Cum. Mar 5th, 2021

         

 

 

 

                   Âşıklar anıtına da kara çarşaf giydirseydiniz 

 

 

Sultan KILIÇ      

Malatya’nın türküleriyle özdeşleşmiş ilçesi Arguvan’a gidiyoruz önce. 1 saat 20 dakika süren dolmuş yolculuğumuz, Arguvan’ın meydanında sona eriyor. Meydanda pazar kurulmuş. İnsanlar, alışveriş ediyorlar. Herkes, birbirini tanıyor; hatır sormalarından anlıyoruz.

 

 

Meydanın güneyindeki yeşil damarlı mermerden yapılmış; bağlama, çiçek demeti tutan gençler, buğday başaklarından oluşan birleşimiyle ‘Âşıklar Anıtı’nı arıyor gözlerimiz. Yapımı süren küçük parkın hemen köşesinde duruyor; ama bu, o renkleriyle iç açan anıt değil. Resmiyetin ürkütücü, korkutucu, uzak, soğuk rengine boyanmış. Simsiyah olmuş. O sıcaklık, içtenlik kaybolmuş.

 

 

Azzet bibi, kara anıta elini sürüyor, sonra eline bakıyor. Ne oldu, yeni mi boyandı sandın, diyorum.

 

“Gara çarşaf da geydirseydiler barı. Tam olurdu. Anam, yasda mıyıh? Bu irenk, irenksizlik de neyin nesi? Gargalar, beyle yerleri sever. Gelir gelir depesine sıçarlar. Başlarından aşağı yımurta gırmışlar gibi belli olur. Gendiler bülür. Neyderlerse etsinler çağam. Haydı, aççıh gezek Argoğun’u.” diyor.

 

 

 

15 yıl aradan sonra, geçen yıl Arguvan’a geldiğimde bu meydanda bir de ‘Nazım Hikmet Meydanı’ tabelası görmüştüm. Zaten o görüşüm, ilk ve son oldu. Ondan sonra defalarca geldiğim halde bir türlü göremedim tabelayı.

 

 

Arguvan çarşısındaki dükkânlardan biri dikkatimizi çekiyor. Önünde petekler, ballar, çiçekler sergilenmiş. Muharrem Bayram’ın Baran Bal dükkânından ayrılamıyoruz. Türkü festivalinde bal satıp satamadıklarını soruyorum. Bal mevsimi olmadığından satış yapamadıklarını, sadece bal siparişi aldıklarını söylüyor. Temmuzun son haftasında yapılan türkü festivali, dut ve kayısının yenebildiği zamana denk geliyor. Sadece Arguvan’da değil, tüm Malatya’da dut, satılmaz. İkram edilir.

 

 

 

Çakmak yaylasına yolcu olduğumuzu söyleyince, arılarım Çakmak yaylası, Çakşak Mezar Gediğinde, diyor. Sevimli ailesiyle bizi yaylaya davet ediyorlar. Muharrem Bayram ve eşiyle, iki hafta sonra yeniden Çakmak yaylasına gitmek üzere anlaşıyoruz.

 

 

Sabah serinliğinde, Arguvan zaten serin, sağımızda Karahüyük yol ayrımı tabelasını bırakarak Urunun düzünden aşıyoruz. Urunun düzünden sonra Akören köyüyle yeşil kuşak başlıyor. Yeşil Eymir’in girişinde, solda küçük bir malikâneye konuk oluyoruz. Ersoy ve Emine Eren çiftinin evlerindeyiz. Kızları Eda, Elif; bakımlı bahçeleri ve güzel evlerinde, Eren ailesiyle yıllardır tanışıyormuşuz gibi yakınlık hissediyoruz. Yüz yüze ilk karşılaşmamız oysa.

 

 

Ersoy Eren’in çok fazla emek harcayarak topladığı eski eserleri sergilediği odasında neler yok ki. Etnografya müzesi gibi. Bahçede sergilenenlerin dışında, çatıya da istiflemişler eski eşyaları. Eşyaların bir kısmının üzerinde, eşyaların sahiplerinin adları yazıyor. Ata yadigârlarını, burada daha iyi korunur, diyerek bağışlamış insanlar.

 

 

Ersoy Eren’in de çabası, Kültür Bakanlığının gözetim ve denetiminde özel bir müze kurmak. Arguvan’ın tek müzesi hem de zengin müzesi, Ersoy Eren Müzesi olur, gerçekleşirse…

 

Not: Yazarın izni olmaksızın yazı ve fotoğrafları kullanılamaz.

Not: 2. Bölüm: “Milli Güreşçiydi, Şimdi Mişmiş Ağası

 

 

 

sultankilic44@hotmail.com

87

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir