Çar. Eki 28th, 2020

 

 

Tahir ABACI

 

Evliya Çelebi, “yedi iklim”de ün kazanmış bağları, bahçeleri, yaylaları sırasıyla anar. Bunlar arasında, Kâğıthane, Göksu, Meram, Reyhan (Diyarbakır Evsel) ve Asbuzu da var.

 

Çelebi, Asbuzu’yu hepsinden üstün tutar: “Âbıhayatlarının çokluğuyla, havasının tatlılığı yönüyle, sayısız ve sınırsız meyvelerinin bol olması dolayısıyle…”

 

Asbuzu neresi derseniz, Asbuzu çoktandır yoktur, çünkü üzerinde Malatya şehri yükselmektedir. 1838 yılında Mısır seferine çıkan Hâfız Paşa ve ordusu, kışı günümüzde Eski Malatya ya da Battalgazi ilçesi olarak anılan Malatya’da “tek bir evi bile sahibine bırakmadan” geçirince ve geride bir yıkıntı bırakınca, şehir halkı yazın taşındıkları Asbuzu bahçelerinden geri dönemezler ve şehir oraya taşınmış olur. “Bârekallah gülistân-ı bülbülandır Asbuzu / Cenneti tezkir eder âli mekândır Asbuzu” der Malatya’nın bir köyünden olan Niyazi Mısrî.

 

Benim çocukluğumda bile Asbuzu bahçelerinin kalıntılarına rastlanıyordu. Büyükannemin dilinde ise şehire ya da çarşıya gitmek, “Asbuzu’ya gitmek”ti. Annem ise, “Benim gençliğimde Malatya boydan boya gül kokardı.” demişti. Benim gençliğimde de Asbuzu’nun uzantısı olan Tecde gül kokardı. Sadece avlulardan, bahçelerden iri kırmızı güllerin değil, bahçe çitlerinden küçük ve pembe çalı güllerinin de kokusu taşardı.

 

Tecde bahçelerinin de birkaç yıl önce Asbuzu’nun akibetine uğradığını, birer yıl arayla çektiğim kamera kayıtlarından aktardığım iki görüntü ortaya koyuyor. Çocukluğumuzda, “kirazlı bahçe” derdik oraya. Aslında narenciye dışındaki bütün meyvelerin yetiştiği bir bahçeydi. Dört köşesinde su yolları vardı. İçinde iki tane minik göleti vardı. Bahardan itibaren günlük hayatımızın önemli bir bölümü orada geçerdi.

 

Siyaset ve edebiyat tarihinde dahi yeri olan bir bahçedir. Türkiye İşçi Partisi 2. genel kurulu 1966’da Malatya’da toplandığında, Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Sadun Aren gibi adları bu bahçede ağırlamıştık.

 

1970’li yıllarda İstanbul’dan köyüne dönmekte olan Enver Gökçe ile de uğramıştık. Tahta koltukta oturmuş, bahçenin rüzgârlarını dinlemişti. Çok daha önceleri bir başka şair, Malatya’da öğretmenlik yapan Arif Nihat Asya da geçmiş bu bahçelerden ve bir Tecde güzellemesi de döşenmiş.

 

Sadece Tecde değil, şehrin can damarı olan Derme deresinin kıyısında yer alan öteki mahalle ve köyler de aynı durumda. Neymiş, şehir “büyümüş”, “sıkışmış” ve ne hikmetse şehrin dört bir yanını çeviren bozkırlara doğru değil, binlerce yıllık emekle ortaya çıkmış bu cennetlere “genişlemiş” imiş.

 

Kimi ülkeler sanayisi ile, kimi ülkeler demokrasisi ile büyürken, bizim büyümemiz de böyle işte…

93

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir