Per. Eki 22nd, 2020

 

Bayram sabahı erkenden yola koyuluyoruz Azzet bibiyle. Malatya’nın en eski mezarlıklarını dolaşacağız. Kasımın ilk haftası, ilk şiddetli soğuğu… Beydağı’nı kar kaplamış. İnsanın ağzını burnunu kavuran bir soğuk var. Azzet bibi, bir kez niyetlenmişse soğuk moğuk dinlemez; düşer yollara.

İlk durağımız, Cemal Gürsel Mahallesi’nin kuzeyindeki Kuyuönü mezarlığı oluyor. Malatya’nın en eski mezarlıklarından biri. Çok eski tarihli mezar taşları var. Artık defin işlemi yapılmıyor; yer kalmamış.

Mezarların başlarında ailece dua edenlere rastlıyoruz. Mezar taşları, mezarların üstü bulgurla kaplı neredeyse. Kargalar, serçeler bulgurları yiyor. Bulgur da bu amaçla seriliyor zaten. Bırakılan şekerleri de çocuklar topluyor. Çocukların keyfi pek yok bu bayramda. Geçen bayram olduğu gibi su taşıyarak bahşiş kapma yarışına girmiyorlar. Gece sabaha kadar yağmur yağdığından kimse, mezara su taşıtmıyor.

Kuyuönü mezarlığından çıkıp Çırmıhtı (Yeşilyurt) ilçesine doğru yürüyoruz. Solumuzda, uzaklarda da olsa kaplanan karıyla daha bir heybetli görünen Beydağı… Beydağı’nın soğuğunu getiren rüzgâra karşı yürüyoruz. Yolun sağındaki hareketlilik dikkatimizi çekiyor. Azzet bibi, aha gurban kesiyler. Gedek de bir bahah, nasıl kesiyler, diyor. Benim isteksizliğimi görünce çekiştire sürükleye tahta çitlerle çevrili alana götürüyor beni.

Malatya Belediyesinin 7 numaralı kurban kesim yerindeyiz, afişte öyle yazıyor. Tabanı beton, geniş bir alanın bir kıyısına demir direklerden sarkıtılan zincirlere kancalar asılmış. Kancalara asılan hayvanların derileri yüzülüyor.Yerde beş altı tane tosun yatıyor, kafaları gövdelerinden ayrılmış. Bu kan gölünün çevresine erkekler halka şeklinde dizilmiş. Çevredeki hemen herkesin elinde bıçak ve satırlar var. Yüzülmüş onlarca hayvanı, ağaç kütüklerin üzerinde parçalayarak leğenlere dolduruyorlar. Kan, sel olmuş sokağa aşağı akıyor.

Bu arada gencin biri, canlı koyunu sürükleyerek kesilmiş hayvanların yanına getiriyor. Azzet bibi, bunu görünce dayanamıyor. Çevremizdeki onlarca eli satırlı erkekten çekindiğinden sadece bana duyuruyor:

 “Çağam, seni buraya çeke çeke getirmeyeydim keşge. Bah hele, goyunun gözünü bağlamamışlar büle. O hayvancağız görüyü öteki hayvanların gafalarının gövdelerinden ayrıldığını. Ganlar içinde meyit yattıhlarını. Bah bah, şu sabileri de getirmiş seyrettiriyler. Anam, şu yedi sekiz yaşlarındaki çağaların ne işi var burada? Gözlerini belertmiş bahıylar bu çağalar. Çağaların gözünün ögünde bağırda bağırda hayvancağızları boğazlıyılar. Bu çağalar, böyüdüklerinde adam büle keserler. Haydı çağam, yeter foturaf çekdigin. Birez daha çekersen bizi dögecekler vallah. Hemi de yüregim galdırmıyı, haydı çabik gaçah  burdan.” diyor.

Ayrı ayrı iki kişiden tehditkâr uyarı alıyoruz “menfi bir şey yazmayın” diye. Ne var ki menfi? Hayvanları, birbirinin gözleri önünde boğazlıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi yedi sekiz yaşlarında birçok çocuğa da bu vahşeti izletiyorlar. Hayvan kesim alanındakilerin tümü erkek

Geldiğimize geleceğimize bin pişman, yenilmiş orduların askerlerinden bin beter, süngüsü düşmüş durumda Çırmıhtı’ya doğru yola devam ediyoruz. Çırmıhtı yolu, Tecde’nin ortasından geçiyor. Tecde’nin sağlık ocağının batısında bir park var. Havalar elverdiğinde bu parkta genellikle dedeler oturur. Plastik kovaları bankların yanlarına koymuş, üstüne de keçeli kalemle “ Aha buraya atınız çöp” yazmışlar. Ne kadar da kibarsınız Tecdeliler, diyerek fotoğrafını da çekiyoruz.

Tecde’nin mezarlığına uğruyoruz. Bir süre önce Malatya Belediyesince darmadağın edilen Tecde mezarlığı hâlâ darmadağın duruyor. Yol genişletme gerekçesiyle mezarlar sökülmüş. Mezarların bir kısmı, ilerideki boş alanlara aktarılmış. Burada ziyaretçiye rastlamıyoruz. Çırmıhtı’ya yakın olan mezarlığın ziyaretçilerini görüyoruz. Aileler dua ediyor, çocuklar şeker ve para derdinde o yana bu yana seğirtiyorlar.

Çırmıhtı’nın mezarlığı, en ıssız mezarlık. İn cin top oynuyor mu bilmem; ama burada kimsecikler dolaşmıyor. Çırmıhtılılar göçmüş sanki. Sokakları dolaşıyoruz. Tüm kapılar kapalı, sokaklarda çocuklar yok.Bahçelerde ayva ve hurma bolluğu var. Sonbaharın en güzel sarıları, kırmızıları Çırmıhtı bahçelerine gelip yerleşmiş.

Azzet bibi, hayal kırıklığına uğramış gibi. Diğer mevsimlerde olduğu gibi kadınları kapı önlerinde bulacağını, onlarla sohbeti koyulaştıracağını sanıyordu. “Gurban, bu Şeytandereliler hep birden göçmüş gibi. Bir iki gişi gördük, onlar da torbalarınan arabalarına et yüklüyüdüler. Birgaçı da etleri gasapda çekdiriydi gıyma üçün. Aman insansız köy heç gözel olmyu. Çırmıhdı çoh gözel yer; emme adamıynan, hayvanıynan gözel oluyu yerler. Biri olmadı mı, oranın dadı eksik galıyı.” diyerek günün en anlamlı laflarını kulağıma küpe ediyor.

 

Sultan KILIÇ   sultankilic44@hotmail.com

 

 

  

46

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir