Çar. Eki 21st, 2020

Maraş'ta çarıkçı Ermeniler

Sultan KILIÇ

Maraş, dağın yamacına kurulmuştu; yani mahalleleri dağın yamacındaydı. Çoğu; gecekondu da olsa bahçeli, tek katlı evlerdi. Arnavut kaldırımı döşeli daracık sokakları, yamaçlarda eğrile büğrüle uzayan yokuşlarıyla yolcuların nefesini keserdi. İnsanı küçülten, boğan, yalnızlaştıran, doğadan uzaklaştıran, baskı altına alan siteler, gökdelenler yoktu 1970’lerin Maraş’ında.

Geceleri de dağın yamacındaki evlerin ışıkları, dağa yıldız serpilmişçesine yalnızlığımıza ortak olurdu. O evleri, o evlerin içerisindeki aileleri düşününce aile özlemimiz artar, terk edilmişlik duygusuna kapılırdık. Oysa bir meslek sahibi olarak hayatımızı kurtarmak, öğretmen olmak için ailemizden belirli bir süre için ayrı kalmak zorunda olduğumuzu biliyorduk.

Bunu, ailemizden üç yıllığına ayrı kalmamız gerektiğini bilmemiz, bazı arkadaşlarımız için yetmemişti. Okula geldikleri günden itibaren ağlamaya başlamış. En fazla bir hafta dayanabilmiş. Ailelerini telefonla arayarak okula getirtmiş ve evlerine geri dönmüşlerdi. Eve dönüş denemesi, en azından eve dönüş isteği duymayan yatılı öğrenci pek azdır.

Maraş-195Ara Güler'den

BİR MASAL ÜLKESİYDİ MARAŞ ÇARŞISI

Çarşı merkeziyse yamacın dibindeki düzlükteydi. Taş hanları, bu hanlardaki zanaatkârları; bakırcılar, terziler, ahşap oymacılar, demirciler, kumaşçılar, halı- kilimciler, yüncüler, peynirciler, yağcılar, yemeniciler, kasaplar, fırınlar, fotoğrafçılar, tarhanacılar, kitapçılar, tuhafiyeciler, baharatçılar, dondurmacılar… Eski, karanlık, daracık, ahşap darabalı dükkânlar… Bir masal ülkesiydi Maraş, çocuk gözlerimizde.

Hele dondurması; bir dondurmanın burularak havada sündürülmesi, çekilip çekilip havalara atılması, kesilerek yenilmesi… Masal ülkesinin damak ve göz büyücüleriydi Maraş dondurmacıları. Tarhananın tandır ekmeği gibi yayvan oluşu, çerez gibi çıtır çıtır yenmesi bizim için yepyeni ve değişikti…

Güz gelince dağın yamacı, kıpkırmızı görünürdü Maraş Kız İlköğretmen Okulu’ndan. Biberler kurutulurdu sergenlerde. Dağın yamacının kırmızıya kesmesi bundandı. Bir de fırtınası vardı ki hiç dinmeyen… Özellikle güz mevsiminde sürekli eserdi şiddetli rüzgâr. Fırtına, gözümüze toz doldurup gözümüzü yaktığında “Eee, tabi ki Maraş’ın tozu göz yakar; içerisine kim bilir ne kadar acı kırmızıbiber karışmıştır.” diye inanarak fikir yürütürdük.

Maraş Kız İlköğretmen Okulu da kent merkezinin dışına doğru, çırçır fabrikasına ve şehirlerarası otobüs terminaline yakın bir düzlüğe kurulmuştu. İlk öğretmen okulu, Maraş Kalesi civarındaki taş binalardan biriymiş. Yeni okul yapılınca o tarihi taş bina, Albayrak İlkokulu olarak hizmet vermeye devam etmiş. Maraş Kız İlköğretmen Okulu’nun son sınıf öğrencilerinin değişmeyen staj adresi de Albayrak İlkokulu’dur.
Okul eski

İki haftada bir çarşı iznine çıkılırdı, iki saatliğine. Çarşıdan kendisi ve arkadaşları için alışveriş yapardı çarşı iznine çıkan öğrenci. Tam zamanında dönmek ve nöbetçi öğretmene geldiğini bildirmek zorundaydı. Maraş sokaklarında koşar adım yürürdük; zamanımız kısıtlıydı. Esnaflar kapılara dökülür, biz de adeta resmigeçitteymişçesine önlerinden geçerdik. Ya da bize öyle gelirdi. Bu durum, hiç hoşumuza gitmezdi, rahatsızlık duyardık.

eski 2

TACİZCİ TOPAL TERZİ VE PARDÖSÜLÜ ÇIPLAK SAPIK

Maraş’ta genç kızlar olarak, genç erkeklerin yürüdüğü kaldırımdan yürümeyi tercih etmeyi öğrenmiştik. Çünkü yaşlı başlı erkekler; hatta başında takkesi, elinde tespihiyle camiden çıkanların bazıları daha terbiyesizdiler. Torunu yaşındaki genç kızlara laf atmaları, delikanlıların kibar laf atmalarına rahmet okutur cinstendi. Adeta küfreder gibi, açık saçık laf atarlardı, cinsel organ adlarını söyleyerek taciz ederlerdi.

Hele bir tanesi vardı ki hep paltoyla gezer, kızları görünce paltosunun önünü açarak açıkta hazır tuttuğu cinsel organını gösterir. Kızlarsa ya sessizce ya da çığlık çığlığa kaçarlardı sapığın taciz gösterisinden.

Bir cumartesi öğleden sonra Gülnaz Zengin’le çarşı iznine çıkmıştık. Okuldan çarşıya doğru yürürken Gülnaz, kolumdan tuttuğu gibi adeta sürükledi beni. Nedenini sorduğumda “Görmedin mi? O sapık, pardösüsünün önünü açıp şeyini gösterdi.” dedi. Ben de böyle bir manzaranın çirkinliğini, korkunçluğunu anlatacağım ya “Ayyy, iyi ki görmemişim. Yoksa sırtüstü yere düşer, bayılırdım!” dedim. Gülnaz da “Oh, sapık için hazır olurdun böylece.” deyince utançla, korkarak yolumuza daha hızlı, koş aradım devam etmiştik.

Bir de Topal Terzi T. (Adını, belki torunları varsa utanırlar diye yazmıyorum.) vardı. Vazgeçtim, adını yazayım da dedelerinden utansın torunları. Maraşlı Terzi Topal Tayfun. Bu yaratık da prova sırasında kızları ellemekle ün yapmıştı. Elleme ününü duyan ya da ellenen öğrenciler, bir daha Topal Terzi T’nin dükkânına uğramazdı.

Çocuk yaşların bakış açısıyla belki de bu durumu Maraş’a özgü sanıyorduk. Ama bu tür iğrenç yaratıkların; her ülkede, her ilde olabileceğini… Bunların sadece bizim Maraş’ımıza özgü olmadığını yıllar içerisinde yaşayarak öğrenecektik ne yazık ki.

Okul müdürümüz Mustafa Uçkan’ın kızı da aynı okulda öğrenciydi. O nedenle öğrenciler arasında dolaşan dedikodular ya da gerçekler, elbette müdüre daha kolay ulaşıyordu. Müdür Uçkan, öğrencileri çağırıp bu konuda uyarmış ve onları korumuştur, diye tahmin ediyorum. Okul idaresi ve öğretmenleri bu konuda oldukça hassastılar. Çoğu ailenin koruyamayacağı kadar korumacıydılar.

sultankilic44@hotmail.com

62

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir