaşadığımız evimizin kapısından çıkamazdık. Uzun menzilli silahlarla taranırdık. Yandaki komşumuz Sünni’ydi. Onlara bir şey yapmazlardı. Oturduğumuz evin damından, komşumuzun damına atladık. Onların kapısından çıkarak askeri araca koştuk. Alevi Sünni çatışması, komşular arasında olmamıştı. Aleviler camiyi bombaladı, iftirası dilden dile yayıldı. Halkı kışkırtmak için her yolu denediler. Dışarıdan getirilen gruplar ve MHP’li -Ülkü Ocaklı saldırganlar, silahlandırılmıştı. Şimdilerde “derin devlet” iddiaları var, Milli İstihbarat Örgütü parmağı iddiaları var. Bunları çözmek, açığa çıkarmak, kanıtlayabilmek umarım bir gün, çok gecikmeden bir gün gerçekleşir. Biz sadece gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, Maraş’ta yaşarken duyduklarımızı anlatıyoruz. Gerçeği ortaya çıkarmak, devletin görevidir. Gördüklerimiz, işittiklerimiz, yaşadıklarımız bunlardı.

8

                    KOMŞUMUZUN KAFASINI BALTAYLA PARÇALADILAR

 

Üç çocuk, eşim ve ben; beş kişi cemseye bindik. Bu arada komşularımızdan Sarızlı bir aile de bizim cemseye bindiğimizi görünce, cemseye koştular. Kadın ve altı çocuk, cemseye binmişti ki,silahlı saldırganlar yine “ Bismillah Ya Allah, Allah-u Ekber” “Komünistlere ölüm!” bağrışlarıyla hücuma geçtiler. Kadının kocası cemseye binememişti henüz.Saldırganları gören cemse sürücüsü er, bizi de öldürecekler, diye gazladı. Komşumuz kadının kocası, cemseye bir tutundu, binemeden yere düştü. Yerden kalktı, koştu, cemseye bir kez daha tırmanmaya çalıştı. Cemse hızla kaçıyor, içindeki on silahlı erin bile gözü kesmiyor, asker bile kaçmakta buluyor kurtuluşu. Adam, ikinci tırmanışında da başarısız oldu. Yere düşer düşmez saldırganlar yetişti.Eşinin, çocuklarının, hepimizin gözleri önünde adamın kafasını baltayla parçaladılar.

Dinleyenler, masal anlatıyorum sanmasınlar. Bu vahşeti Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenliğinde Maraş’ta yaşadık. Maraş’ta, geliyorum, diyen felaketi biz bile sezmişken, hükümet nasıl sezmiyor? Bile bile seyrettiler, hiçbir önlem almadılar. Daha sonraki ölü ve yaralı sayısını da çok az gösterdiler. Yüzlerce insan katledildi, ev ve iş yeri yakıldı, yağmalandı. İşlerine geldiği şekilde açıklamalar yaptılar daha sonra. Olaylar, bir hafta sürdü. Ankara’da devlet var görünüyordu. Maraş’ta hükümet, iş başında görünüyordu. Yağmacı katiller iş başındaydılar. Maraş’ta katiller, yağmacılar, tecavüzcüler egemendi.  19 Aralık 1978’de cuma namazından çıkışta başlattıkları katliam, 26 Aralık 1978 tarihine kadar sürdü.

Dışarıdan içeriye, özgürlükten tutsaklığa,  ölümden yaşama, evimizden ……….’e kaçıyorduk. Yolda askeri cemseyi bile durdurup kimlik kontrolü yapacak kadar pervasızdı bu saldırganlar. Asker, hastaneye yaralı götürüyoruz, diyerek kurtuluşu sağlamayı deneyecek kadar güçsüz bırakılmıştı Maraş’ta. Cemsenin önüne hemen bir taksiyi yanlamasına bırakıp yolumuzu kesiyorlardı. Asker de yalan söyleyerek kutuluyordu ellerinden.Maraş’ta kan gövdeyi götürdü. Dumanlar, arşa yükseldi. Anaların karnındaki bebekler, delik deşik edildi. Genç kız ve kadınlara tecavüz edildi. İhtiyarlar, yerlerde sürüklendi, kafaları taşla ezildi. Evler ve iş yerleri yağmalandı, yakıldı. Hükümet yetkilileri, asayiş sağlandı, diye demeçler verdi. Daha sonra öğrendim ki Maraş katliamı sırasında görevde olan vali ve emniyet müdürü, takdirname ile ödüllendirilmiş.

2

                            ÖZGÜRLÜKTEN TUTSAKLIĞA CAN ATTIK

 

Üç gün ……….’de kaldık. Canımızı, askeri araçla kaçarak ………..’e sığınmakla kurtarabilmiştik. ……….’rın, Adıyaman’a dağıtım sevklerinin onayı gelmişti. ………’la birlikte biz de ailece Adıyaman’a geçecektik. Adıyaman’a gitmeden önce, babaları gözlerinin önünde kafası baltayla parçalanarak öldürülen çocukları, amcalarını buldurarak amcalarına emanet ettik. Can korkusu bir yandan, komşumuzun hunharca katledilmesinin dayanılmaz görüntüsü bir yandan, o çocukların, kadının ağıtları bir yandanTaş olsaydı erirdi, toprak olduk dayandık. Neyse, kadını ve çocuklarını akrabalarına emanet ettikten sonra, ……….. sevkiyle birlikte önce Adıyaman’a, oradan da Malatya’ya geçtik. Kış günü, üstümüzdeki elbiselerimizden başka bir şeyimiz yoktu. Öylece A. K. amcamlara gittik. Eşimi ve çocuklarımı Malatya’da bırakıp görev yerime, Maraş ………….’ne döndüm. Savaş artığı, yangın yeri bir Maraş vardı karşımda. Tayinimi istedim, artık bu şehirde duramazdık. Galiba zorunlu göç, böyle bir şeydi. Zaten Maraş’taki Alevilerin, solcuların yüzde doksanı Maraş’tan kaçtı. Buna “göç” bile diyemiyorum.

6

                                     OTOBÜSÜ KAÇIRINCA KURTULDUM

 

………..’i daha güvenliydi dışarıdan. Çocukları Malatya’da bırakmıştım. Kendim de müdürü olduğum ………’de kalıyordum. Birkaç ay sonra istediğim tayin onayım geldi. Hatay’a gidecektim.  Eşim ve çocuklarımla birlikte Malatya’dan Hatay’a gittik. Hatay’da bulduğumuz ev, bodrum katıydı. Gücümüz de ancak buna yetiyordu. Verilen yolluk, taşınma masrafımızı asla karşılamıyordu. Bulduğumuz bodrum katında, bizden önce bir eczacı oturuyormuş. Eczacı, birkaç ay önce öldürülmüş. Odalarda yatamıyorduk. Daha korunaklı olur diye, ara koridorlarda yatıyorduk. Öyle de oldu, bir gün evimizi taradılar; ama yatak odası boştu. Böylece kurtulduk.

Bir yıl Hatay’da kaldıktan sonra beni Van’ın Erciş ilçesine atadılar. Verilen yolluklar, yol ve taşınma masrafını karşılamıyordu. Borçtan kurtulmadan başka bir yere atıyorlardı. Van’a ailemi götüremedim bu yüzden. Eşimi, çocuklarımı yine Malatya’ya bıraktım. Van için verilen yolluk, ancak Malatya’ya getirebilmişti bizi. Van otobüsüne biletimi almıştım. Otobüsü kaçırırım endişesiyle hep hareket saatinden bir saat önce, garajda olurum. Bu kez vedalaşmak için A. K. amcama uğradım. A. K. amcamla nasıl derin bir sohbete dalmışsak, Van otobüsünü kaçırdım. İlk kez başıma geliyordu, biletim yanmıştı. Canım sıkıldı, üzüldüm, kendime kızdım. Benim kaçırdığım otobüs, Van’a varamadan Hazar gölüne yuvarlanmıştı. Epey insan ölmüştü. Yolcu listesinde adım olduğundan, haberlerde ölenler arasında benim adım da okunuyor. ………….’te radyodan M. A. K. da ölenler arasında, diye adımı duyan ailem ağıtlar yakıyor. Ev, yas evine dönüyor. A. amcam, hayatımı kurtarmıştı, tatlı sohbetiyle beni otobüse geç göndererek.

3

                                           ÇORUM’U DA YAKTILAR

 

Erciş’te, genel müdüre durumumu anlatan bir mektup yazdım. İki ay sonra tayinim çıktı. Bu kez de Çorum’a atanmıştım. Borç alarak, Çorum’a gittik. Çorum’un Sungurlu ilçesine gittik. Nereye gitsem, olaylar da benimle oraya geliyordu sanki. Biz, Sungurlu’dayken de Çorum’u yaktı, yağmaladı, yüzlerce insanı hunharca katlettiler.

Maraş ……… müdürüyken, M. T.’la yemek yiyoruz. M, büronun temizlik ve posta işlerine bakıyordu. Sohbet sırasında ben: Olaylar çok olmaya çok, önemli olmaya da önemli; ama en önemli sorun, Kürt sorunu. Kürt sorunu bir an önce çözülmeli.Kürtlerin kültürel hakları tanınmalı. Özellikle de dil özgürlüğü; anadilde eğitim haklarının kısıtlanmaması gerekir. En azından, Kürtçe, seçmeli dersler arasında yer almalı.” dedim.  O Kürt M:” Aman sus müdürüm, seni tutuklarlar.” dedi.

Kürtler, çok bedel ödediler, çok acı çekerek bu aşamaya geldiler. Kolay kazanılmadı bu haklar. Kimse Kürtlere hak vermedi şimdiye kadar.Kürtler, ağır bedeller ödeyerek aldılar bazı haklarını.

mr12

      YANGIN YERİ YÜREĞİM, ŞİİRDE TESELLİ BULUYOR

 

Maraş’ta, Kürt sıfatını Aleviler için kullandıklarını sonradan öğrenmiştim. Maraş, bana çok şey öğretti. Herkes, kendimi bildim bileli şiir yazıyorum, diyebilir; ama ben, Maraş katliamını yaşadıktan sonra şiir yazmaya başladım.O vahşeti, o katliamı yaşadım da mı kendimi bildim; yoksa o vahşet mi duygularımı, düşüncelerimi kamçıladı, ayırt edemiyorum. Katliam sırasında özgürlükten kaçarak ………’e, tutsaklığa sığınmıştık. Sanırım, duygu ve düşüncelerimde de iç dünyama koşuş başladı. “……………” adlı bir şiir kitabım yayınlandı. Biri de yayına hazır. İçimdeki Maraş yangınının külleri, şiirle onarıyor, yüreğime açtığı yaraları… diyor Sayın M. A. K.

Maraş Katliamı’ndan arta kalan bu yaralı yüreklere teşekkür ediyorum, yangın yeri yüreklerini bize açtıkları için.

Görüyorsunuz 33 yıl geçtiği halde Maraş katliamının üstünden, katliamı yaşayanlar, can güvenlikleri olmadığından adlarının yazılmasını istemiyorlar. Katiline âşık olmak, denmesi pek doğru gelmiyor bana; katilinden korkmak daha doğru geliyor. O korkuyu yaşayan bilir, onları “korkaklar” diye aşağılayamam.

 

Sultan KILIÇ  – MALATYA                                                                          sultankilic44@hotmail.com

 

 

132

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir