Paz. Eki 24th, 2021

Sultan KILIÇ

Avludaki sanatsal çalışmaları izledikten sonra, üzerinde kitabe olan, doğuya bakan ana kapıdan Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı’nın kışlık bölümüne giriyorum.

Uluslar arası sanat ve kültür etkinlikleri kapsamında, kervansarayın içi de sanat eserleriyle donanmış. Duvarlara çok güzel yağlı boya tablolar asılmış. Meydana heykel ve heykelcikler konmuş. Uzun koridorun güney ucuna sahne oluşturulmuş. Sahnenin karşısına süslü sandalyeler dizilmiş. Burada dört gün, ikişer oturumlu sekiz bilgi şöleni (sempozyum) düzenleniyor. Slâyt eşliğinde bilimsel, sanatsal sunumlar yapılıyor.

Kervansarayın konukları arasında karşılaştığım iki yaşlı kadın dikkatimi çekiyor. Başörtüsüyle, şalvarı ve yeleğiyle Aşağışeherli bibilerimizden ikisinin fotoğrafını da çekiyorum. Yıllardır kapalı duran kervansarayın açıldığını duyunca meraklanmışlar. Gidip biz de görelim, demişler. Azzet bibi: “Ben büldüm büleli, bura pislik içindeydi. Ot gondu, saman gondu, hayvan gondu. Serhoşlar içiy içiy içine şişeleri yığıy dediydiler. Bah, şindi nasıl gözelletin tertemiz etmişler. Vallah cıncıh gibi, heç tanıyamadım. Tuvarlara da iresimleri asmışlar, pek gözel olmuş. Az gezem, görem dedim. Burayı yapanlara Allah irahmat etsin. Haraba olmahdan gurtaranların da işi gücü irast gelsin gurban.” diyor.

Öğle yemeği için otobüslerle Hasan Basri (Korucuk)’ye götürülüyoruz. Yüzlerce katılımcıya, konuğa yemek ikram edilecek bu güzel yerde. Hasan Basri yatırı, Battalgazi ilçesine yakın, yüksekçe bir yerde. Kuzeyinde Karakaya baraj gölünün manzarasıyla tam bir mesire yeri. Ağaçlı, yemyeşil bir düzlük. Battalgazi Belediyesi, öyle güzel eşgüdüm sağlamış ki kazanlarla çeşit çeşit yemek hazırlanmış. Aşçılar ve servis elemanları kazanların başında nöbette.

Ağaçların altına da masalar, sandalyeler dizilmiş. Masaların altı, üstü tencerelerle, sitillerle, tepsilerle dolmuş. Yemekler, hem bol hem de çok çeşitli. Bir kuş sütü eksik, derler ya aynen öyle. Adını bilmediğim, ilk kez gördüğüm pek çok yemek de var. Yemeklerin de fotoğraflarını çekiyorum. Aklımda kalan yemekler: İçli köfte, analıkızlı, muska, tevek sarması, lahana sarması, sıkma köfte, mercimekli köfte, ekşili köfte, kiraz yaprağı sarma, ayva yaprağı sarma, mantı, erişte, mercimekli pilav, sigara böreği, su böreği, haşhaşlı börek, kömbe, yoğurtlu çorba, yoğurtlu sarma, biber dolması, patlıcan dolması, patates dolması, domates dolması, katmer, gözleme, mayalı sac ekmeği, yufka, lahmacun, pirinç pilavı, türlü, patates salatası, ezme salata, bişi, baklava, kayısı tatlısı, aşure…


Mehter takımı marşlar çalıyor arka arkaya. Azzet bibi dayanamıyor: “Çağam, biz yemeğe mi geldik, yoğsam harbe mi gediyik? Yemekden önce mi harp edeceyik soyna mı harp edeceğik? Bahsana cenk kösleri çalıyı…” diyor. Azzet bibi, sıcaktan bunalmış, terlemiş, yüzü al al olmuş. Başındaki kareli, siyah beyaz çarşafını, öfkeyle çekiştirip eline alıyor. Tülbentiyle yüzünü siliyor. Anam, dilimişz damağımız gurudu. Bunnar da davul çala çala kafamdan beynimden etdiler. Her yere mehder getiriyiler. Yemeginen ne ilgisi var şindi, diyor.
 


Azzet bibiye verecek yanıt bulamıyorum. Çaresizce gülümsüyorum. Bir an önce gürültü bitse de şu güzel yemekleri yesek, diyor insan. Meğer valiyi bekliyormuşuz. Vali ve beraberindekiler gelince sırayla yemeklerden almaya başlıyoruz. Yarım saat içinde koca kazanlarla, teşt, tencere, sitil, tepsilerle konukları bekleyen yemekler bitiyor. Azzet bibinin keyfi yerine geliyor. İkram edecekleri yemeklerin başında duran kadınlarla tek tek sohbet ediyor. “Çağam, bütün aclar Aşşağışeher’e mi toplanmış? Çekirge sürüsünün ekin tarlasına girişi gibi oldu. Arguvan’ın Gızıh köyündeki gutsal balıhlar da eynen beyle ediyler. Avratlar, hamır legenini suya endiriyler. Balıhlar, bir dalıyı hamır legeninin içine. Cıncıh gibi, teze galeylenmiş gibi ediyiler. Bu mısafırlar da yemekleri, gaba gonmamışa çevürdüler.” diyor; ama kendi de doyuyor. Keyfi yerine geliyor. Mehter takımının gürültüsünü unutmuşa benziyor.


Her şey bol, temiz, lezzetli, nefisti. Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Eskimalatyalı kadınları övüyor, onlara teşekkür ediyor. O güzel yemekleri hazırlayan, düzenli bir şekilde konuklara ikram eden kadınlar, övgüleri fazlasıyla hak ediyorlar.

Belde belediyeler ve köyler de yemekler hazırlamışlar. Masalarda yemeklerin yanlarında köylerin, belediyelerin adları yazıyor. Yemekten sonra yine otobüslerle ilçe merkezine dönüyoruz. Kervansarayda bilgi şöleni (sempozyum)’nin ikinci bölümü gerçekleştirilecek. Konuklar bu kez bilgi şöleni (sempozyum) için kervansaraydaki yerlerini alıyor.

Azzet bibi, sempozyumda sıkılınca dışarı çıkıyoruz. Alacakapı Mahallesi’ni, Sanat Sokağını geziyoruz. Sanat Sokağındaki konakların kanatlı kapılarıyla dış duvarlarını boyamışlar. Eski görünümlü değişik motifler işlemişler duvarlara. Sokağın ortasına boydan boya panoları dizerek suluboya, karakalem, guaj resimleri panolarda sergilenişler. Sanat Sokağında Aşşağışeherli bibiler, her zamanki gibi kapı önlerine çömelmiş sohbet ediyorlar. Birkaçı da merakını gidermek için eleştirmen tavrıyla resimleri inceliyor. Azzet bibi biraz kıskandı sanırım Aşşağışeherli bibilerin saltanatını.” Gız bacım, gıymatını bülün ha! Sanat mı neyise onun içinde yüzüysüğüz gurban. Dünkü çocuh Romalıların surlarının içine de şey etmişsiğiz emme. Bah, belediye gine de evleriğizin tuvarlarını gözelletin boyamış.” diyor.
 


Arkadaşım Tamar Çıtak, Eskimalatyalı dedesinin değirmen taşını bulup fotoğrafını çekmemi istemişti. Kervansaray’ın güneyindeki dükkânlardan birine soruyorum. Meğer sorduğum kişi, Merkez Mahallesi Muhtarı Mustafa Ünlü imiş. Tam adamına, doğru adrese sormuşum. Muhtar Mustafa Ünlü, hemen arabasını çalıştırıyor; arkadaşı Kemal Koçer’i de yanımıza alarak yola koyuluyoruz.

Yolumuzun üstündeki bir değirmene uğruyoruz. Un ve bulgur öğütülüyor bu değirmende. Muhtar, bu değirmenin önceleri suyla döndüğünü, sular çekilince elektriğe geçiş yapıldığını söylüyor. Bu da Ermeni Kaya’nın değirmeniymiş. Bahçelerin arasından, çalılıkların içinden suyu takip ederek Tamar’ın Lütfü Çıtak dedesinin değirmen taşını buluyoruz. Ermeni değirmenciden geriye sadece değirmen taşı kalmış. O da taşınamayacak kadar ağır olduğundan sanırım.
 


Geriye dönüp bakıyorum da bir güne ne çok şey sığdırmışız. Bizden öncekilerin ne çok eseri varmış Aşağışehir’de. Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ın kaymakamlıkla işbirliği yaparak bu paha biçilmez eserlere sahip çıkması, yapılması gereken en doğru iş. Kalanları kurtarmak, onarmak, korumak ve turizme kazandırmak… Açıkhava müzesi niteliğindeki Battalgazi ilçemizin uluslar arası sempozyumlara ev sahipliği yapıyor oluşuysa gecikmiş bir etkinlikti. Belediye başkanının girişimiyle zararın bir yerinden döndük. Uluslar arası sanat etkinliklerinin Battalgazi’de gerçekleştirilmesinin geleneksele dönüştürülmüş olması kazançtır.
 


Bu etkinliklere halkın sahip çıkmasının teşvik edilmesiyse takdire değer. Yalnız, halk yemek yapmakla kalmamalı. Anılarıyla bilgi dağarcıklarını gelecek kuşaklara aktarabilmeliler. Halka, bu ortamların hazırlanması, halkın katkı sunabilmesini kolaylaştıracaktır. Düzenleme komitesinin bunu dikkate almasını umuyorum.


  sultankilic44@hotmail.com

 

197

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir